Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) üye ülkelerdeki cezaevilerinde, polis karakollarında, mülteci kamplarında hatta akıl hastanelerinde sınırsız inceleme hakkı var. CPT gerekli gördüğü takdirde Türkiye’de herhangi bir cezaevine hiçbir ön bilgilendirmede bulunmadan bir heyet göndererek incelemede bulunabiliyor. Abdullah Öcalan’ın tutulduğu İmralı Cezaevine girme gücüne sahip tek kuruluş.
CPT adı üzerinde işkenceyi önlemek amacıyla Avrupa Konseyi tarafından oluşturulan bir kurum. Amacı ulusal hükümetler üzerinde işkence ve kötü muamele konusunda uluslararası baskı oluşturmak. Çok fazla bir yaptırım gücü yok. Öyle ki ziyaretlerinden sonra hazırladığı raporu incelemenin gerçekleştiği ülke hükümeti onaylamadan yayınlayamıyor. Ama hemen hemen hiçbir hükümet “işkenceyi gizliyor” gibi görünmemek için raporların yayınlanmasını veto etme hakkını kullanmıyor.
Kurum Türkiye’ye en son ziyaretini bundan dört sene kadar önce yapmış. Bu ziyaretin ardından raporunu da 2010 yılında açıklamış. Yani neredeyse iki sene sonra.
Son dört sene içinde Türkiye’de cezaevlerinde neredeyse kıyamet kopuyor. İnsan hakları örgütlerinin raporlarına göre cezaevlerindeki hak ihlalleri olağanüstü boyutlarda.
Hiç Öcalan üzerindeki tecrite, siyasi tutuklular üzerindeki yoğun baskılara, cezaevlerindeki fiziki koşulların kötülüğüne vurgu yapmaya gerek bile yok.
CPT’nin denetim alanındaki Türkiye cezaevlerinden birinde protesto eylemlerine katılan Kürt çocukları adli suçlardan mahkumların arasına atılıp onlara tecavüz edilmesine göz yumuldu. Sadece bu da değil, cezaevinden çıkan çocukların birçoğu gözaltında kaba dayaktan geçirildiklerini, tutuklu kaldıkları sürelerde işkence gördüklerini anlattı. Bütün bu ifadeler insan hakları örgütlerinin raporlarına geçti.
Hasta tutuklular öldü cezaevlerinde. Göz göre göre insanlar demir parmaklıklar ardında eriyip gitti. Bir ring aracında elleri kolları bağlı tutsaklar çığlıklar içinde yanarak öldü. Karakollarda işkence iddialarında kameralar karardı. Karakolda Festus Okey’i öldüren polis memuru 4 sene hapis cezasıyla kurtulup gitti.
Peki CPT neyi bekliyor? Türk hükümetinin toplama kampları kurup insanları tezgahtan geçirmeye başlamasını mı?
İnsan haklarını savunmak, işkenceyi önlemek için çalışmak ciddi bir militan işidir. Ama gelin görün ki bu tür kurumların savunması hep “biz militan gibi hareket edemeyiz” olur.
Hak talebinde bulunanlar artık o kadar seçeneksiz kalmışlar ki çıkışı kendilerini açlığa yatırarak buluyor.
İnsan haklarını savunma iddiasındaki CPT için Fransa’nın Strasbourg şehrinde süren süresiz dönüşümsüz açlık grevi bir utanç kaynağıdır. Artık bu işler o hale gelmiş ki zulmedene karşı  bir vicdan elemi olarka değil, zulme karşı susan susmasın diye insanlar kendilerini açlığa yatırıyor. İnsan hakları için bir şeyler yapın diye açlığa yatılıyor.
Kendileri için hiçbir karşılık beklemeyen, kendileri için hiçbir talepte bulunmayan, insanlığa davet adına açlığa yatan Strasbourg’daki eylemciler hepimizin yüzünün akıdır. Kürtlerin, demokratların, insanlıktan yana olanların kalpleri onlarla birlikte.