Öcalan’ın avukatlarından Özgür Erol, CPT’nin tavrının İmralı’nın denetim dışı tutulmasını onaylamak anlamına geldiğini söyledi.

SELMAN GÜZELYÜZ/MA/İSTANBUL

Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Özgür Erol, CPT’nin raporunun güncel olmadığını belirterek, “İmralı gerçekliğini raporlaştıracağız” dedi.

Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi (CPT), 28-29 Nisan 2016’da İmralı Adası’na yaptığı ziyaretin raporunu 20 Mart’ta açıkladı. Asrın Hukuk Bürosu avukatı Özgür Erol, söz konusu raporun iki yıl gecikmeyle açıklanmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erol, CPT’nin söz konusu raporunun iki yıl sonra açıklanmasını “Teknik olarak değerlendirilemeyecek bir detay” şeklinde yorumladı.

En kritik dönem yok

CPT’nin açıkladığı raporun güncel olmadığına dikkat çeken Erol, önemli hususlara vurgu yaptı. Erol, şunları söyledi: “Her şeyden önce 2016-2018 arası süreci bu dönemde yaşananları değerlendirmeye almıyor. Şimdi 2018’de yayınlandı diye kamuoyunda bugünü yansıtıyormuş gibi bir hava var. Ama en kritik dönemi değerlendirmeyen bir rapordur. Bu bahsettiğimiz aradan yani 2016 Temmuz’dan 2018 Mart’a kadar olan dönemde; Türkiye’de bir darbe girişimi oldu, OHAL ilan edildi, İmralı Adası’na tüm giriş çıkışlar, tüm iletişim yöntemleri iptal edildi ve yasaklandı. Yani bu gelişmelerin hiçbirisi bu raporda yok. Raporun güncel olmadığına dair somut bir vurgu da yok. İmralı’nın durumunu olduğu gibi yansıtan bir rapordur, diyemeyiz.”

Mutlak tecrit örtbas ediliyor

CPT’nin yaptığı denetimin hem hukuki hem de siyasi yönü olan bir denetim organı olduğu hatırlatan Erol,  şöyle devam etti: “Sonuçta CPT siyasal bir kurumun yani Avrupa Konseyi’nin bir altı örgütü. Hukuki yönü de ağır basan bir örgüt. Fakat CPT’nin denetim aygıtlarını işletebilmesi için böylesi yazdığı raporları yayınlayabilmesi gerekiyor. Bu raporları yayımlamasının da ilgili ülkelerin onayına bağlıdır. Burada işin içine siyaset giriyor. 26 Temmuz’da siz raporu yazmışsınız 20 Mart 2018’de yayımladığına göre Türkiye hükümeti bu raporun yayınlamasına daha yeni izin vermiştir. Raporun bir buçuk yıl sonra yayımlanması kuşkusuz siyasidir. Bu özellikle son bir buçuk iki yıldır İmralı Adası’nda artık mutlaklaştırılan tecridin iki yıl öncesine dayanan bir raporla bir nevi gözden kaçırılması işlemidir.”

Nitelik olarak da geri

Erol, CPT’nin konuya ilişkin daha önce de birden fazla rapor yayımladığını kaydederek, en son yayımlanan raporun, nitelik olarak daha önce yayımlanan raporların gerisinde olduğunu söyledi. “Bunun sebepleri üzerine kafa yormamız gerekiyor” diyen Erol, şunları aktardı: “Bu kadar geriye düşüyorsunuz. 2014’te ki şartlardan bile daha geriye düşüyorsunuz ve bunu yaptığınız dönem şartların en ağırlaştığı dönem. Avukatların, ailelerin bağımsız heyetlerin giremediği İmralı Cezaevine hükümet yetkilileri dışında girme yetkilisi olan tek kurum CPT’dir. CPT, 2016 Nisan’da gitti. Üç ay sonra Türkiye‘de bir darbe girişimi oldu. Ve bu darbe girişiminden sonra İmralı’ya dönük çok ciddi iddialar basına yansıdı.  İşte darbecilerin İmralı’ya inmeye çalıştığı, helikopter kaldırdığı gibi söylentiler halen dillendiriliyor. O zaman bu gerekçeyle CPT’nin İmralı’yı ziyaret etmesi talep edilmişti. CPT, Ağustos 2016’da Türkiye’ye geldi ve İmralı’ya gitmedi. Ankara’da görüşmeler yaptılar. Silivri ve Sincan cezaevlerine gittiler ve döndüler.  Yayınladıkları çok kısa bir bilgi notunda, İmralı’ya gitmediklerini ama İmralı için yetkililerden bilgi aldıklarını söylemekle yetindiler. Hadi bunu geçtik aradan bir sene gibi bir zaman geçti ama 2017’nin sonunda bir kere daha geldi, CPT. Bu ziyaretinde de İmralı’ya gitmedi. Dolayısıyla çok açık. En son ziyaretinizi 2016 yılında yapmışsınız. Darbe girişiminden sonra yapmışsınız. Raporunuzu yazmışsınız ve darbe girişiminden sonra bu cezaevini kontrol etme gereğini duymuyorsunuz. Üstüne üstlük o cezaevine sizin dışınızda girme şansı olan başka kimse yok. Yani esasen bu tavır İmralı’nın denetim dışı tutulmasını onaylamaktır.”

AİHM 7 yıldır bekletiyor

Avrupa Konseyi (AK) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) dair de değerlendirmede bulunan Erol, İmralı’ya Öcalan’ın avukatların alınmadığı gerekçesiyle 7 yıl önce AİHM’ye başvuru yaptıklarını anımsatarak, şöyle sürdürdü: “AİHM normalde gelen başvuruyu aldığı zaman, başvuruyu hükümete gönderir. Hükümet de gerekli mercilere kendileri hakkında yapılmış bir başvuru olduğunu iletir ve cevap bekler. Ama 7 yıl geçmesine rağmen AİHM daha başvuruyu hükümete bile göndermemiş. Bunun açıklanabilir bir yönü var mı?  Yerel düzeydeki mahkemeleri makul sürede yargılama yapmadığı gerekçesiyle mahkûm eden bir AİHM, kendi önündeki bir dosyadan karar vermesini geçtik hükümetten yanıt dahi istemedi. Dolayısıyla bunların birbirlerinden kopuk hareket ettiklerini düşünmemiz mümkün değil. Bu pratiklerden ortaya çıkan sonuca göre Avrupa Konseyi’nin de İmralı’nın denetim dışı tutulma prosedürüne katıldığını gösteriyor.”

Erol, CPT’nin yayımladığı son raporun gerek güncel olmaması, gerekse de İmralı’da yaşanan durumun ciddiyetine denk gelmediğini belirtmekle beraber, CPT’nin son raporunda hükümete yönelik ciddi ve yerinde eleştirilerin yer aldığını belirtti. CPT raporuna karşı kendilerinin de bir rapor hazırlayacaklarını söyleyen Erol, “CPT rapor yazmış ve gördüklerini yazmış. Hükümet de gördüğü şekliyle yanıt vermiş. Şimdi biz rapor yayınlayacağız. CPT böyle görüyor, hükümet böyle görüyor. Biz de İmralı gerçekliğini raporlaştıracağız” dedi.

Mehmet Öcalan: CPT görüştürebilir

CPT'nin açıkladığı raporu yetersiz bulan Mehmet Öcalan, "İsterseler bizi bugün görüştürebilirler" dedi.

Öcalan’la Nisan 2016’da görüşen Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi (CPT), bu ziyarete dair raporunu neredeyse iki yıl sonra açıkladı. Raporun tatmin edici olmadığı yönünde CPT’ye yönelik yapılan eleştirilere kardeşi Mehmet Öcalan da katılıyor. Öcalan’ın 2011’den bu yana avukatlarıyla, 5 Nisan 2015’den beridir İmralı Heyetiyle, 11 Eylül 2016’dan bu yana ise ailesiyle görüştürülmediğini hatırlatan Mehmet Öcalan, tecridin bir an önce kaldırılması için CPT’nin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesini istedi.

Her yönü ile ağır ve hassas bir süreçten geçildiğini ifade eden kardeş Öcalan, CPT’nin raporunun yeterli olmadığı gibi gerçekleri de olduğu gibi yansıtmadığını kaydetti. CPT’nin sorumluluğunu yerine getirmediğini belirten Öcalan, “Çünkü hazırlanan rapor 2 yıl sonra açıklanıyor, bu da gerçekliği yansıtmıyor. Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi olarak CPT'nin bir an önce üzerine düşen görev ve sorumluluğu yerine getirmesini bekliyoruz. Ailesi olarak 18 aydır İmralı’da ne olup, bitiyor haberimiz yok. Yaşayıp yaşamadığından haberimiz yoktur. Bu haksızlık kabul edilecek gibi değildir. Sistem bu hakkımızı gasp etmiştir. Bu yasal ve demokratik hakkımızı hem devletten, hem de CPT’den istiyoruz. Bu çok ağır bir hak ihlalidir” dedi.

İmralı’nın yolu açılmalı

Mehmet Öcalan, ağabeyini uluslararası komployla Türkiye’ye teslim eden güçlerin sorumluluğu üzerinde de durdu. Öcalan, şunları söyledi: “Başkanı alıp Türkiye’ye teslim eden uluslararası devletler de bu konuda sorumludur. Onlara da çağrımız var, hangi koşullar ve şartlarda teslim ettiniz.  Ailenin ve avukatlarının görüşme hakkı niye gasp ediliyor. Tüm dünya insan hakları kuruluşlarına, aydın ve yazarlarına sesleniyorum; bu konuda herkese sorumluluk düşüyor. Yazarlar doğruları yazsınlar. Bir an önce İmralı Adası yolunun bize açılması için herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirsin. Onunla birlikte 3 kişi daha var. Onların da aileleri görüşemiyor. CPT istese bizi bugün İmralı’ya götürebilir. Ancak görev ve sorumluluklarını yerine getirmiyor. Görüşme hakkı sadece biz ailenin değil, bir halkın hakkıdır ve bu temelde yaklaşılıp, bir an önce İmralı Adası’nın yolu açılmalıdır.”

Mehmet Öcalan, ayrıca 4 Nisan gerçekleştirilecek Öcalan’ın 69’uncu doğum günü kutlamaları için hazırlık yaptıklarını da paylaştı. Öcalan, ağabeyinin dostlarını, arkadaşlarını ve sevenlerini Amara’ya davet etti.

Uluslararası güçlerin payı var

Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Mazlum Dinç, Öcalan'ın Ortadoğu vizyonunun uluslararası güçleri rahatsız ettiğini ve bu yüzden uygulanan tecritte payları olduğunu söyledi.

Öcalan'ın doğum günü etkinlikleri kapsamında Amed’de panel düzenlendi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) il binasında düzenlenen panele Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, HDP Amed Milletvekilleri Ziya Pir, Sibel Yiğitalp, Asrın Hukuk Bürosu avukatı Mazlum Dinç, HDP ve DBP Amed il eşbaşkanları ve çok sayıda yurttaş katıldı. 2009’da Amara yürüyüşü esnasında katledilen Mahsum Karaoğlan ve Mustafa Dağ için yapılan saygı duruşundan sonra ilk sözü Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Mazlum Dinç aldı. Uluslararası güçlerin Öcalan'ı Ortadoğu’daki politikaları önünde engel olarak gördükleri için bir komployla esir alındığını dile getiren Dinç, Öcalan'ın Ortadoğu için öngördüğü fikirlerinin uluslararası güçleri rahatsız ettiğini kaydetti.

Devlet kanunlarını tanımıyor

Dinç, şunları paylaştı: "Öcalan 2009'a kadar tek başına günün 22 saatini bir hücrede geçirdi. Sadece 2 saat boyunca havalandırma hakkı verdiler. Dışarı ile herhangi bir irtibatı yoktu. Aile ve avukatları ile yapılması gereken görüşleri engellendi. Kendisine verilen gazeteler dahi sansürledi, hata gazeteler bir ay sonra kendisine veriliyordu. Kendisine gönderilen mektuplar da sansürleniyordu. Ama tüm bunlara rağmen Kürt sorunun çözümü ve Türkiye barışı için çok sayıda proje geliştirdi. Uluslararası güçlerin istediği gibi Öcalan halkların arasındaki irtibat kesilmedi. Her şeye rağmen halklara sessini ulaştırdı. Ancak 11 Eylül 2016'dan kardeşi Mehmet Öcalan sonrası kendisi ile görüşen herhangi kimse yok. Bu şartlar altında devlet kendi kanunlarını yerine getirmeyip suç işliyorlar. Söz konusu Öcalan ve Kürtler olunca devlet kanunlarını tanımıyor."

Dilek Öcalan: CPT suça ortak

HDP Urfa Milletvekili Dilek Öcalan, ağırlaştırılan tecritle Öcalan şahsında Kürt halkının varlığının hedeflendiğini söyledi.

 Tecridin artık insanlık suçunu aşan boyuta vardığını belirten Öcalan, şunları ifade etti: “Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan, İmralı Adası’nda direnişini halk ile bütünleştirerek geliştirdi ve bugüne kadar devam ettirdi. Uygulanan tecrit ve zaman zaman kendisine yönelik fiziki işkence ve yönelimler Kürt halkına karşı kinin, nefretin, ne derecede olduğunu ortaya koymaktadır. Şu anda bir adada kalan bir insandan bu kadar korkuluyorsa elbette altında yatan gerçeklikler vardır. Kürt Halk Önderi, tüm Ortadoğu dengelerini değiştirebilecek, yüzyıllardır süren statükocu, ulus devletçi emperyalist güçlerin tüm kirli oyunlarını ve ortaya koymuş oldukları ittifakları bozan ve bozmaya devam eden bir şahsiyettir."

 

Düşünceleri yayılmasın diye

HDP’li vekil, Öcalan’ın aynı zamanda Ortadoğu’da yaşayan tüm ezilen, yok sayılan ve soykırımlara uğrayan halklarca lider olarak görülen bir şahsiyet olduğunu vurguladı. Dilek Öcalan, "Çeşitli dönemlerde Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan irademizdir, başkanımızdır, önderimizdir şeklinde imzalar toplanmıştır. Bu sadece söylemde değil, aynı şekilde dört parça Kürdistan’da 7’den 70’e tüm halklar şu anda Sayın Öcalan’ın ideolojisini ve felsefesini yakinen takip etmektedir. Şu anda Türkiye sınırlarında tecrit altında esir tutulması elbette Sayın Öcalan’ın düşüncelerinin yayılmasını engellemek içindir” dedi.

Suçu örtme telaşı

Türkiye'de her geçen yıl daha da geriye doğru giden bir süreci yaşadıklarını dile getiren Dilek Öcalan, “Savaş suçlarından tutalım insan hakları suçlarına kadar Kürtler üzerinde yürütülen bu kirli savaşın sonucunda Türkiye’nin işlemediği suç kalmamıştır. Ders çıkarmayan ve suçu, suç ile örtme telaşına girmiş bir anlayışla karşı karşıyayız. Yani Kuzey Kürdistan coğrafyası yetmediği gibi, son süreçte Efrîn'in işgali bunun bir göstergesidir” diye konuştu.

CPT görevini yapmıyor

Bu kadar saldırının katmerleşerek arttığı bir süreçte Öcalan’ın fikirlerine ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan HDP’li vekil, tecridin kaldırılması için Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi’nin (CPT) üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. İmralı Cezaevi’nde incelemelerde bulunan CPT’nin, raporunu iki yıl sonra açıklamasını eleştiren Öcalan, şunları söyledi: “Bu durumda orada bir insanlık suçu işlenmiyor mu? Bunu sormak gerekiyor. Başta da bunu CPT’ye sormak gerekiyor. Uluslararası anlamda işkenceyi önleme kurumu ama bunun sadece sözde kaldığını belirtmek gerekiyor. Neden sözde kalmıştır çünkü CPT Türkiye’nin himayesi altından çıkamamıştır. Şu anda devletlerin talepleri doğrultusunda hareket etmektedir. Ailesi, avukatları ve siyasi heyet olarak kendilerine defalarca yaptığımız başvurularda ‘Biz her şeyi takip ediyoruz. Her şeyden bilgimiz var. Bizim birebir kamuoyuna bir açıklama yapma gibi bir zorunluluğumuz yok. Ama takip ediyoruz’ demeleri aslında ikiyüzlü politikalarının göstergesidir. Çünkü bugün CPT’nin kendisi, eğer İmralı Adası’na gidip gözlem yapmak yerine AKP’nin göndermiş olduğu raporlar doğrultusunda hareket ediyorsa bu suçtur. CPT başta kendi içtihatlarına göre, kendi hukukuna göre ve uluslararası hukuka göre suç işlemiştir.

İmralı’ya yeniden gidilmeli

Biliyoruz ki bu kararı tek başlarına almıyorlar. Bu karar siyasi bir karar olup, tamamen insanlıktan uzaktır. Bir an önce yeniden bir gözlem heyetinin İmralı Adası’na gitmesi gerekiyor. CPT’nin yayınlamış olduğu rapor 2 yıl öncesine aittir. 2 yıldan bu yana, değil insan üzerindeki artan şiddet baskı, coğrafyalar dahi bombardımanlar ile neredeyse yok edilmiştir. Bu sürece gelinmişken ve Sayın Öcalan’ın Ortadoğu’daki rolü bilinirken, CPT bu yaklaşımı ile tarihe insanlığa karşı işkenceyi önleme organizasyonu değil, bir suç organizasyonu olarak girecektir. Aslında suça öncülük eden kurumdur, şu anda. Çünkü CPT kendi raporunu objektif bir şekilde yansıtmamıştır. Bunu AKP himayesinde yansıtmıştır. Noktasından, virgülüne kadar AKP’nin istekleri dışında hiçbir şey yayınlamamıştır. Bundan kaynaklı bir an önce görevini ve sorumluluğunu yerine getirmesi gerekiyor. Yaklaşımları ve izledikleri politikadan kaynaklı yarın öbür gün onlardan hesap sorulacak bir durumu beraberinde getirecektir.”