• TİHV Genel Başkanı Metin Bakkalcı, CPT ile ilgili devlet arasında iş birliği anlamlı bir şekilde olmuyorsa ya da önerileri ısrarla yerine getirilmiyorsa raporu değil ama kamuoyuna bir açıklama yapılabileceğini, böyle bir inisiyatifinin olduğunu söyledi. 

CPT’nin bütün raporları ilgili devlet onay verince kamuoyuna açıkladığını hatırlatan TİHV Genel Başkanı Metin Bakkalcı, bir başka yöntemin daha olduğuna işaret etti: "Devletler kendilerine o kadar güveniyor ki otomatik onaylama yetkisi veriyor. Yani, ‘gel ve hemen yayınla’ diyor. Bu çok önemlidir. Türkiye, otomatik onay yetkisi vermelidir.” 

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 9 Ekim 1998’de uluslararası güçlerin başlattığı komplonun ardından 15 Şubat 1999’da getirildiği İmralı Adası’ndaki Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları altında rehin tutuluyor. 25 Mart 2021'de kardeşiyle yaptığı kesintili telefon görüşmesinden bu yana kendisinden haber alınmayan Öcalan ve ayını cezaevinde bulunan dÖmer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş'ın durumuna dair kaygılar her geçen gün büyüyor. Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının görüş başvuruları ise “disiplin cezaları" gerekçe gösterilerek engelleniyor. Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) 3 Ekim’de yaptığı açıklama ile 20-29 Eylül’de Türkiye’ye ziyaret gerçekleştirdiğini ve İmralı’ya da gittiğini bildirdi. CPT, İmralı’ya ilişkin açıklamasında, “Mahkumlara sunulan toplumsal faaliyetler ve dış dünya ile ilişkilerinin nasıl olduğu özel olarak incelendi” dedi. CPT, Abdullah Öcalan’ın yanı sıra diğer isimlerle bir görüşme yapıp yapmadığına dair ise bilgi paylaşmadı. Israrlı taleplere rağmen bilgi paylaşmaya yanaşmayan CPT’nin ziyaretine dair 29 Kasım’da kamuoyuna bilgilendirmede bulunan Öcalan’ın avukatları, müvekkillerinin CPT ile görüşmediğine dair duyum aldıklarını belirterek, duyarlılık çağrısında bulundu. CPT, buna rağmen açıklama yapmıyor.

Yasal yükümlülüğü var

Kaygı ve çağrılar sürerken, CPT’nin taraf devletler ile imzaladığı Avrupa İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi (AİÖS) tartışma konusu haline geldi. Türkiye’nin de kabul ettiği ve imzaladığı sözleşmenin 10. maddesinin 2. fıkrasında, sözleşmede imzası olan taraf devletin iş birliği yapmadığı ya da CPT tavsiyeleri ışığında durumun iyileştirilmesini reddettiği taktirde, CPT’nin ilgili tarafa görüşlerini bildirme imkanının verilmesini müteakip, üyelerinin üçte-iki çoğunluğu ile konu hakkında kamuoyuna bir açıklama yapma yetkisi bulunuyor. 

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Başkanı Metin Bakkalcı, Öcalan’a yönelik tecridin yanı sıra CPT’nin İmralı ziyareti ve sorumluluklarına ilişkin MA'ya konuştu. 

Bir önleme mekanizmasıdır

CPT’nin Avrupa Konseyi’ne bağlı bir “önleme” mekanizması olduğunu ve Türkiye’nin de konsey üyesi olduğu bilgisini anımsatan TİHV Genel Başkanı Metin Bakkalcı, verilen kararların Türkiye’yi bağladığını vurguladı. CPT’nin “soruşturma ve yargılama” mekanizması olmadığını anımsatan Bakkalcı, bu fonksiyonun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) ait olduğunu belirtti. CPT’nin önlemeye dair çok kritik ziyaretler yaptığını ve bu bağlamda kurallar oluşturan çok değerli bir kurum olduğunu kaydeden Bakkalcı, CPT’nin rutin ve beli amaçlar taşıyan ziyaretlerine işaret etti.

Türkiye kendine güvenmiyor

CPT’nin son ziyarete ilişkin herhangi bir bilgilendirme yapmasa da Türkiye’deki ilgili mercilerle konuştuğuna dair bilgilendirmede bulunduğunu dile getiren Bakkalcı, CPT’nin usul kurallarına dikkat çekti. Bakkalcı, “Bütün raporları ilgili devlet onay verince kamuoyuna açıklanıyor. Bir başka yöntem daha var: Türkiye buna katılmıyor ama dünyadan kimi ülkeler buna katılıyor. Ülkeler kendilerine o kadar güveniyor ki otomatik onaylama yetkisi veriyor. Yani, ‘gel ve hemen yayınla’ diyor. Bu çok önemlidir. Türkiye, otomatik onay yetkisi vermelidir” diye konuştu. 

CPT kamuoyuna açıklayabilir

Türkiye’nin işkenceyi önleme konusunda içten olduğunu kanıtlamak için bu yetkilendirmeye onay vermesi gerektiğini dile getiren Bakkalcı, “Eğer CPT ile ilgili devlet arasında iş birliği anlamlı bir şekilde olmuyorsa ya da komitenin önerileri esas olarak yerine getirilmemekte bir ısrar oluyorsa komite raporu değil ama kamuoyuna bir açıklama yapabilir. Bu yönde inisiyatifi var” dedi.

Açık bir hak ihlali var

“Nelson Mandela Kuralları” olarak bilinen Birleşmiş Milletler (BM) Mahpusların Islahı İçin Asgari Standart Kuralları’na işaret eden Bakkalcı, bu kuralların tüm tutuklu ve hükümleri kapsadığını anımsattı. İlgili hükümlerin çok açık olduğunu vurgulayan Bakkalcı, şunların altını çizdi: “Dış dünya ile ilişki aslidir. Özüne dokunulamaz. Avukatıyla, arkadaşlarıyla ve ailesi ile görüşmeleri gerek yazılı gerekse fiziksel olarak görüşme hakkına dokunulamaz. Devlet bunu sağlamak zorundadır. Bu sağlanmadığında kurallara aykırı bir durum vardır. Bu aslında bir hak ihlalidir. Derhal etkili bir soruşturma başlatılmalıdır. Buna yol açanlar hakkında açılmalıdır.” 

İşkence boyutundadır

Dış dünyadan uygun, değişken ve yeterli uyarı alınmadığında bu durumun insanın fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişimine olağanüstü zarar verdiğini söyleyen Bakkalcı, bunu “izolasyon” olarak değerlendirdi. Bu durumun işkence ve kötü muamele düzeyine ulaşan bir tutum olduğunu dile getiren Bakkalcı, “Dış uyarılardan yoksun bırakırsanız o insanın fiziksel, ruhsal ve sosyal bünyesine zarar veriyorsunuz. Bu uygulama, dolasıyla işkence ve kötü muamele boyutundadır. CPT defalarca İmralı için de açık yazdı. ‘Bu olmaz, derhal iyileştirme yapın’ dedi. Bu ısrar nedir? Bu kabul edilemeyecek bir şeydir. İç ve uluslararası mevzuat açısından da kabul edilmezdir. Derhal son bulmalıdır.” şeklinde konuştu. 

Açık tutum sergilemeli

Bakkalcı, CPT’nin kapalı kapılar ardında ne tür görüşmeler yaptıklarını bilmediğini ve bu görüşmelerin gizli olduğunu anımsatarak, “izolasyon” olarak tanımladığı bu durumun yıllardan beri sürdüğünü ve bu nedenle daha açık bir tutum sergilemesi gerektiğini vurguladı.  

*****

İHD Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan

Sisteme itiraz, İmralı'dan başlar

İHD Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan, Abdullah Öcalan'a uygulanan katı tecride dikkat çekerek, "CHP’li bir milletvekilinin hapsedildiğini ve bir ay boyunca hiç kimseyle görüştürülmediğini farz edelim. Bu ülkede kıyamet kopar.  Gelinen noktada yüksek tip hapishane modeli ile insanlar tek başlarına bir odaya alınıp pek çok haktan mahrum bırakılacaklar. Sistemin geldiği nokta budur.  Buna itiraz etmenin yolu ise İmralı'dan geçiyor. Her şeyden önce insanı bir yaklaşımı benimsemek gerekiyor” dedi. 

Adalet Bakanlığı Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün resmi sitesinde yayınladığı verilere göre; 1 Aralık 2022 itibarıyla 286 bin 797 kapasiteli cezaevlerinde 336 bin 315 kişi tutuluyor. 49 bin 515 tutuklu kapasite fazlası olarak bulunuyor. İHD'nin verilerine göre; söz konusu koşullarda hasta tutusak sayısı bin 600’lere yükseldi. Cezaevlerinde bir yıl içinde 76 tutsak katledildi, birçok tutsak da tahliye edilmesinin ardından yaşamını yitirdi.

Gerçek sayı, üç-dört katı

MA'ya konuşan İHD Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan, kapalı bir mekânda, kalabalık bir biçimde tutularak temiz hava başta olmak üzere birçok sağlık hakkının ihlal edildiğini belirterek, “2007'de Türkiye hapishanelerinde hasta mahpus sayısı 17’ydi. Yıl 2022, bu sayı bin 600’e varmış durumda. Gerçek sayının tespit edebildiğimiz sayının 3-4 katı olduğunu tahmin ediyoruz” dedi.

Kronik hastalığı bulunan tutsakların tahliye edilmesi gerektiğini kaydeden Türkdoğan, bu sürecin mahkeme tarafından ağırdan alındığına dikkat çekti. Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) özellikle siyasi tutuklular bakımından ayrımcı bir tutum sergilediğine ve süreci uzattığına işaret eden Türkdoğan, “Bazı mahpuslar tahliye edildikten kısa süre sonra yaşamını yitirdi. Halbuki, sağlık hakkı uyarınca dışarıda tedavi edilmek üzere tahliye edilselerdi belki de yaşama şansları olacaktı. İnsanlar, kelepçeli muayene, ring araçları nedeniyle tedavi olmak istemiyor. ATK’nin yapması gereken bazı gözlemler grup başkanlıkları tarafından yapılabilir ancak yapmıyorlar. Burada tedavi sürecini kısaltmak ve kolaylaştırmak yerine bürokratik işlemlere kurban etme anlayışı var” dedi.

İnfaz Kanunu düzenlenmeli

Sistemin yapısal sorunları olduğunu vurgulayan Türkdoğan, bunların çözümüne dair bir raporu Adalet Bakanlığına, Meclis’in ilgili komisyonlarına, siyasi partilere gönderdiklerini söyledi. Sorunların çözümü için İnfaz Kanunu’nun baştan sona düzenlenmesi gerektiğini vurgulayan Türkdoğan, “Sağlığa erişim, iaşe ve barınma sorunların giderilmesi, dışarıda tedavi imkanlarının artırılması, hapsetme seçeneğinin son seçenek olarak kullanılması gerekiyor” diye konuştu.

İmralı'dan diğerlerine yayıldı

İmralı Cezaevi ile başlayan tecrit uygulamalarının tüm cezaevlerinde yaygınlaştığının altını çizen Türkdoğan, şöyle devam etti: “İmralı hapishanesi kurulmadan önce 90’lı yılların başında bir deneme gerçekleştirdiler. Mahpusların direnişi sonucu vazgeçildi. Bu süreç, 99’da İmralı ile başladı. 2000’li yıllarda F Tipi hapishanelere geçildi ve bu yaygınlaştırıldı. ‘Yüksek güvenlik’ adı altında da yeni hapishaneler yapıldı. Politik kimliği nedeniyle Abdullah Öcalan'a uygulanan katı tecride itiraz etmez, sessiz kalırsanız, bu zamanla yaygınlaşır ve içinde bulunduğumuz durumu ortaya çıkarır. Bu ülkede yasalar varsa, herkes için uygulanmalıdır. Yasaları beğenmediğiniz durumda da itiraz edilmelidir. Bizler İmralı'da bırakın yasaların değiştirilmesini, yasaların uygulanmasını talep ediyoruz. İmralı söz konusu olduğunda asgari kanunlarda yer alan hakların kullandırılmasından söz ediyor, kullanılması gerektiğini anlatıyoruz. Esasında bunu yalnızca bizim değil, herkesin ifade etmesi gerekiyor. Eğer bu ülkede İmralı Hapishanesi diye bir yer varsa, Abdullah Öcalan ve arkadaşları orada tutuluyorsa ne için aileleri ve avukatları ile görüştürmediler? Bu keyfi uygulamaların da önünü açıyor.” 

Niçin merak edilmiyor 

Türkiye’de muhalefetin de ayrımcı bir tutum benimsediğini belirten Türkdoğan, insan hakları ve tutuklu hakları söz konusu olduğunda, her şeyden önce insani bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini vurguladı. Türkdoğan, şunları ifade etti: “CHP’li bir milletvekilinin hapsedildiğini ve bir ay boyunca hiç kimseyle görüştürülmediğini farz edelim. Bu ülkede kıyamet kopar. Bu ülkenin dört vatandaşıyla neredeyse iki yıldır iletişim kurulamıyor. Bu insanlar niçin merak edilmiyor? Tecrit uygulaması basit, sınırlı bir alanda uygulanıyormuş gibi gözükebilir ama bu uygulamanın etkilerinin ne kadar yaygınlaştığının altını çizmek gerekiyor. Gelinen noktada yüksek tip hapishane modeli ile insanlar tek başlarına bir odaya alınıp pek çok haktan mahrum bırakılacaklar. Sistemin geldiği nokta budur. Buna itiraz etmenin yolu ise İmralı'dan geçiyor. Her şeyden önce insanı bir yaklaşımı benimsemek gerekiyor.” ANKARA