
Fethullah Gülen hareketi devletin önemli mezilerine yerleşmişti. Bütün bunlardan Erdoğan ve partisi, hükümeti bihaber değildi. Farklı örgütlenmeler olsalar da devleti ele geçirme ve paylaşmada uzlaşma ve ittfak içindeydiler. Bir cemaatin veya sivil toplum hareketinin bir devlete bu kadar yerleşmesi ve etkinlik kurmaya çalışması doğasına ve varlık gerekçesine aykırıydı. Böyle olmasına rağmen uzun yıllara dayalı devlet içinde örgütlenmelerine göz yumuldu, olanaklar sunuldu.
Erdoğan, kendisine karşı darbe girişimi nedeniyle cemaati etkili biçimde cezalandırma yoluna gideceğini söylüyordu. İnlerine girileceği sözleri hala tazeliğini koruyor. Ancak seçimde güçlü çıktıklarını söylemelerine rağmen bu konuda kayde değer bir ilerleme sağladıkları söylenemez. Bürokraside onları etkili yerlerden farklı yerlere kaydırma ve tayinlerini çıkarma dışında bir pratiğe tanık olmadık.
Fethullahçılara hala basın organları ve örgütlü yapıları ile ayaktalar ve hükümete karşı tutumlarını sürdürmektedirler. Yaptıklarıyla hükümeti düşüremediler. Seçimde yığınları AKP’nin karşısına dikecek örgütlü bir yapıya sahip olmadıkları görüldü. Asıl güçleri basınları ve devlet içindeki mevzilenmeleri olduğu daha iyi anlaşıldı. Fethullahçılar da ellerindeki tüm kozları ortaya koymadılar.
CHP etkili bir muhalefet merkezi olamadı. Seçimden sonra iç tartışma ve arayışlarının olacağı açıktı. Görüldüğü kadarıyla yavaş yavaş bu tartışmalar dışa yansımaya başladı. Bu haliyle CHP’den birşey çıkmayacağı, AKP’nin iktidarda kalmasının en önemli dayanağı olacağı daha iyi görülüyor. Ne Kürt sorununu ben çözerim, ne de AB’ye Türkiye’yi ben taşırım, diyebildi. Sosyal demokrat bir çizgiye gelmekten uzak. Liderlik sorunu ciddi biçimde kendisini hissetiriyor. MHP eski ırkçı ve militarist Türkiye’yi özlemekten ve onu savunmaktan başka bir arayışın içinde olmadı.
AKP, Kürt Halk Önderi sayın Öcalan’ın öncülük ettiği, büyük bir emek ve ısrarla sürdürdüğü çatışmazlık ortamından yararlanarak seçimleri atlatmayı ve iktidarını pekiştirmeyi esas aldı. Tarihi sorunun büyüklüğüne ve ciddiyetine uygun bir arayışın ve pratiğin içinde olmadı. Bir yılı aşan bir süreye rağmen ciddi yasal ve anayasal bir değişime gitmedi. Operasyonlar durdu ama onun dışında Kürt halkının yaşamında hissedeceği bir adım atmadı.
AKP, Güneyli güçlerle, özellikle KDP ile ortak hareket ederek Rojava Devrimini etkisizleştirmeye ve Barzanilerin denetimine vermeye çalışmaya devam etti. Rojava’ya karşı saldırıları destekledi ve çok yönlü bir baskı, kuşatma altına alarak boyun eğdirmeye ve statüsüzleştirmeye çalışmayı sürdürdü. İçeride de gerillanın ateşkese uymasını fırsat bilerek askeri üslerini takviye edip karakol ve baraj yapımına hız verdi.
Sayın Öcalan son görüşmesinde de hem müzakere hem de çatışma seçeneğinin ortada olduğunu belirtti. Görüşmelerde hala net ve çözüme dayalı bir proje ortaya konmuş değil. Oyalama ve zamana yayma daha ne kadar sürdürülebilir? Kürt tarafı pozisyonunu ve mevzilenmesini AKP’nin seçim hesaplarına göre ayarlayamacağına göre bu yolun yol olmadığı açıktır.
Önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimi var. Zaman da çok az kaldı. Ardından genel seçimler gelecek. AKP seçimler nedeniyle de olsa çatışma istemiyor. Görüntü böyle ama diğer taraftan da savaş hazırlığı olarak görülecek adımları atmaktan vazgeçmiyor. Özellikle Rojava’da Kürtlerin kanının dökülmesine ve statülerinin tanınmamasına çalışılırken Kuzeyde barış ve demokrasi gelecek değil herhalde. Bu durumda Kürt halkının tedirgin olması ve olası savaş ve saldırılara karşı önlemlerini almasında şaşılacak bir durum olmaz.
Türkiye’de seçimler gergin ve kıran kırana bir atmosfer içine yapılmaktadır. Basın, partiler ve kitleler bu yönlü harekete geçirilmektedir. Bu açıdan Kürt Özgürlük Hareketinin ve demokrasi güçlerinin seçim meydanlarını da etkili biçimde kullanması ve yığınları aydınlatması, harekete geçirmesi çok önemlidir. Öncelikle geçen seçimlerin kritiğini tutarlı ve etkili biçimde yaparak olabildiği ölcüde örgütlenmeli ve örgütlü bir seçim kampanyasına katılmalıdırlar. Meydanları CHP ve AKP gibi düzen partilerine bırakmamalıdırlar. AKP’nin savaş hazırlıklarını deşifre edip barışın ve demokratik taleplerin bayrağını dalgalandırmalıdırlar.
Türkiye ve Kürdistan’ın düzen partileri dışında bir alternatife sahip olduğunu göstermek ve yığınlara ulaşmak, örgütlü güçleri büyütmek mümkündür. Anlamlı ve verimli olmayan tartışma ve pratiklerden uzak durarak sonuç alıcı bir çalışmaya koyulma zamanıdır.