Selim FERAT

Fransa maçı kazandıktan sonra, yoksullar ve varlıklılar aynı anda Münih sokaklarına döküldüler.

Bir maçın sonuçları, ortalam her Fransızı geçici olsa da, topla birlikte yuvarladı gitti.

Türkiye ise Adnan Oktar’a kilitlendi.

Türkiye’deki toplumun Adnan Oktar’ın haremiyle flört ilişkisine icazet verenlerin, Oktar’ın saltanatına son vermesiyle birlikte:

Ahmet Hakan başta olmak üzere, Türkiye’de nam sahibi köşe yazarlarının tümüne yakını, bu Adnan’ın peşinden sürüklendi.

Oktar’ın İsrail taraftarı olduğunu bilenler, bunu yeniden keşfettiler ve her geçen gün bir skandalla birlikte, "Oktar Olayı" daha da büyüdü.

Ve Adnan Oktar Olayı da yuvarlanan bir topa benzedi.

Yuvarlanarak büyüyecek.

Yuvarlandıkça, toplumun bir kesimini arkasından sürükleyecek.

Sonra maç bitecek!

O zamana kadar:

Kararnameler çıkarılacak;

Rojava’da zeytin ağaçları lav silahlarıyla yakılacak;

Efrîn’de katl devam edecek;

Kandil’de kimyasal silahlar kullanılabilecek;

Güney Kürdistan’da işgal daha da geniş bir alana hükmedecek;

Kuzey Kürdistan’da, kentlerde askeri ve polis operasyonları arttırılacak;

HDP’ye karşı başlatılan ırkçı politika, belki de beklendiği gibi yasaklanmasını birlikte getirecek;

Milletvekilleri tutuklanacak;

Enflasyon’un yükselmesiyle birlikte milyonlarca insan işsiz kalabilecek;

Memurların yeşil pasaportları geri alınacak;

Maaşlarda kesintiler olacak;

Kemer sıkma politikası sonucu, ekonomideki çöküşün faturası, orta tabakaya ve işçilere ödetilecek;

Kadın cinayetlerindeki artış, Oktar’ın kediciklerine endekslenen öfkeye kurban edilecek.

Ve eğer maçı kaybetmişse Oktar, yeni bir olay ve olaylar silsilesi yaratılarak, toplum başka bir topun arkasında yuvarlanmaya mahkum edilecek.

Dünyadaki durum da bundan farklı değil.

Trump’ın delilikler dedikleri, ABD’nin yeni politikası, dünya halklarını uzun bir dönemden beri, zikzaklarla dolu ve böylece keyifli yuvarlanan Trump topu arkasına takmış oldu.

Eski solcular, savaştan medet umar gibi.

Molla rejiminin ortadan kalkmasının umudunu Trump ve Nahatyahu’nun İran’a saldırısına bağlıyorlar.

Türkiye’deki halkın 24 Haziran 2018’de gerçekleştirilen örtülü askeri darbesiyle birlikte Tek Adam rejiminin adı olan Erdoğan’dan kurtulmasının, dışarıdan yapılacak bir müdahale sonucu gerçekleşeceğine inananlar az değil.

Kuzey, Rojava ve Güney Kürdistan’ın Türk işgalinden nasıl kurtulacaklarıyla ilgili tablo daha da karmaşık varsayımlarla dolu.

Bu çözümsüzlüğü düşündüğümde, çözüm Diyarbekir’deki gibi olmalı dedim.

Dört tarafı askerle çevrili, işten polis ve jandarma kuşatması altında olan Diyarbekir halkı, inatla Ankara’ya evet demedi. Efrîn de öyle, Kobanê’de!