
Güçten düşüp, artık ben yürüyemem dememeniz için hep sizde gideceğiniz yere neredeyse yetiştiniz hissiyatı yaratırlar. Neyse yürümeye devam ediyoruz. Vadiler, sarp kayalıklar, sık ormanlıkları aşıyoruz. Önümüze büyük dehlizler oluşturan kayalıklar çıkıyor. Bıçkın, bıçak gibi keskin taşlar.
Hava oldukça soğuk. Mayısın ortası ama nedense havalar bir türlü mevsim normallerine evrilmedi halen. Yürüyoruz, arada da kısa molalar vererek. Saatler gece yarısını çoktan geçti, sicim gibi yağmur durmadan yağmaya devam ediyor. Karşımızda Kuzey Kürdistan. Karanlıkta her şey daha belirsiz. Yönleri karıştırdık galiba. Yanımızdaki gerilla işaret ediyor, Güney ile Kuzey Kürdistan’ı ayıran sadece uzayıp giden bir sıradağ, diyor. Karanlıkta uzakta sadece bir karartı olarak duruyor. Sanki bir adım daha atsam Kuzey Kürdistan. Ay ışığının çıkmasını beklerken aksi oluyor. Gece önce koyulaşıyor. Sonra zifiri karanlık. Zifiri karanlıklar bazen belirsizlik, bazen de gizem anlatır. Hele dağların doruklarındaysanız ve huşu yayılıyorsa her yerden kendinizi gecenin kollarına bırakmanız kadar güzel bir şey olamaz. Öyle yapıyoruz. Bırakıyoruz kendimizi gecenin kollarına.
Gerilla Harun’la yolculuk
Yolculuğumuzda bize eşlik eden gerilla Harun. On yıldır dağlarda. Belli ki tecrübeli bir gerilla. Yol boyunca siyaset tartışıyoruz gerilla Harun’la. Bundan sonra gerillanın ne yapacağını. Kürt sorununu. Geleceği. Arada parmağıyla işaret ederek coğrafyayı tanıtıyor. Şurası Zap vadisi, vadinin içinden Zap suyu geçer. Şu karşı dağın arkası Amediye kenti. Amediye kenti ünlü bir direniş merkezi. Özellikle Bedirhanlar isyanı zamanında Kürtlerin büyük direniş gösterdiği yer. İki dağın arasında derin bir vadi yatağına kurulmuş, uzaktan bakılınca bir eski zaman kalesi gibi.
Harun’la sohbetimiz devam ediyor. Harun’da da yıllarca gazetecilik yapmış. Sonra binlere Kürt genci gibi o da bırakıp dağlara çıkmış. Arada bize burada malzeme olarak neyi bulabileceğimizi söylüyor. Bir şeylerden bahsederken çalışmamızda kullanmak için detaylarını da sıralıyor.
Güney Kürdistan dağlarını, köylerini gezerken işlenmemiş o kadar haber malzemesini buluyorsunuz ki. Koyulaşan gecenin içinde sohbetlerimizde koyulaşıyor. Kısa bir ara verdikten sonra yeniden gök gürültüsü ve şimşeklerle yağmur. Nedense günlerdir yağmur aralıksız yağıyor. Karşımızda Kuzey ile güney Kürdistan sınırının birleştiği yerde sınır boyunca koca bir kasabayı, hatta şehri andıran karakol ışıkları.
Sınır hattı
Bulunduğumuz alan son günlerde medyada ismi sık sık anılan bir yer. Kaç gün önce dünyanın farklı yerlerinden onlarca gazeteciyi ağırladı burası. Burası güney Kürdistan’ın Metina dağları. Metina’yı da içine alan Behdinan bölgesi şehirler, kasabalar, köyler ve sıradağlarla, vadilerle kaplı oldukça büyük bir alan. Bulunduğumuz yer 95’te on binlerce askerin katıldığı çelik operasyonunun gerçekleştiği ana merkezlerden biri. Sonrasında da hava saldırıları ve top atışları bu bölgede hiç eksik olmadı. Şimdilerde bile bu alanda dolaşırken savaşın canlı izlerine her an rastlamak mümkün. Zaten bizimde bu dağları tırmanmamızın, bu soğuk havada saatlerce yol almamızın sebebi bu.
Metina kuzey ile güney Kürdistan sınırının bitiştiği bir yer. Engebe dağların iç içe geçtiği, sık ormanların olduğu, çeşit çeşit meyve ağaçlarının bulunduğu bir yer. Gerillanın yanı sıra onlarca köyün bulunduğu, Asuri-Süryani’lerle Kürtlerin iç içe yaşadığı büyük bir yerleşim alanı.
Kürdistan’ın birçok yeri gibi yer üstü kaynakları kadar yer altı kaynaklarının da bol olduğu, oldukça zengin bir alan. Petrol rezervi en büyük yer altı zenginlik kaynağı. Tarıma da oldukça elverişli bir yer. Ancak savaşların bir türlü son bulmamasından bu zenginliğinden faydalanılamayan bir yer aynı zamanda.
Metina üzerine gerilla Harun’la uzun uzun konuşuyoruz. Söz dönüp dolaşıp halka geliyor. Halkı sorunca, ben ne söylesem kendinizin gidip görmesi daha iyi olur, diyor. Bence siz kendiniz bura halkının nasıl olduğunu gözlemleyin diye de ekleyip aslında meslekten kalma tecrübelerini de bize göstermiş oluyor. Artık saatler sabaha eviriliyor. Havada soğudu. Uyku tulumlarımızın içinde kıvrılıp uyumaya, sabahı çıkarmaya çalışıyoruz.
Kanimasi
Bu dağa tırmanmamızın bu zorlu ve tehlikeli yolcuğa çıkmamızın sebebi bu sınır boylarında bulunan Türk karakollarını yakından görmek, onlar hakkında bilgi edinmekti. Şimdi karşımızda uzayıp giden sıradağlar arasında, bıçak gibi kesen sırtlarda karakoldan çok, şehir ışıklarını andıran karakol ışıkları. Bulunduğumuz yerden Kanimasi karakolu tam karşımızda. Yolculuğumuza eşlik eden Kemal Adıyaman isimli gerilla anlatıyor, burası Kanimasi karakolu. Uzakta gördükleriniz yüzlerce kilometre alana yayılmış diğer karakollar.
Kanimasi diğer karakollara göre sanki bize daha yakın duruyor. Biz önce hepsinin sınırın öte tarafında olduğunu sanıyoruz. Hayır diyor gerilla Kemal, Kanimasi karakolu güney Kürdistan sınırlarının içine kurulmuş. Oldukça geniş bir alana yayılmış, büyük projektörlerle aydınlatılmış. İki dağın arasında yüksek bir tepeye kurulmuş. Bir kilometreyi dahi bulmayan bir uzaklıkta daha sönük ışıklar beliriyor. Bunlar ne diye soruyoruz Kemal’e, onlarda güney Kürdistan köyleri, diyor.
***
ÖZÜR: Dün teknik bir nedenden dolayı H.Ermiş’in izleniminin ilk bölümü tekrar kullanılmıştır. Okurlarımızdan özür dileriz.
HALİT ERMİŞ