Havanın soğuk olması, güne başlamamız önünde engel değil. Tersine daha çok hareket etmemize sebep. Kış demek odun toplamak demek, eğitim demek, gerilla anılarını dinleme zamanı demek, kendini yeniden hazırlamak demek, gerillanın topluca bir sobanın etrafında oturup şarkı söylemesi demek. Kış demek en yüksek tepelerde gelebilecek her saldırıya karşı yoldaşlarının güvenliğini sağlamak için nöbet tutmak demek. Yanındaki yoldaşına bir kere daha hayran olmak demek. Şiir yazmak, şiir gibi olmak demek.

İşte böyle güzel günlerin hazırlıklarını yaptığımız şu günlerde can yoldaşlarımız; her gün gördüğümüz ama her seferinde sanki ilk defa görüyormuş gibi sımsıkı sarıldığımız arkadaşlarımız bizleri davet etti. 

Buralar sahiden soğuk ama bir hevalin sımsıkı sarılması ömür boyu ısıtmaya yeter. 

Lakin kaldığımız ortamda manganın ısısı oldukça dengeli. Ne fazla sıcak ne de soğuk. Tam insan bedenin istediği gibi ılımlı bir ortam.

Ortalama yirmi kişilik bir gerilla grubunda misafiriz. Gerillada misafirlik olmaz ama biz davet edildik 27 Kasım vesilesiyle. Böyle günleri beraber kutlamak en güzel anlardan biridir.

Ev sahipleri oldukça misafirperver. Hazırlıklar en ince ayrıntısına kadar yapılmış. Oldukça uzun süren ‘hoşgeldin’ faslından sonra Jiyan arkadaşın Önderliğin sesinden hazırladığı kısa derlemesini dinliyoruz. Sessizlik, “Bîjî Serok APO” sloganıyla bozuluyor. Simetrik bir çember pozisyonunda oturmuşuz. İki gerillanın söylemeye başladığı “Ev deng ji Kurdistan tê, PKK ne” şarkısına diğer gerillalarda eşlik edince muhteşem bir koro ortaya çıkıyor.

Abartmıyorum, bazı gerillaların sesi gerçekten çok güzel. 

Bêrîtan arkadaşın ısrarı üzerine Kazım Koyuncu’dan bir parça söyleyen genç yoldaşımız Botanlı Nûdem bizi büyülüyor. 

Bêrîtan arkadaşın kendine has üslubuyla bizi güldürmekten kırıp geçiren anısını paylaşmayı çok isterdim, lakin iyi yazamamaktan çekindiğim için yazmıyorum. 

Moral spontane yapılmıştı, her şey doğalında gelişmişti. Topluca oturup sohbet etmek, arada şarkılar mırıldanmak, eski anılarımızı anlatarak hüzünlenmek ve her hüznünün içinde kocaman gülüşler yerleştirmek… 

Oldukça mütevazi hazırlanmış yemeği yedikten sonra kimi gerillalar izleyici olurken kimileri de halayın başını çekti. Hepsi çok güzel oynadı diyemem, acemice oynayanlar da vardı. Ama Roza’nın çabasını takdir etmeden geçemeyeceğim.

Ortam gerçekten renkli, her yaştan gerilla var. Kürdistan’ın dört parçasından gerillalar, hatta Türk bir gerilla da var. İşte böyle bir ortamı yaratan Kürdistan’ın yeniden yeşermesine vesile olan, bize gerçek özgürlüğün uğrunda savaşmayı, anlamlı yaşamayı öğreten Önderimize şükranlarımızı bir kere daha sunarak nice 27 Kasım günleri dileyerek dönüyoruz mangalarımıza.


ZÎN KOÇER