* Demokratik Çözüm ve Barış sürecini tehdidin yanı sıra Devrimci Halk Savaşı ile bağlantısının altını çizen Kalkan, kadın özgürlük çizgisinin de hedeflendiğini vurgulayarak, ekledi: “Kürt sorununu yaratanların soykırım ve katliam silsilesinin bir parçasıdır.”  


*Katliamın bütün gerçekliğiyle itiraf edilmesi sorumluluğunun genelde Avrupa, özelde Fransa’nın olduğunu kaydeden Kalkan, “Dar, hukuksal olay olarak görmemek gerekir. Siyasi ve tarihseldir; çözümü, Kürt sorununun çözümünün önünü açacak” diye konuştu.



Kürt sorununu yaratanlar, çözümünü engelleyenler, bu sorun üzerinden rant elde edenler; siyasi, ekonomik çıkar sağlayanların açığa çıkmasının, çözümü de kolaylaştıracağını belirten PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Paris Katliamı’nın aydınlatılmasının böyle bir işlevi olacağını söyledi. Kalkan, Öcalan’ın değerlendirmelerini baz alarak, “Paris Katliamı, Kürt meselesinin kördüğüm haline getirilmiş bir olayıdır. Paris Katliamı çözülürse Kürt kördüğümü de çözüme kavuşturulabilir” dedi.
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, ANF’nin sorularını yanıtladı.

Paris Katliamı nasıl bir süreçte gerçekleşti, 9 Ocak tarihi tesadüf mü?

9 Ocak katliamı (Paris Katliamı) gerçekten de Özgürlük Mücadelesi tarihimizin en önemli ve temel olaylarından biri. 9 Ocak tarihi ve Paris, kuşkusuz bir tesadüf değil. Sorumluların açıkça ifade edilmeyişi de bunun göstergesi. Fransa yönetimi bu işin üzerine gitmiyor. Öyle anlaşılıyor ki kendisi de suç ortağı konumunda veya politik hesaplar ve çıkarlar peşinde koşuyor.
Önder Apo, 9 Ocak’ta İmralı’da devlet heyeti ile görüşme halinde olduğunu ifade etti. Dolayısıyla katliamın, başlattığı yeni demokratik siyasi çözüm sürecine karşı bir saldırı olduğunu belirtti. Geçen bir yıllık süreç de bu gerçeği net bir biçimde ortaya koydu. Kürt sorununun çözümüne karşıt olan güçler, nasıl ki bunun ilk adımlarını engellemek için Paris Katliamı’nı düzenledilerse yıl boyunca da benzer engelleyici tutum ve saldırılarını hep sürdürdü. Önder Apo bunları ‘paralel devlet’ olarak tanımladı. Şimdi bu gerçeği birçok çevre kabul ediyor. Fakat bu realite daha bütün boyutlarıyla aydınlatılmış olmaktan uzak. Paralel devlet hükmünü icra etmeye, süreci sabote etmeye, engellemeye devam ediyor.
Paris Katliamı, Önder Apo’nun geliştirmeye çalıştığı yeni sürecin başlangıcında gerçekleşti. Onun için bir tehdit özelliği taşıdı. Ama aynı zamanda 2011-2012 Devrimci Halk Savaşı’nın sonucunda da ortaya çıktı. Bu süreçle de bağlantılıdır. Bunu da hiçbir biçimde gözardı etmemek gerekli. Bu süreçle bağlantılı olması itibariyle zaten savaş sürecinin gereği olarak Hareketimiz, bütün yönetimimiz bir tehdit altındaydı. Birçok çevre bunu açıktan yapıyordu. 20 PKK yöneticisi öldürülürse bu işin biteceğini ilan ve iddia edenler söz konusuydu. Yani Türkiye ortamında bu tür saldırılar, Hareketimizi ve yönetimimizi hedef alan bu tür katliam saldırıları açıktan tartışılıyordu. Olayı bunlardan kopuk ve bağımsız olarak ele almak da mümkün değil. Kesinlikle bu tartışmaların bir sonucu olarak ortaya çıktı ve bu kişiler kimlikleriyle ortada.
Katliamın hemen ardından ve herkesten önce Başbakan Erdoğan da dahil üst düzeydeki AKP yöneticileri peş peşe açıklamalar yaptılar. Halbuki kendileri için bu gerekmiyordu. Daha PKK yöneticileri değerlendirmeden, hatta olay bile kamuoyu tarafından yeterince duyulmadan Mehmet Ali Şahin’in, Hüseyin Çelik’in ve benzerlerinin açıklamaları bir suçluluk psikolojisini yansıtır biçimdeydi. Hemen bunun bir iç çatışma olabileceğini lanse etmeye çalıştılar, benzer olaylar Almanya’da da olabilir dediler. Yani katliamı örgüt içi bir olay biçiminde göstermek, farklı yönlere çekmek için yoğun bir gayret içinde oldular. Bu da elbette şüpheleri arttırdı. Daha önceki süreçte yapılan tartışmalarla bu husus birleşince bizim şüphemiz AKP Hükümeti’ne, Türk derin devletine dönük gelişti. Biz hala da bu şüphemizi koruyoruz. En azından AKP’nin bir bölümünün kesinlikle bu işin içinde olduğunu düşünüyoruz.
Tabii başkaları da bu katliamın içinde olabilir.

‘Başkaları’ ile kimleri kastediyorsunuz?

Çok açık olmasına rağmen Fransa’nın olaya dair henüz yeterli bir aydınlatıcı açıklama yapmamış olması da bu durumu göstermektedir. Halbuki neredeyse suçüstü denebilecek konumda yakalanmış, cezaevinde olan insan var. Belki başka insanlar da aynı konumda olabilir. Bir yıl geçmiş olmasına rağmen o insanın konumundan bu durum rahatlıkla aydınlatılabilirdi. Türkiye’ye sık sık gidip geldiğine ve Hareketimizin içine sızdırıldığına dönük gayet açıklayıcı bilgiler de var. Aslında bunlar da bizim için son derece olayı anlama, yorumlama gücü kazandırır nitelikte. Hepsini birbiriyle bağlayabilir, olayı bu anlamda tanımlayabiliyoruz. Fakat Fransa’nın olayı resmen ilan etmemesi ve üzerine hukuk çerçevesinde gitmemesi son derece ciddi ve düşündürücü bir durum oluyor. Buradan da baktığımızda bir tesadüf olmadığı görülüyor.
Bir yandan Önder Apo’nun geliştirmeye çalıştığı yeni sürecin başlangıç görüşmeleri sırasında yapılmış olması, diğer yandan Türk basınında açıkça PKK yöneticilerinin vurulması yönünde tartışmaların yapılmış olması ardından gerçekleşmesi, bir yandan bu kadar açık delillerin olmasına, tutuklu insanın bulunmasına rağmen Fransa yönetiminin olayı yeterince aydınlatıcı açıklamalar yapmamış ve hukuken suçlular üzerine gitmemiş olması gibi hususlar olayın tesadüf olmadığını, tersine son derece planlı, programlı, örgütlü yapılmış bir saldırı olduğunu gösteriyor.
Zamanlama bakımından belki kısa süreli kaymalar söz konusu olabilir, fakat öyle çok uzun bir kayma olduğunu, serseri bir mayın gibi patlamayı ifade ettiğini söylemek de doğru olmaz. Tersine zamanlama bakımından da öyle çok zamansız değil. Bu da rahatlıkla görülüp anlaşılıyor.
Zaten katledilen arkadaşlar da öyle tesadüfen saldırıya uğrayacak konumda olan arkadaşlar değil.

Neden onlar?

Sara arkadaşın katledilmesi gayet açık ve anlaşılır bir durum. Partimizin kurucularından. Birinci kuruluş kongresine katılan ve hala örgütümüz içinde olan tek kadın devrimciydi. Uzun süre Amed zindanında kalmış ve direnişi temsil etmiş bir direniş sembolü. Örgüte, Önder Apo’ya, özgürlüğe aşkla bağlı. Bütün saldırılara, korkutmalara, vaatlere rağmen Önderlik ve Parti çizgisinde yürümekte, Özgürlük Mücadelesiyle yürütmekte sonuna kadar kararlı, ısrarlı bir kişilikti. Partiye bu kadar bağlı, Parti kurucularından bir kadın, aynı zamanda bir Alevi ve Dersim alanından! Birçok özelliğe sahip. Saldırılar tümüyle bu özellikleri hedefliyor. Kadın gerçeğini hedefliyor, Alevi gerçeğini hedefliyor, Dersim gerçeğini hedefliyor, bilinçli ve PKK’de ısrarlı olmayı hedefliyor.
Diğer arkadaşlar da benzer durumda. Rojbin arkadaş gerçekten de Özgürlük Hareketimizin Avrupa’da tanınması ve diplomasi ayağının gelişmesi noktasında son derece verimli, cesur çalışmalar yapan bir kişilik. Bütün kuşatmalara, terörist yaftası altında tecrit etme çabalarına rağmen yaratıcılığıyla, bilinciyle, girişkenliğiyle, çekiciliğiyle tüm kuşatmaları kıran bir özelliğe sahip. Dolayısıyla neyin hedeflendiği onunla da ortada.
Yine Ronahi arkadaş da hiçbir zayıflık, geri çekilme, tutukluk, karamsarlık belirtisi göstermeden büyük bir coşkuyla, heyecanla, tutkuyla Özgürlük Mücadelesine katılan bir militan. Kürt gençliğinin gerçek bir sembolü. Katılımıyla, heyecanıyla, çabasıyla her yerde mücadele etme özelliğiyle gerçekten de gençliğe örnek oluşturabilecek düzeyde bir gençlik militanı, devrimci militan.
Bütün bunların hedeflenmesi dikkat edilirse tesadüf değil. Avrupa’da böyle bir saldırı da tesadüf değildir.

Niye başka yerde değil de Avrupa’da bu saldırı gerçekleşti, Avrupa’da gerçekleşmesi daha mı kolaydı?

Kuşkusuz olayı kolay ve zorluk bakımından ele almak çok gerçekçi olmaz. Her yerin kendine göre kolaylığı var, zorluğu var. Fakat Avrupa’da olmasının bir anlamı var. Bununla bütün Avrupa toplumları, Avrupa sistemi tehdit ediliyor. PKK’ye karşı tutum bu olacak, hiç kimse farklı politika tehdidi içine girmesin tehdidi yapılıyor. Avrupa toplumlarına PKK’ye ve Kürtlere karşıt olun, düşman olun, biz onları bu biçimde yok edeceğiz, bu denli tehlikeli insanlardır imajı verilmeye çalışılıyor. Bunların hepsi inceliğiyle düşünülmüş, hesaplanmış hususlar bizce. Bu bakımdan da nereden bakarsak bakalım Paris Katliamı çok bilinçli, planlı, örgütlü bir cinayet olarak ortaya çıkıyor. Belki bu dünyada binlerce yıldır yaşanmış olan her şey birer tesadüf olabilir. Eğer hepsine tesadüf diyeceksek, en son tesadüf olduğu söylenecek olay Paris Katliamı’dır. Bunu böyle belirlemek, tanımlamak en doğrusu olacak.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan katliamın ardından yapılan ilk görüşmede “bu katliam bir işarettir” demişti. Katliam neyin işaretiydi?

Katliam bir tehdit işaretiydi. Yani bütün kuşatmalara, engellemelere, karşıt planlamalara rağmen Kürt sorununun çözümünde, bunu demokratikleşme temelinde halkların kardeşliği temelinde gerçekleştirmede ısrar etme çabalarına karşı bir tehdit işaretiydi. Yani biz bunu yaptırtmayacağız, ne yaparsanız yapın, hangi yöntemlere başvurursanız vurun, ne kadar çaba harcarsanız harcayın sizin önünüz açık değildir, size o fırsat verilmeyecek, dolayısıyla Kürt sorununun çözümü engellenecek, bu çözüme izin verilmeyecek! Hele hele çözümün demokratikleşme ve halkların kardeşliği temelinde yapılmasına, gerçekleşmesine asla izin verilmeyecek tehdidini içeriyordu. Biz bunu anlıyoruz.
Kürt sorununu yaratan ve yüz yıldır var olmasına neden olan güçler şimdi Önder Apo’nun çabalarıyla, Hareketimizin ve halkımızın mücadelesiyle çözümü aranan, çözümü gündemleştirilmiş olan sorunu çözümsüz kılmak için, bu çözüm çabalarını boşa çıkartmak ve engellemek için elinden gelen çabayı harcıyorlar.

Niye?

Çünkü varlığını ve çıkarını Kürt sorununun üzerine kurmuş. Kürt sorununun varlığı üzerinden egemenliğini sürdürüyor, sömürü yapıyor, çıkar sağlıyor. Bu gayet açık ve anlaşılır bir durum. Bu bakımdan kapitalist modernite sisteminin tarihsel olarak gerçekleşmesi ciddi bir insanlık düşmanlığını, insanlık karşıtlığını, soykırım gerçeğini ifade ediyor; halklar karşıtlığını içeriyor. Bu noktada da en çok Kürt karşıtlığını, Kürt düşmanlığını içeriyor. Buna Önder Apo “Kürt kapanı” tanımını da getirdi. Kürdistan’ı bölen-parçalayan, bugün 40 milyona ulaşmış toplumu inkar eden ve yok etmek için kültürel soykırım rejimini onlarca yıla yayacak şekilde sürdüren bir sistem gerçeğiyle yüz yüzeyiz. Bütün bunlar planlı, iyi düşünülmüş, belli çıkarlara bağlanmış olaylar. Öyle rastgele ortaya çıkmış, kendiliğinden oluşmuş bir durum kesinlikle değil.
Aslında Kürt sorununun yaratılması bir tesadüf değildir. Esas plan, proje, örgütlülük çıkar hesaplarına dayalı bu işin gerçekleştirilmesi Kürt sorununun yaratılma gerçeğinde var, özünde var. Öyle bir durum ortaya çıkartılmış ki, bu soruna dayanarak hem Kürtler etkisizleştiriliyor, sisteme bağlanıyor, hem de Kürtlere dayanılarak bölgenin bütün toplumları ve devletleri denetim altında tutuluyor. Hepsi üzerinde hem baskı uygulanıyor, sömürü uygulanıyor, hem de hepsi baskı ve sömürü uygulayanlardan medet umar hale getiriliyor. Kapan budur işte! Bir şey yapmasan da yok oluyorsun, yapmaya kalksan, mücadele etsen de yok oluyorsun! Karşıtlıkla suçlanıyorsun. Birilerinin çıkarına iş yapar olmakla suçlanıyorsun.
Sözde bu gerçeği en çok anladığını söyleyenlerden birisi örneğin AKP, geçenlerde yine her seçim öncesi ‘terör örgütü ihale alır, taşeronluğuna devam eder’ diyordu. Halbuki gerçekle bunun hiçbir alakası yok. Bu, sistemin mantığı, kendisinin ruhuna kadar bağlandığı, içine girmek için can attığı sistemin mantığı bu. Bunun ne PKK ile ne de Kürtlerle ilişkisi var. Ama o Kürtleri ve PKK’yi suçluyor. Çünkü sistem öyle yaratılmış, sen onu suçlayacaksın, o seni suçlayacak! Önder Apo buna “İti ite kırdırma projesi”, “Tavşana kaç, tazıya tut projesi” dedi. Kürt’e diyor kaç seni yok edecek; Türk’e, Fars’a, Arap’a: Kürt’ü tut, tutmazsan sana bilmem ne yapar, diyor. Gerçekten anlaşılması ve çözümü çok zor bir olay. Çünkü çok karmaşık, çok iç içe geçmiş çıkarlar var; çok derin çelişkileri ifade ediyor. Adeta bir kördüğüm haline getirilmiş bir husus ve herkes de bu işle ilgili. Herkesin eli işin içinde, herkese bir çıkar dağıtılmış. Bir çelişki ve çatışma ortamı oluşturulmuş, hiç kimse iradesiyle bunun dışına çıkamıyor. Kürtler bölgenin diğer toplumlarıyla çelişki ve çatışma içinde tutuluyor, bunun üzerinden politik çıkar sağlanıyor, ekonomik çıkar sağlanıyor, tarihsel çıkar sağlanıyor.
Ortadoğu bu biçimde egemenlik altında tutuluyor. Ortadoğu’dan yeni bir uygarlığın gelişmesi böyle bir yöntemle engelleniyor ve böylece bunu yaratan sistem, kapitalist modernitenin küresel hegemonik sistemi varlığını ve egemenliğini buna dayandırarak sürdürüyor. Aslında tarihsel olarak misyonunu tamamlamış veya Ortadoğu’da egemenlik sürdürebilecek bir kapasiteye, kültüre, değerler toplamına sahip değil. Ortadoğu’nun tarihsel ve toplumsal kültürü karşısında çok geri, çok zayıftır. Dolayısıyla onu egemenlik altına alamaz; üzerine baskı ve sömürü uygulayamaz. O halde hegemonik olamaz, küresel bir güç haline gelemez. Küresel bir güç haline gelebilmesi için ne edip ne edip Ortadoğu’da egemenliğini kabul ettirmesi gerekiyor.
Kapitalizm birkaç yüzyıl içinde dünyanın her tarafına yayıldı; ama Ortadoğu’yu egemenlik altına alamadı. 19. Yüzyıl boyunca Ortadoğu’yu egemenlik altına alabilmek için bin bir türlü yol, yöntem, politika geliştirdi. İdeolojik saldırı yaptı, askeri saldırı yaptı, siyasi saldırı yaptı, herkesi birbiriyle çelişir çatışır hale getirdi, yine de sonuç alamadı, sonunda I. Dünya Savaşı gibi o güne kadar hiç yaşanmamış bir acı ve katliam olayını insanlığın başına getirdi. Öyle bir savaşla Ortadoğu’nun gücünü tüketip Ortadoğu üzerinde egemenliğini, hegemonyasını kurdu. Böyle güç tüketmeye dayalı olarak egemenlik kurmanın, bunu uzun süreye yaymanın yöntemi de Kürt sorununu yaratmak oldu. Kürdistan’ı böl, parçala, herkesin suç ortağı olduğu bir sistem içine koy! Arapları parçala, zayıfla, denetim altına al, bunları Türklerle ve Farslarla da sürekli çatıştır, ondan sonra herkes sana muhtaç olsun, güçleri tükensin, sen de egemenliğini sürdür! Ortadoğu’daki egemenlik sistemi böyle kuruldu. Kürt sorunu böyle bir sorun ve Ortadoğu’da mevcut parçalanmışlığın, gerilemenin, tarihine ters düşmenin altında Kürt sorunu yatıyor.
Kim ki Ortadoğu tarihiyle, toplumsal yapısıyla uyumlu hale gelmek, Ortadoğu’yu kökleri üzerinde yeniden yeşertmek istiyorsa her şeyden önce Kürt sorununu görmek zorunda. Kürt sorununu görmek ve çözmek için çalışmak zorunda. Kürt sorununu çözmeden Ortadoğu’da bir adım bile atamaz. Dahası da var, önce Kürt sorunuyla bu kördüğüm yaratılmış, ilmik örülmüş, bu yetmez, bunu çözerler kaygısıyla arkasından bir de İsrail sorunu, Arap-İsrail çelişkisi, Filistin sorunu yaratılmış. O da işin üzerine tuz biber eker gibi bir özellik taşıyor. Böylece Ortadoğu’da hegemonya kurulmuş. İşte Kürt sorunu böyle bir sorun. Buradan politik, ekonomik her türlü çıkar sağlanıyor. Hak etmediği halde bazı egemenlikler kendini insanlık tarihiyle eş hale getiriyor, dünyaya egemen kılıyor. Şimdi esas böyle bir sorunun varlığı ve ona dayalı çıkar sağlama durumudur.

Paris Katliamı’nın dayandığı mantık bu mu?

Paris Katliamı böyle bir sorunun mantığına uygun, özelliğine uygun gerçekleşen bir katliamdır. Sadece Paris katliamı değil ki! Özel olarak 90 yıldır, genelde iki yüzyıldır Kürtler dört bir yanda, Kürdistan’ın içinde de böyle katliamlara, soykırımlara tabi tutuluyorlar. Milyonlarca şehit verdiler bu katliamlarda. 19.yüzyılda Osmanlı ve İran imparatorluklarının saldırtılması sonucunda. 20.yüzyılın ilk çeyreğinde, I. Dünya Savaşı kapsamında. Ardından I. ve II. Dünya Savaşları arasında, II. Dünya Savaşı içinde oluşturulan bu sistem temelinde Kürdistan’a yöneltilen saldırıların katliamcı karakteri temelinde sayısız katliam ve soykırımlar yaşamış Kürt toplumu. Bu, hep Paris katliamı gibi gizli olmuyor ki! Birçok yerde açıktır, alenidir. Dünyanın hiçbir yerinde yaşanmadığı kadar böyle bir katliam sürecinde Kürt Önderleri idam edilmişlerdir. Şeyh Saitler, Seyit Rızalar, İsmail ağalar, Qazi Muhammedler, Barzaniler katledildiler.
Önderler katledilmiş, direnenler katledilmiş, halk üzerinde en vahşi soykırımlar uygulanmış. Paris Katliamı bunun bir parçası, benzeri. PKK’ye dönük saldırılar da zaten bundan kopuk değil. Zindandaki saldırılar, dağda gerillaya dönük saldırılar, özellikle Önder Apo üzerinde geliştirilen saldırılar hiç de farklı özellik taşımıyor. Hepsi de aynıdır, benzerdir.
Uluslararası komplo gerçeğini hatırlayalım, 9 Ekim komplosu, 15 Şubat komplosu, komployu yürüten güçler inkar etmiyorlar ki, açıkça itiraf ettiler. Önder Apo bunu net söyledi zaten. Katliamı yapan güçler uluslararası komployu gerçekleştiren güçlerdir, dedi. Bu doğru tespittir. Fakat içinde daha başka kim, ne kadar var, ne kadar rol oynadığı, rollerin bu katliamda nasıl karıldığı, paylaşıldığı orası ayrı bir konu. Esas olayın aydınlatılması bunların açığa çıkarılmasını ifade ediyor. Burası daha netleşmemiş, açığa çıkarılmamış. Ama amaçlanın ne olduğu burada çok açık. İşte böyle bir sorunun çözülmemesi, devam etmesi ve bu soruna dayalı olarak egemenlik sürdürme, ekonomik siyasi çıkar hesapları nedeniyle bu katliam yapıldı. Bunu yapan güçler kesinlikle böyledir.
Kürt sorununun demokrasi ve kardeşlik temelinde çözülmesini, böylece Kürtlerin, onunla birlikte Türk, Arap, Fars halklarının bir güç haline gelmesini, Ortadoğu’nun tarihsel kökleri üzerinde yeni bir demokrasi olarak yeşermesini istemeyen güçler var. Bundan çıkarları bozulan, buna karşıt olan, varlığını buna karşı mücadeleye, savaşa bağlamış olan güçler var. Bu gerçeği iyi görelim. İşte o güçler Paris Katliamı’nı da yapan güçlerdir.
Farklı çalışmadan ve farklı kuşaktan üç kadının katledilmesiyle Kadın Özgürlük Mücadelesine nasıl bir mesaj verilmek istendi?
Katledilen yoldaşların o biçimde bir araya gelişleri nasıl gerçekleşti, bu bir tesadüf müydü, orası belki değerlendirilebilir. Bu konuda bizim kanaatimiz şu, olayı yapanlar tarafından fırsat kollanıyordu. Harekete kendi amaçları doğrultusunda ağır bir darbe vurma planlanmıştı. Bunu yapmakla görevli olanlara da bu plan özümsetilmiş ve böyle bir talimat verilmişti. Dolayısıyla hep fırsat kolandı, sonuçta ifade edildiği gibi üç kadın devrimci farklı görevler yürütüyor, özgürlük mücadelemizin 40 yıllık tarihinde tüm toplumu içine alan kuşakları temsil eden devrimciler bir araya gelmiş bulunuyor. Bunu bir fırsat ya da kendi amaçları için daha elverişli bir ortam, bir fırsat olarak gördükleri anlaşılıyor. Öyle değerlendirerek bu katliamı yaptılar, düğmeye bastılar. Zaman olarak da, hedefler olarak da amaçlananı kendileri açısından yeterli gördüler.
Zamanlamasını belirttik, Önder Apo’nun çabalarına verilmiş mesaj var. Kürt sorununu çözümsüz kılma mesajı var. Yönetimimiz üzerinde tehdit oluşturma mesajı var. Aynı zamanda özellikle kadın yoldaşların seçilmiş olmasından kadın özgünlüğünü içeren bir mesajı var. Çünkü başka hedeflere dönük saldırılar da yapabilirlerdi. Nitekim yapmaya çalıştılar da. O süreçte gerçekleşen sadece Paris Katliamı değil. Kandil’de, başka yerlerde birçok katliam denemesinin, girişiminin olduğunu biliyoruz. Türk basını yönetici çevreleri bunu da söylediler, bu tür beklenti içinde olduklarını ortaya koydular. Hükümete danışmanlık yapan bazı kişiler özel timlerin her tarafa salındığını televizyonlardan söylediler. Tayyip Erdoğan’ın danışmanlarından Cüneyt Zapsu vardı, televizyonda açıkça bunları söylüyordu. Kanal D’de konuştu, kulaklarımızla duyduk, dinledik. Bu doğrultuda birçok çaba harcadılar. Bir kısmını biz açığa çıkardık. Bazı girişimler başarısız kaldı.
Sonuçta 2013 Ocak’ında Paris’te Sara, Rojbin ve Ronahi yoldaşları kıstırıp katliamı gerçekleştirdiler. Öyle değerlendirmemiz gerekli. Şunu ifade etmek istiyorum, hedef sadece onlar değildi ve onlar sadece o anda hedeflenmediler. Uzun bir süredir hedefteydiler, ama tam saldırının kimlere karşı, nasıl bileşime karşı yapılması gerektiği konusunda hep bir fırsat kollama yapıldı. Sonuçta bu üç yoldaşın bir arada olması kendi amaçları açısından uygun ve yeterli görüldü ve katliam gerçekleştirildi. Böylece aslında hareketin geneline verilen mesaj var, Önderliğe verilen mesaj var. Kadın, özgürlük çizgimizi temsil ediyor, Önder Apo’ya senin çizgin zafer kazanamayacak tehdidinde bulunulmuş olunuyor. Hareketimiz açısından kadın militanlığı oldukça gelişti, gerillada yer ediyor. Paris’te en eski kurucu kongreye katılmış Sara yoldaşı katlederek aslında bütün hareketi bu biçimde iliklerine kadar sarsmak, acı yaşatmak istediler. Yaşar Büyükanıt eskiden söylüyordu, şimdi Abdullah Gül de söylüyor, misliyle ödeteceğiz, daha ağır acılar yaşatacağız, diyorlar. Bu katliamla benzer bir sonucu almak istediler.
Bununla birlikte özgür kadın hareketimiz ciddi biçimde tehdit edilmek istendi. Kadın militanlığı güçlü bir gelişme göstermiş, belli ki kendilerini çok zorluyor. Böyle bir katliamla korkutmak, ürkütmek, zayıflatmak, dağıtmak, kadın militanlığını geriye çekilir kılmak istediler. Çok önemli bir amaçları buydu. Bu gösteriyor ki kadın özgürlük çizgisinde, kadın Özgürlük Mücadelesinden çok korkuyorlar, çok zarar görüyorlar. Mücadele onları can evinden vuruyor. Gerçek zalimliklerini, katliamcı yüzlerini, vahşetlerini açığa çıkarıyor. Mısır Firavunlarından, Urfa Nemrutlarından daha zalim olduklarını gösteriyor. Onun için Önder Apo’nun geliştirdiği kadın özgürlük çizgisinden ve onun örgüte ve eyleme dönüşmesinden çok korkuyorlar. Gericiliğin, erkek egemen devletçi sistemin en çok korktuğu şey kadın özgürlük çizgisi ve hareketi oluyor. Onu bu biçimde etkileyerek, korkutup ürküterek zayıflatmayı hedeflediler.
Fakat umutları kursağında kaldı.

İlk günden bu yana katliamla ilgili Türk devleti işin içinde dediniz, ‘paralel devlet’ diyorsunuz. Hükümet böyle bir katliamdan habersiz olabilir mi?
Eldeki bilgilerle yorum yapıyoruz. Fakat eksiklikler olabilir biçiminde endişemiz var. O bakımdan da değerlendirirken ihtiyatlıyız. Önder Apo “Uluslararası komployu yapan, beni buraya getiren güçlerle Paris Katliamı‘nı yapanlar aynı güçlerdir” dedi. Biz de uluslararası komployu yapan güçlerin kim olduğunu biliyoruz. “Kürt sorununun çözümünü istemeyen paralel devlet güçleri var” dedi. Böyle bir süreçte onları da tanımladı, lobiler üzerinde durdu.
Bir yıldır Türkiye-Fransa ilişkilerinde değişiklikler ne kadar oldu gözlemek lazım. Neredeyse Türkiye ile Fransa çatışma konumundaydı ama Paris Katliamı sonrası bitti. Artık Türkiye’de ne hükümet ne de çeşitli çevreler Fransa ile bir çatışma içindeler.
Bu bakımdan olayın içinde Fransa’nın en azından belli güçleri,  Türkiye’nin belli güçleri var. Onları yönlendiren küresel sistemin önde gelen aktörleri var. Bunu kabul etmemiz lazım.
Biz açıklamalarından dolayı AKP Hükümeti’nin, yöneticilerinin olayla bağı konusunda kuvvetle şüphe taşıdık. Yönetim olarak bunları biraz değerlendirmeye çaba harcadık. Çeşitli arkadaşlar değerlendirmeler yaptılar, yönetimimiz değerlendirme ve açıklamalar geliştirdi. Önder Apo bu değerlendirmeleri reddetmedi. Dedi, mümkündür, olabilir, ama bu tür değerlendirmeler yaparken dikkatli olmak lazım, yeterince veri toplamak gerekli. Böyle kolay, ucuz yaklaşımlarla olmaz. Elbette doğruydu, biz ona katılıyoruz. Fakat tabii ki AKP’nin yaşadığı telaş kendisinin suçlu konumunu açıkça gösteriyordu.

Cansız, Şaylemez ve Doğan’ın avukatı AP Kürt Konferansı’nda “Paris Katliamı bir Avrupa dosyasıdır, Avrupa sorunudur” dedi. Avrupa ülkelerinin sorumluluğu ne?
Şehit yoldaşların aileleri doğru yolda. Bu sorgulamayı devam ettirmeleri yerindedir. Çözümü de oradan bulabilirler. Çünkü somut olan alan orası. Onun dışında somut çözüm bulacakları yer yok. Türkiye’nin böyle somut sorumlu tutulabilmesi mümkün değil. Öyle bir sorumluluğu kabul edecek durumda değil. Kendileri açısından da öyle değil. Onlar açısından da sorumluluk Avrupa’nın üzerinde. Ailelerin çözümü Avrupa sistemiyle aramaları, orayı sorgulamaları doğaldır, doğrudur, yerindedir. Avrupa Parlamentosunda söyledikleri söz, yaptıkları değerlendirme de doğrudur.
Elbette Paris Katliamı dosyası bir Avrupa dosyasıdır. Avrupa’nın dışında olayın içinde olan güçler vardır, olabilirler. Türkiye gibi, başka yerler gibi! Ama bunların var olması dosyanın Avrupa dosyası gerçeğini olmasını ortadan kaldırmaz. Esası, merkezde olanı Avrupa’dır.
Unutmayalım Avrupa desteği olmadan yalnız başına Türkiye’nin bunu bu biçimde yapabilmesi, öyle bir katliam işleyebilmesi mümkün değildir. Farz edelim ki işledi, o zaman Fransa, Almanya, Belçika niye susuyor? Hepsi biliyor. Fransa istihbaratı ortak çalışıyor, biz de bunun tanığıyız. Nasıl oluyor ki PKK aleyhine olunca ortak çalışıyorlar, bir araya geliyorlar, devletler yok Avrupa Birliği var; ama bir Kürt’e, bir PKK’liye saldırı olmuş, katliam uygulanmışsa ortada Avrupa Birliği hukuku kalmıyor, hatta devletler de kalmıyor? Sorumluluklarından kendilerini azat ediyorlar. Böyle olmaz tabii. Bu nedenle de bu olayın aydınlatılmasından genelde Avrupa, özelde Fransa devleti sorumludur.

Avrupa’daki Kürdistanlılara nasıl bir çağrınız var?

Avrupa’daki Kürt kadınları, Kürt kadın hareketi, Avrupa’da mücadele yürüten Kürt yurtseverleri bu durumu daha iyi değerlendirecek, anlayacak, çözümleyecek konumdalar. Yeterince eleştirel-özeleştirel sorgulama yaparak başarılar kadar, hata ve eksiklikleri de bulup gidermeyi, bu temelde Paris Katliamı’na karşı yürütülen mücadeleyi daha geniş, daha derin, daha zengin yöntemlerle süren ve sonuç alan hale getirebilirler. Bunu da büyük bir duyarlılıkla kesinlikle yapmalılar. Yaparlarsa sonuç alınabilir.
Bu, sadece bir olayın aydınlatılması değil, Kürt sorununun aydınlatılması olacak. Kim Kürt sorununun çözümünü engelliyor? Dolayısıyla bu sorunu yaratanlar kimler? Bu sorun üzerinden rant elde edenler, siyasi, ekonomik çıkar sağlayanlar kimler? Bunlar açığa çıkacak. Bir yerde Kürt sorunu çözülecek.
Paris Katliamı, Kürt meselesinin kördüğüm haline getirilmiş bir olayıdır. Paris Katliamı çözülürse Kürt kördüğümü de çözüme kavuşturulabilir. Önder Apo da böyle değerlendiriyor. O bakımdan da sadece bir olay, bir katliam gibi bakmamak lazım. Dar, hukuksal olay olarak kesinlikle görmemek gerekir. Siyasi olaydır, tarihsel olaydır; çözümü, Kürt sorununun çözümünün önünü açacak, Kürt sorununun çözüm yolunu aydınlatacaktır. Böyle görerek, buna inanarak, bu temelde eylemleri planlayıp örgütleyerek mücadeleyi geliştirmek gerekli.
Meşru savunma/öz savunma, askeri olduğu kadar siyasi olmalı, örgütsel olmalı, ideolojik olmalı, felsefi olmalı. Her bakımdan kendimizi yenilemeliyiz. Donatmalıyız, yeniden yapılandırmalıyız. Çok daha bilinçli, duyarlı, örgütlü ve disiplinli hale getirmeliyiz.

NİLAY EGELİ/ANF/HABER MERKEZİ