Ankara, Amed’den sonra Brüksel’de yapılan “Barış ve Demokrasi Konferansları” çözüm yolunu gösteriyor.  Konferanslara halkın ezilen kesimlerinin hepsi katıldı. Anadolu ve Mezopotamya halkları tarihleri, bugünleri ve gelecek vizyonlarıyla biraradaydı. Temsil edilmeyen ulus-din-mezhep yoktu. Kadınlar sayıca daha az olsalar da, sadece anne-kardeş-eş olarak değil, devrimci militanlar olarak ağırlığını gösterdi.

Çocuklarını, kardeşlerini ve eşlerini yitirmiş barış anneleri acılarını bastırıp umutlarını dile getirdiler. Dersim soykırımı başta olmak üzere bütün katliamlar acıyla hatırlandı, mahkum edildi.
Ermeni-Asuri-Süryani-Ezidi-Alevi soykırımlarının unutulmadığı ve unutulmayacağı görüldü. Hakikatlarla yüzleşme temelinde barışçı ve demokratik çözüm yolu tartışıldı.
Gezi Parkı direnişi selamlandı ve Taksim-Lice dayanışmasının önemi vurgulandı. Halkların mücadele birliği herkesin umudu oldu.
Çözüm yolunu bekleyen tehlikeler, AKP ve devletin tasfiyeci zihniyeti herkes tarafından dile getirildi. Birinci aşamada gerilla güçlerinin çekilmesine rağmen, devletin ve hükümetin gerekenleri yapmamakta direnmesi-oyalama taktiklerine başvurması vurgulandı. Çözüm sürecinin ilerlemesi için tek taraflı çabaların yeterli olamayacağı, karşılıklı olarak güven verici adımların şart olduğu açıklandı.
Bütün endişe ve kuşkulara rağmen, barışçı-demokratik çözüm yolunun başarısı için gerekenler ortaya konuldu. Konferans bileşenleri bunu sonuç bildirgesi ve kararlarla ortaya koydular. Bu doğrultuda ortak mücadele kararı alındı.
Bu kadar geniş katılımın olduğu bir zeminde bütün farklılıklar kendisini ifade etti. İstemlerini-eleştirilerini dile getirdi. Bu konferansın zenginliğini ortaya koyan ve güçlendiren bir yan oldu.
Şu açıkça ortaya çıktı ki konferans tüm ezilenlerin ortak platformu oldu. Çözüm süreci sadece Kürtlerin-Kürdistanlıların değil tüm ezilenlerin sahip çıkması ve başarıya ulaştırması gereken bir süreçtir. Ancak bu sürecin başarıya ulaşmasıyla tüm ezilenler özgürleşebilir ve barışçı-demokratik bir yaşama kavuşabilir. Bu nedenle süreci destekleyenler sadece Kürtleri desteklemiyorlar, en başta kendi özgürlükleri için mücadele ediyorlar.
Bu çeşitlilik içinde elbette mücadelenin bütünlüğünü ve geleceğini göremeyen duygusal tepkiler- konuşmalar da oldu. Sanki Sayın Öcalan on yıllar önce bunu görerek söylemiş: “Irak’tan başlayıp tüm ortadoğuyu Lübnanlaştırmak  isteyenler var. Bizi de bu oyunlarına çekmek istiyorlar. Biz bunun farkındayız ve bu oyunlara düşmeyeceğiz. Ortadoğu’da dar sınıfçılık, dar ulusçuluk, dar dincilik ve mezhepçilik, aşiretçilik-ailecilik kimseye fayda vermez. Tersine herkese-hepimize felaket getirir. Tutarlı bir yurtseverlik ve en geniş demokrasi, herkese en geniş demokrasi-bu çok önemli- hepimize nefes aldırabilir. Ancak böyle özgürleşebiliriz.”
Bu sözlerin anlamı bugün daha da çok artmıştır ve hepimize ışık tutmaktadır.
İçten ve dıştan saldıran her türlü savaş kışkırtıcısı çözüm sürecini bozmaya çalışıyor. Ama bütün bu saldırılar boşa çıkarılıp çözüm süreci başarıya ulaştırılabilir. Yeter ki konferans bileşenleri ve temsil ettikleri kitleler güçlerini birleştirip aldıkları kararlar doğrultusunda mücadeleyi yükseltsinler. Dönem mücadeleyi yükseltme ve kazanma dönemidir. Doğru yol ve yöntemlerle mücadele eden halklarımız kazanacaktır.