Son dönemlerde basına yansıyan-yansıtılan iyimser havalara göre “Kürt sorunu”nun çözümü için düğmeye basıldı. “ABD patronajında Türkiye-Barzani-Talabani arasında anlaşma sağlandı. Çözümün eli kulağında” deniyor. Bu doğrultuda sürdürülen çabaların yeni olmadığı da biliniyor. O zaman çözüm ve yeni olan nedir sorusuna cevap vermeden önce geçmişe kısaca göz atalım.
Aslında “Kürt sorunu” deyimi devletin ve devletçilerin dilidir ve yanlıştır. Kürtlerin Kürt sorunu olabilir mi? Kürtlerin bir ulus olarak vatanları işgal edilmiş, parçalanmış, paylaşılmış ve her türlü hakkı-hukuku gasp edilmiştir. Kürtlerin kendi temel hakları ve özgürlükleri için verdikleri mücadele asilik, eşkıyalık ve teröristlik olarak görülmüş, birçok defa kanlı biçimde ezilmiştir. Ancak PKK önderlikli son özgürlük hareketi bir türlü ezilememiştir. PKK önderliğindeki Kürt halkı, son 30 senede çok ağır bedeller ödeme pahasına özgürlük çizgisinde direnmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi inkar edilemeyecek biçimde ve özde uluslararası politikanın da gündemine oturmuştur. Artık Kürdistan’ı bölüp parçalayıp paylaşanların ciddi olarak bir “Kürt sorunu” olmuştur. “Arap baharı” ile birlikte bölge yeniden şekillendirilirken Kürdistan’ın üzerinden transit geçilemezdi. Arap baharının bölgedeki kilidi Kürdistan’dır. Kürdistan’da kalıcı bir çözüm olmadan bölgede kalıcı bir çözüm olanaksızdır. TC başta olmak üzere sömürgeci devletlerin Kürdistan’ı sömürge olarak tutabilmek için geçmişten bugüne büyük devletlerle yaptıkları ittifaklar, bu devletlerin de soruna taraf-ortak olmaları sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle de ne yazık ki, bugün çözüm denilince bölge sömürgeci devletleri kadar hatta onlardan daha fazla söz sahibi olmaktadırlar. “Sorunun” çok aktörlü hale gelmesi çözümü de geciktirmektedir. Bu çok bilinmeyenli denklemin çözülmesinde Kürt halkının kendi pozisyonu ne olacaktır, Kürt halkının öz iradesi çözümde ne kadar belirleyici olacaktır? Sonuçta Kürt halkı ne kadar özgür olacaktır? Sorun gelip burada düğümlenmiştir.
Aslında 1993’teki ilk ateşkesten beri çözümün yolu ve ilkeleri bellidir. O zaman niye 20 sene kaybedilmiş, bunca can ve kan kaybına yol açılmıştır? Kürtler açısından barışçı çözümün çerçevesi o gün de bu gün de esas olarak aynıdır. Ama devlet adına çözüm arayanlar hem sürekli değişmiş hem de net bir çözüm planı getirmemişlerdir. Ayrıca devletin görünen planı ne olursa olsun her zaman özgürlük hareketinin tasfiyesini dayatmışlardır. Devlet hala askeri-polisiye saldırılara paralel olarak bazı göstermelik kırıntılar bahşederek Kürt Özgürlük Hareketini parçalamayı, eritmeyi ve tasfiye etmeyi planlamaktadır. Sayın Öcalan 14 senedir hücrede ve 11 aydır tamamen tecritteyken, dağlardan her gün cenazeler gelirken, zindanlar PKK’li devrimciler ve Kürt halkının siyasi temsilcileri olan milletvekilleri, belediye başkanları ve BDP üyeleri ile doluyken çözümden söz edilebilir mi? Kürt halkının önderliğiyle-öncüleriyle kayıtsız şartsız eşitliğini ve özgürlüğünü sağlamayan bir çözüm olmaz. Bu sahtekarlık ve yeni bir kandırmaca olur.
AKP çevresindeki bazı liberaller, bazı Kürtler AKP’nin ciddiyetsizliğini eleştirip uzaklaşırken Leyla Zana’nın Erdoğan’a umut bağlayan son açıklamaları daha çok tartışılacak. Ama biz şu kadarını söyleyelim: Bu açıklamalara niye sadece Burkay, Çelik ve AKP’nin bazı Kürt kökenlilerinden destek geldiğini öncelikle Leyla Zana düşünmelidir. Bugüne kadar Roboskî katliamını çözemeyen Erdoğan ve AKP “Kürt sorununu” nasıl çözecek? PKK’yi tasfiye ederek Kürtleri özgürleştirmeyi vaat eden AKP ve destekçileri geçmiş isyanlarda işbirlikçi aşiretlerin de sürgüne yollandığını unuttular mı? Kürtler bugün her parçada ve her yerde birlik olabildikleri ölçüde özgürlüğe çok yaklaşacaklardır. Aksi taktirde özgürlükten vaz geçmişler demektir. KCK Başkanı Karayılan Avni Özgürel ile yaptığı son konuşmada çok haklı olarak:
“Gelinen noktada düğüm çözülmek isteniyorsa bunun yolu İmralı’dır. Orada bir değişme olmadan bizim bir şey yapmamızın ne ideolojik temeli, ne yoldaşlık, ne ahlaki bir zemini yoktur. Hiçbir şey yapamayız!” diyor ve ekliyor: “Biz ona bağlıyız. Kürt camiasında, siyasetinde kimse farklı bir şeye cesaret edemez. Devlet uğraşıyor; gidiyor bilmem kimi getiriyor Avrupa’dan. Marjinal kimseleri getiriyor. Olmaz... Sonuç alamaz.”
Gerçeklik budur. Diyelim ki Karayılan yanıldı ve AKP’nin Sri Lanka modeli başarılı oldu. Kim PKK’nin tasfiyesi üzerinde özgür bir yaşam kurabilir ki? Bu tam tersine Kürtler arasında çok uzun sürecek, belki de hiç kapanmayacak yaraların, kırılmaların başlangıcı olur. Anlaşılıyor ki AKP ve hempaları PKK’yi tasfiye etmeyi bir kere daha denemektedirler. Kürt halkının mücadele birikimi, deneyimi ve direnişi bu hayalleri paramparça edecek, gerçekleşmesine asla izin vermeyecek ve halkın iradesi doğrultusunda onurlu bir barış, onurlu bir çözüm için yolu açacaktır.