Yüzüne asılı gülümseyen maskesi ile ortalıkta dolaşıp, gazetecilerin karşısında anne-babasına sarılan ve ardından "misliyle intikamdan" söz eden bir Cumhurbaşkanının, annesinin cenaze töreninde gazetecilerin karşısında ağlayıp ardından "hayal edemeyecekleri acılar yaşatacağız" diye hiddet kusan bir Başbakanın, ve "köklerini kazıyın" diye Amerikalardan fetvalar kesen bir İmamın yöneteceği bir iktidar anlayışının hangi değer yargısından söz edeceksiniz ki! İntikamcı, acı çektirici, kök kurutucu bir anlayışın emrindeki yargıtayın 13 yaşında bir çocuğa toplu tecavüze katkısına mı, Ragıp Zarakolu gibi bir insan hakları savunucusunu kolunda polisle cezaevine göndermesine mi takacaksınız!
Ancak bu adamların bile kimi şeyler "yakışır" demenin ötesinde bir tepkiye yol açıyor insanda. İnsanın nasıl bu denli vahşileşebileceği, general olmuş yaşlı başlı adamların topluca bir mağaraya sığınmış Kürt gençlerine kimyasal gazlar sıkmayı, çatışmalarda kıstırdıkları gerillaların üstlerine insanlık suçu kapsamına girdiği için uluslararası hukukun yasakladığı fosfor, napalm ve kimyasal bombalar atmasını insanlık onurlarının neresine sığdırabildiklerini anlayamıyorum! Tek parça olarak ele geçirdikleri Kürt cesetlerini nasıl lime lime edebildiklerini, o gencecik askerlerine bunu nasıl yaptırabildiklerini, o öldürme makinesine dönüştürdükleri askerlerinden oluşan bir ulusu ile iftihar etmeyi nerelerindeki vicdan ve akıl ile sindirebildiklerini anlamış değilim! "Yakışır" diyemiyorum!
Şair demişti ya "isterim ki düşmanlık da mertçe olsun!" Ama o Kürt şairdi! Yirmi beş küsur yıldır süregelen savaşta, ben esir alınan hiçbir askerin katledildiğine, işkence gördüğüne, çatışmada hayatını kaybeden hiçbir asker ölüsüne işkence edildiğini görmedim, duymadım. Ama bu süre zarfında bir sürü Kürt gencinin sağ yakalanıp hunharca katledilişine tanık oldum, bizzat yaşayanlardan dinledim… Kulağı kesilen, burnu kesilen, meme uçları kesilip tesbih yapılan, vücutlarında el, ayak gibi uzuvları yok edilen, hatta başı bedeninden koparılan gerilla görüntüleri çok gördük. Yine askerlerin gerilla ölülerini bir çuvala koyup, dışarıda kalan başlarına nasıl tekme attıklarını da yakın zamanda internet sitelerinde gördük… Son yıllarda da kimyasal silahlarla zehirleyerek, yakarak, eriterek öldürüyorlar Kürt çocuklarını…
Malatya morgunda vahşete uğramış cansız bedenler bekliyor. Ölen gerillaların vücutları yanık içinde, bedenleri paramparça edilmiş durumda, her biri tanınmayacak halde, birinin sadece iki ayağı var. Ve bu vahşetin görüntülerini çekip bu gençlerin ailelerine ve insanlığa armağan ediyorlar! "Hülagu’nun torunlarından ne beklenir ki" diyeceğim ama ondan bu yana yüzlerce yıl geçti, insanlık ortak değerler, erdemler edindi"
Gelen gideni aratmak zorunda mı bu ülkede? AKP Hükümeti, bir zamanların eli kanlı Çiller’ini, Güreş’ini, Kozakçıoğlu’nu, Ağar’ını aratmıyor. Kankası Abdullah Gül ile savaş çığırtkanlığı yapan Erdoğan çatışmayı, ölümleri tetikleyerek, azmederek, uzatarak nereye varacak? Daha kaç gencin ölmesi gerek rahatlaması için? "Allah göstermesin oğlu Bilal’in bu ölenler arasında olabileceğini düşünse bir an, asker ve gerilla babalarını anlayabilir mi, bu savaşa son verebilir mi?" diyeceğim ama oğlu askerliğe elverişli değil, bu kâbusu da garantiye almış!
Erdoğan’a, Gül’e ve onların kaleminden kan, zehir ve ırkçılık damlayan gazetecilerine, imamlarına bir çift sözüm var. Binlerce Kürt öldürseniz bile, siz bu savaşı kaybettiniz! Siz Çukurca’nın çukurlarında sadece savaşı değil, insanlığınızı da kaybettiniz!