Her şey birer birer yok olup giderken güzelliklerden kalan şeylerin hemen hemen hiç olmadığına tanık olmak ne kadar kötü bir duygu. İnsani duyguların yitip gitmesi demek dünyanın çürümeye doğru gittiğine delalettir. Paranın, rantın yani finans-para döneminin son bastığı zamanı düşündükçe o düzende insanların nasıl yaşadığına anlam vermek zor. Tabii buna da yaşam denilirse.
Çoğalan ölümler, işsizlik oranı, hastalıklar… Tüm bunlar yaşamı ne kadar yaşanmaz hale getirdiklerini gösteriyor. İnsanları bir nevi robotlaştırıp yönlendiriyorlar. Post-modernizm sistemi en son insan yaşamına damgasını vurarak, insanın başına gelebilecek en son kötülüğü yapıyor. İnsanların gözleri sanki göz bantları ile kapatılmış gibi Nasıl olup da böyle bir yaşamın kabul edilebildiğini düşünmemek elde değil. Öyle hastalıklı bir sistem ki insanların hücrelerine bile işliyor. O yüzden vazgeçilmesi zordur. Bir kanser gibi, aşılması, iyileşmesi zor olan bir hastalık! Gittikçe ağırlaşan bir hastalık. Tüm olumsuzluklarına rağmen bu hastalıktan kurtulmak mümkün ama o kadar kolay değil. Yıllardır bu hastalık değişik kılıflarda insanlara giydirilmeye çalışıldı. Şimdi bu kılıfı yırtıp atmak da büyük bir mücadele istiyor. Bu mücadelenin bireysel yürütülmesi de yetmiyor, buna karşı örgütlü bir duruş ortaya koymak önem taşıyor. 
Bir yılan bile kılıfını değiştirirken o kadar sancı çekiyorsa bunun mücadelesi de elbette zorlu olacaktır. Çünkü insanın da özüne dönüşmesi o kadar kolay değildir. Büyük acılar, sancılar çekmesi gerekir. Hatta bazen kendisini yara bere içinde de bırakabilir. Ama önemli olan bu acılardan, zorluklardan güçlü ve özlü bir kişilik ortaya çıkarmaktır. Kadın özgürlüğü önündeki engellere karşı mücadele edip, bunları aştıkça güçlenecektir. Bu çabasının düzeyi özgürlüğünün ve kazanımlarının düzeyini de belirleyecektir.
İnsan, özüne dönüştüğü anda özgürlüğe o kadar yakınlaşır. Bunun için “yeniden kendini yaratmak” felsefesini iyi anlamak gerekir. Bu felsefesiyi her yönüyle irdelemek, okuyup içselleştirmek önemlidir.
 İnsanın kendi doğasına yabancılaştığı vakit köleleşme gerçekleşir. Bu yüzden sistem tüm olanaklarını bu yönden kullanmıştır. Sistemin tüm insani değerlere el attığı, toplumsal, sosyal, ekolojik, cinsel ve diğer alanlarla bunu kendi çıkarları için yok etmek istediği bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Bunun yanında güzelliği, baharı tekrardan müjdeleyenler de var. Bu da insanı geleceğe dair umutlandırıyor.
Yeniden yaşama geçirilecek olan “Demokratik konfederalizm” sistemi bu müjdenin kendisi olmaktadır. Ekonomi ayağı, ahlak ayağı, ekoloji, öz savunma ve yaşamının tüm alanlarına hitap eden diğer ayakları ile yaşamın yeniden inşası için ortaya konulan proje ile aslında bir insanlığın geleceği yaratılmak isteniyor. Bu yaşam projesi ile insanlar daha rahat, huzurlu, özgür bir ortamda kendilerini ifade edeceklerdir. Bunun yanında bir bütün olarak kadına karşı kendisini yapılanmış bu düzende, “demokratik moderniteyi” yaşama geçirmekle kadın toplumda hak ettiği yeri yeniden bulacaktır. Kendisini yeniden yaratan kadın toplumu da değiştirip dönüştürecektir. Günümüzde kadın tüm alanlarda bir araç olarak kullanılsa da, kadın yaşamın bir aracı, nesnesi değil, aksine öznesidir. Yaşamın asıl yaratıcısı, yön vereni kadındır. Kadın yaşamın en temel gücüdür. Yeter ki bu potansiyelini ortaya çıkarmanın mücadelesini yürütebilsin.
Demokrasi, politika, siyaset, ekonomi alanları kadının öncülük yapacağı alanlardır. Bu yaşam projesi ile bu tür konulardaki engelleri aşacak ve hakikati bulacaktır. Yeni mücadele alanlarıyla her geçen gün ivme kazanan kadın özgürlük mücadelesi bu süreci hızlandıracaktır.