
1998’de Tokat’ta yaşamını yitiren Nurhak’ın (Aynur Kandil) anısına sevgiyle...
Eski fotoğrafta bir kadın yüzü, meşe ağaçlarının ortasında öylece duruyor gibi. Gövdesinin tamamı görünmüyor, kısa saçları alnından gözlerine doğru dökülmüş. Fotoğrafın ardında yeryüzünün dağlarında yinelenen bir hayat var. Kökleri derinlerden gelen ve özgürlüğe koşan. Bir dağda biten diğerinde başlıyor. Yeryüzünün dağlarında yinelenen hayattır, zamandan anladığımız. Her dağ bir insan hayatı ile bağlanıyor diğerine. Her hayat dağlarda bir ağacın gövdesinde yoluna devam ediyor.
Ormanlara bakıyor kadın, ufuk çizgisine dayanan yeşilden bir deniz gibi orman. Gözleri çekiyor yeşilin huzurunu. Meşe ağaçlarının gövdesinde atıyor zaman. Genişçe bir ağacın gövdesine dayıyor sırtını. Ormanı çok seviyor. Uzaktan bakınca sadece bir yamaç olarak görünen, içinde geniş düzlükler, çeşmeler, çiçekler, güzellikler taşıyan sevgili orman.
Kadın düşünüyor: “İşte buradayım, hayalimin gerçekleştiği ve yeniden başladığı andayım. Bir karanlığın sonunda ve belki nice acının başlangıcında. Hazırım hayata kırıldığı yerden başlamaya...”
Suskunluğunu bozuyor ve dağların dilinde şarkılarını söylemeye başlıyor.
“Ax lemine axx (Ah aman ah)
Ez darekî dirvetino (Ben yaralı bir ağacım)
Mire pêrsmêkere (Sormayın bana)
Kotra yême somê kût (Nereden gelip nereye gittiğimizi)
Hard û asmên bêro zon... (Yer gök dile gelsin)
O içli sesi dağlar dinliyor, ağaçlar dinliyor. Toprakların zerreciklerine doluyor ses. Ormanı dolanıp mavi göğe ulaşıyor. Serin bir yel esiyor. Ağaçların yaprakları ırmağın sularına düşüyor. Kuşlar dönüyor üzerinde.
Şaşıranlara cevap oluyor kadın: “Şarkı en güzel dağlara söylenir.”
Hayal ile gerçek arasındaki o kırılgan yerde duran bir masal gibi her şey. “Bir zamanlar burada ağaçlara ve dağlara şarkı söyleyen bir kadın varmış...” diye başlıyor. Bu masalın sonu yok. Kaç zaman geçti, silinmeye başladı fotoğraftaki yüzü. Hatırladıkça yeniden tamamlanacak yıpranmış gömleği, gözlerine düşen siyah saçları, yüzündeki neşe ve ardındaki hüzün.
Bu onların hikayesiydi. İnsanlık tarihinin karanlık koyaklarında yiten sesiydi. Uzak ve yorgun kentlerden dağlara uzanan bir hayatın yankısıydı. Duvarları yıkarak toprağa dönüşün sancısıydı. Yıkıntıların altından atan saklı sözleri günyüzüne çıkarmanın kalkışmasıydı. Yüzyılların düğümünü çözmeye yetecek miydi ömrü?
Derin derin soluk alıyor kadın. Makinelerin soluk rengine bürünen ellerini toprak ile ovuyor kadın. Hayatının son bulduğu ve hep yeniden doğacağı o yerde yeni adıyla başlıyor yürümeye.
Adını dağlar veriyor: Nurhak! Bu, “Bizden birisin” demek dağlar için.
“En sonunda şarkılarımı söyleyeceğim yeri buldum” diyor.
Şarkı söylediği dağlara benziyor kadın. Dağların yankısı, taşacak sandığı yerde içinden kök misali diplere doğru iniyor. Kalbi, artık bir ağacın gövdesinde atıyor.
Yağmur damlaları değse saçlarına, yağmur rengine bürünüyor sesi. Gökkuşağı görse gözleri, sular gibi akıyor yüreklere.
‘Yasak’ olana kalkıştığında onu şehrin duvarları arasına koymaya çalışmışlardı. Acıtmışlardı bedenini. Yüreğinden akmıştı ezgiler. Acıtmışlardı ellerini. Damarlarında hayalinin özlemi tutuşmuştu. Şarkılarıyla ve sazıyla da direnebileceğini anlamıştı.
Bedenini incitenler dahi kadına demişti: “Sesin güzel neden sanatçı olmuyorsun da devrimci oluyorsun.”
Bir gülümseme yayılmıştı yüzüne.
“Çünkü ben devrimin sanatçısı olacağım.”
O her şeyin bittiği söylenen dağlarda sazıyla söylemeye devam etti şarkılarını.
Gitarıyla söylediği direniş şarkıları zamanı aşan Victor Jara’nın “Manifesto” adlı şarkısında anlattığı gibi:
“...Şarkım ne gelip geçici övgüler düzer
Ne de başkalarına ün katar,
Yoksul ülkemin
Kök salmıştır toprağına.
Orada, her şeyin bittiği
Ve her şeyin başladığı yerde,
Söylerim o her zaman yiğit ve derin
Sonsuza dek yeni olacak şarkıyı.”
Bazen bir şarkı ya da bir dize zulmün çarkını yerle bir edebilir, duvarlarını parçalayabilir. Dağlara söylenen şarkılar, sonsuza dek yaşar. Birilerinin bitirdiğini sandığı anda yepyeni bir damar atıyordur. O damar, yürekten yüreğe taşınarak hep yaşayacak olandır. Nurhak’ın şarkıları vardı. Kürdistan dağlarının her karışında hep varolacak, hatırladıkça yüzü hiç silinmeyecek.
Deniz Bilgin