Her tarihi toplumsal süreç, kendine has bir eylem ve söylem diline sahiptir. Buna zamanın ruhunun dili de diyebiliriz. Zamanın ruhuna uygun davranmak, ne kadar zorunlu ise, zamanın ruhu tarafından şekillendirilmiş dile dikkat etmek de, bir o kadar önem arz etmektedir. Başarı, ancak bu diyalektik ilişki bütünselliğe göre davranmakla elde edilebilir. Toplumlar tarihine kaydedilen bütün başarılar da bu şekilde kazanılmıştır.

Hepimizin yaşayarak tanıklık ettiği gibi, 2013 Newroz bayramında Türkiye’de de yeni bir toplumsal mücadele dönemine geçiş yapıldı. Kürt halk önderi Abdullah Öcalan, bu süreci “demokratik kurtuluş süreci” biçiminde kavramlaştırdı. Demokratik kurtuluş süreci, öz itibariyle, Türkiye'de yaşayan bütün halkların ve inanç gruplarının yaşadığı sorunları içinde şiddetin yer almadığı demokratik yol-yöntemlerle çözüme kavuşturmayı amaçlamaktadır. Bu anlamda, demokratik kurtuluş, zamanın ruhu, hem otuz yıllık devrimci zamanın ruhunun farklı bir şekilde devamı, hem devrimci zamanın dilinden tamamen farklı dili esas almaktadır.
Zamanın ruhu, nasıl ki, tüm toplum kesimlerini kuşatıyor ve herkese görev ve sorumluluklar yüklüyorsa, demokratik kurtuluş süreci de, Türkiye’de yaşayan tüm toplumların ve toplum kesimlerin omuzlarına önemli görev ve sorumluluklar yüklemektedir. Bu görev ve sorumlulukların başında zamanın eylem ve söylem diline dikkat etme yer almaktadır. Bu dil, her şeyden önce ötekileştirme, yok sayma, hakaret etme, aşağılama gibi söylemleri kesinlikle reddetmektedir; hoşgörü ve empatiyle, farklılıkları olduğu gibi kabul etme ve haklarını teslim etme, saygı içeren anlayış ve davranışları esas almaktadır.
Buna en fazla dikkat etmesi gereken kesim, yasama-yargı ve yürütmenin gücünü elinde bulundurduğu için hükümettir. Çünkü çözüm sürecinin sağlıklı-başarılı yürütebilmesi için gerekli yasalar ancak hükümetin çabasıyla-onayıyla çıkarılabilir. Dahası hükümetin sahip olduğu imkan ve araçlar tüm toplum kesimlerinkinden çok daha fazladır. Bu nedenle, hükümetin sorumluluğu herkesten daha fazladır. Burada iktidarın önemsemesi gereken ilk şey demokraside ısrar eden kesimleri -geçmişteki dille- 'terörist' olarak tanımlamaktan vazgeçmesidir. Bu arada, “yol temizliği” için kimi yasal değişiklikler hayati önemdedir.
Örneğin mevcut yasalar, rahatlıkla herkesi 'terörist' olarak damgalayıp cezaevine atabilmektedir. Bu yasalardan dolayı tutuklanmış 7-8 bin siyasetçi cezaevinde; yaşı 70’i geçmiş insanlar ile henüz 18’ine basmamış çok sayıda çocuklar cezaevinde; seçilmiş yerel yöneticiler ve milletvekilleri cezaevindedir. 12 Eylül darbesinin ürünü olup da demokrasiyi öğüten siyasi partiler yasası ve seçim yasası ciddi bir engel teşkil etmektedir.
Bu ve benzeri yasalar değiştirilmedikçe, başlayan demokratik çözüm sürecinin başarıyla sonuçlanması oldukça zordur. Hükümet, bu gerçekliği göz önünde bulundurarak, eylem ve söylemlerinde bir değişikliğe gitmek durumundadır. Artık karar hükümetindir. Hükümet ya zamanın ruhuna uygun olan dil ve eylemi esas alarak, Ortadoğu’nun parlayan yıldızı haline gelecektir; ya da zamanın ruhuna katleden eylem ve söylemlerini sürdürerek daha ağır toplumsal felaketlere neden olacaktır.

Kandıra F Tipi Cezaevi