Amerika’nın Afganistan’ı sonra Irak’ı işgal ederek ‘terörizme’ savaş açmasının üzerinden yıllar geçti. O günden bu yana savaş tüm şiddetiyle sürüyor. Ve biz ölülerimizi saymaya devam ediyoruz.
Altları Adidas, üstleri Armani, ellerinde Amerikan silahları olan islamcı faşitler her şeye savaş açmış durumdalar. Aşağılayan bir coşkuyla Şengal’de, Paris’te, Nijerya’da insan öldürüyorlar.
Kasabaları haritadan silen, köle pazarlarıyla, intihar saldırısı düzenleyen 10 yaşındaki çocuklarla savaş başka bir karaktere büründü. Bu, ne zaman, nerede duracağı belli olmayan bir savaş.
Afganistan ve Irak işgalinden sonra Batı’ya karşı ortaya çıkan ‘direniş’, ‘isyan’ artık bir çürümeyi, yozlaşmayı ifade ediyor. 70’ler, 80’ler ve 90’lardaki gibi bir İslami direniş yok.
Yeni bir durum var.
Öfkeli gençler, inanç özgürlüğü, yoksulluk, ayrımcılık, iktisadi ve sosyal kriz demek tek başına sorunları anlatmak için yetmiyor. Nefret dolu fanatizmi, karanlık öfkenin kökenini, saldırganları neyin motive ettiğini de ortaya çıkarmak ve anlamak gerekiyor.
Karşımızdaki ideoloji, katı ve bağışlamasız. Bu köktenci ideoloji dünyayı siyahla beyaz, iyi ile kötü, mürtedlerle müminler diye ikiye ayırıyor. Kadınlara, Êzîdîlere, Yahudilere, Kürtlere, Hıristiyanlara karşı bağnaz ve acımasız.
Yoksul, işsiz, evlenecek parayı bulamayan radikal İslamı umut kapısı olarak gören, şehit olmakla şan ve şeref sahibi gençlerin savaşını değil; İsveç, Fransa, İngiltere, Hollanda gibi zengin ülkelerden Suriye ve Irak’a giden bir yapının ’vahşeti’ ile karşı karşıyayız.
İngiltere, Fransa ve Alman istihbaratları, ‘birbirlerini bitirsinler' politikası gereği kapılarını sonuna kadar açarak bu gençlerin savaşa gitmesini teşvik ettiler.
Şimdi ise savaşmaya gidenler profesyonel katiller haline gelip Türkiye üzeri ülkelerine geri dönüyorlar. Bugün Paris, Ortadoğu’daki savaşın trajik sonuçlarını yaşıyor. IŞİD, El Kaide, El Nusra artık sadece Kobanê’de değil, Paris’te, Londra’nın göbeğinde.
Elbette sorunun kaynağı Irak ve Afganistan’daki direniş karşısında kurguladığı bölge projesinin çökmesi üzerine ABD’nin Ortadoğu’yu mezhep çatışmasıyla denetim altına almak istemesinden kaynaklanıyor.
Radikal İslamcıların yenilgiye uğratılması ve eski laik diktatörlerden kurulu statükonun yeniden üretilmesiyle Batı’nın Ortadoğu’nun sorunlarını çözmesi mümkün değil. Bu, sorunları ortadan kaldırma yerine farklı toplumlar ve inançlar arası kolektif kini, şiddeti, kaosu daha da yayma potansiyeli taşır.
Reçeteleriyle birlikte Saddam’a kimyasal silah gönderen Batı’nın sorumluluktan kaçtığı Ortadoğu’daki suç tarihinin listesi hayli uzun. Önce bu geçmişle yüzleşmeye başlaması gerekiyor ki yavaş yavaş sorunları çözebilelim.
Paris’te Charlie Hebdo'nun merkezine yapılan korkunç saldırı Batı’yı kedere boğdu. Bu kederi elbette anlamak lazım. Ortada ölüler var. Ancak bütün dünyanın kederini gasp edip yalnızca kendilerinin olanın yasını tutmak esef verici olur. Şengal’de, Kobanê’de, Nijerya ve Paris’teki ölüleri eşit ölüler olarak görmeyi öğrenmezsek sorunlar çözülmez, temel hakları uğruna hiçbir mücadele verilmez.
Yoksa ölülerimizi saymaya devam ederiz.
Ölülere karşı adil olmak gerekiyor.