
Dersim'in Nazimiye ilçesine bağlı Maskan köyünde dünyaya gelen Aydemir, katliamdan geçirilmiş bir toprağın çocuğu olarak zulümle henüz 8 yaşındayken tanışır. 1980 askeri darbesi ile birlikte boşaltılan köylerini terk etmek zorunda kalan Aydemir
Gençlik yıllarını İstanbul'un Zeytinburnu semtinde geçiren Aydemir, önce deri fabrikasında çalışmaya başlar, ardından da Musa Anter'in "küçük generalleri"nin yoldaşı olarak Özgür Ülke Gazetesi'nin dağıtımcılığını yapar.
90'lı yılların zulmüne sessiz kalmayarak 1995 yılında bir gün, arkadaşından aldığı takım elbiseyi giyip "Düğüne gidiyorum" diyerek PKK saflarına katılır.
Koparıldığı topraklara dönüş
Özgürlük mücadelesindeki 2 yıldan sonra yönünü yıllar önce koparıldığı topraklara çevirir. Dersim'e gerilla olarak gider. Dersim ve birçok Kürdistan dağındaki gerilla deneyimi ardından 2013 yılında tekrar Dersim yolcusu olur.
Abla Hanife Aydemir, PKK'ye katıldığı 1995 yılından sonra bir daha göremediği kardeşini özlemle anıyor; "Keşke bir kere görebilseydim. Annem de babam da Baran'ın hasretiyle yaşamını yitirdi" diyor.
Bir annenin özlemi
Annesinin hayatını kaybetmeden önce her defasında köye bir umutla kardeşi Aydemir'i görmek için geldiğini aktaran Aydemir, "Annem 'Ölürsem cenazemi köye götürün belki gelir, oğlumu kara toprakta da olsa görürüm' derdi" diye konuştu.
Aydemir'in ağabeyi Murat Aydemir, kardeşi Aydemir'in özgürlük mücadelesine sempatisinin gazete dağıtımıyla başladığını belirterek, "Er ya da geç ben gideceğim ağabey, diyordu. Gideceği her halinden belliydi. Bir gün ben evde yokken Baran, 'Ben düğüne gideceğim' diyerek evden gitmiş. Ve gidiş o gidiş" şeklinde konuştu.
Her şeye rağmen barış
Yıllarca göremedikleri kardeşinin cansız bedenini almaya gittiklerinde tanınmaz hale gelen cenazelerle karşılaştıklarını belirten Aydemir, "Kömür gibi olmuştu cenazeler. Cenazelere bakıldığı zaman akla ilk gelen kimyasal kullanıldığı oldu. DNA ve otopsi sonuçlarını bekliyoruz" dedi.
Canlarının yanmasına rağmen yine barışı istediklerinin altını çizen Aydemir, "Her ne olursa olsun, bizim canımız yandı kimsenin canı yanmasın. Her zaman dedik yine diyeceğiz, bizler barış istiyoruz" diye konuştu.
Toprağın suya susadığı gibi…
Aydemir'in amcasının oğlu Hasan Aydemir de, Zeytinburnu'nda Çağdaş Sanat Atölyesi (ÇESA) adında bir oluşumun olduğunu, Aydemir'in politikleşme sürecinin ise burada başladığını aktararak, "Bu oluşumda Baran folklor grubundaydı. Hem çok yetenekli hem de çok espriliydi. Arkadaşlarının olmazsa olmazıydı. Müthiş okurdu, nasıl toprak suya susuyorsa Baran'ın da kitaba bakış açısı öyleydi" diye konuştu.
Etkilemeyeceği kişi yoktu
Kısa bir süre sonra DEP'in kapatılma sürecinde basın yayında çalışmaya başladığını söyleyen Aydemir, "Yine bir süre gençlik çalışmalarında yer aldı. Etkilemeyeceği kişi yoktu" dedi.
Aydemir, şöyle dedi: "Baran'ın sesi çok güzeldi. Her miting öncesi otobüste türküler söylerdi. En çok sevdiği türküsü ise, 'Kızıl güller açınca Kürdistan dağlarında' adlı marşı çok söylerdi. Aslında daha çok gerilla üzerine yazılı tüm türküleri ezbere bilirdi."
Aydemir'in ilk katılmak istediği zamanda Kırklareli'nde arkadaşlarıyla birlikte yakalandıklarını ve 6 ay cezaevinde tutulduğunu ifade eden Aydemir, "İkinci gidişinde ise İstanbul dağıtım sorumlusu olan bir arkadaşından takım elbise isteyip, 'Düğüne gideceğim' diyerek, PKK saflarına katıldığını öğrendik" şeklinde konuştu.
DİHA/DERSİM