
Uzun zamandır dağlarda kutlanan Newroz Bayramı’nın nasıl kutlandığının en yakın tanıklarından biriyim. Her yıl büyük etkinliklerin yapıldığı gerilla alanlarına gider, orada yüzlerce gerillayla birlikte Newroz’u kutlardım.
Her seferinde bir kaç alana giderek kutlamalara şahitlik eder, oradaki yiğit Kürt çocuklarının gözlerinin içindeki, bayram sevincine tanıklık ederdim.
Her seferinde onların gözlerindeki umut ışığını içime çekerek, gözlerimle başka halklara, başka diyarlara taşımanın heyecanını yaşardım.
Buralarda, dağların en ücra köşelerinde yanan bir ateşin etrafında Newroz’un heyecanını yaşamak, sıcak bir gülüşe tanıklık etmek, mücadelenin derinişçi çocuklarıyla beraber olmak Newroz’u her an yaşamak gibi...
Bu kez küçük bir grupla...
Bu seferki Newroz’u küçük bir gerilla gurubuyla kutlamak için, gerillanın deyimiyle özgürlük alanlarının savunmasını yapan bir birliğin yanına doğru ilerliyoruz. Yanımda bir kaç gerilla var. Bunlardan biri, Dersimli Raperîn, Hataylı Dicle, 1990’lı yıllardan beri gerilla saflarında olan Rojavalı Ronak ve bunların yol yoldaşlarıyla birlikte yürüyoruz.
Buralarda hava bulutlu, hepimiz yağmur gelmesin diye dua ediyoruz.
Dersimli Raperîn “bu gece kesin yağmur gelecek” dese de umutluyuz.
“Yok yoldaş yağmur gelmez, hiç endişeniz olmasın” diyor, Hataylı Dicle.
Kürt halk önderi Öcalan’ın en önemli sözlerinden birini söylemeden edemiyorum. “Umut zaferden daha değerlidir” diyor ve ilerlemeye devam ediyorum.
Ronak uzun zamandır dağlarda olmasına rağmen oldukça dinç görünüyor. İki kelimesinden biri Newroz Bayramı’nı dağlarda kutlamanın ayrı bir anlamı olduğuna dair. Bu duruma vurgu yaparak yürüyor.
Hemen birkaç adım önümde yürüyor.
Başka aşla düştük yollara
“Newroz Bayramı’nın gecesinde bütün askeri birliklerde ateş kesinlikle yakılır” diyor Dicle ve şöyle devam ediyor. “Bir kaç Newroz’dur dağlarda kutluyorum, her seferinde ilk defa kutluyormuşum gibi geliyor.” Gülümsüyor güzel yüzüyle...
Nefes nefese ve kendisine has heyecanıyla “bir de ağır silahların olduğu tepelerde Newroz’u kutlamak çok güzel, görmeniz lazım, her bir tepenin üzerinde kesin bir ateş yakılır.”
Biliyorum diyorum. Çünkü ben de bir kaç yıl önce yüksek bir tepenin üzerinde etrafta yakılan ateşe tanıklık etmiştim.
Ancak bu gideceğimiz tepe çok yüksek ve diğer alanların tepelerine de hakim olduğu için diğer tepelerde yanan ateşlerini de görebilecekmişiz. Biz de bu aşkla düştük yola...
Bir kaç saatten sonra küçük bir gerilla grubun olduğu tepeye vardık. Saatler beşi gösterirken hava oldukça soğumaya başladı. Tepedeki rüzgar oldukça sert, ateşi yakmak oldukça zor görünüyor diyorum.
Yumuşak ses tonuyla; Raperîn lafı alıyor ağzımdan “Yok heval ne zoru hemencik yakarız hemen de en güçlü ateşi bizim tepe yakacak. İddiamız bu temelde” diyor.
Güzel bir manzaranın karşısında çaylarımızı yudumlarken etrafın güzelliğe gözlerim takılıyor. Sonsuz bir şiir gibi, çıplak, çekici, huzur dolu, ana kucağı kadar sevecen.
Hadi oduna!
Ronak’ın, “hadi herkes oduna” demesiyle ayaklanıyor herkes.
On kişilik gerilla grubu ile Newroz odunlarını topluyoruz.
Tepenin en görünür yerinde odunlar diziliyor. Tepe deyişime bakmayın üzerinde durduğumuz kocaman bir dağ. Ve görseniz “bu tepeyse dağ nasıldır” diye soracağınıza eminim.
Yavaş yavaş karanlık geceye hakim olduğu andan itibaren diğer odunlar da yakınlaştırıldı her şey hazır.
Dicle, “hadi yoldaşlar çabuk olun, ateşi ilkin bizim tepe yakmalı.”
Ronak, “ben de katılıyorum herkes ateşin etrafında toplansın, çakmağı çakıyorum.”
Zılgıtlar, sloganlar, mermi sesleriyle gece inliyor.
Ateşimiz yükseliyor.
Ateşin etrafındaki güzel gözlü gerillalar özgürlük şarkılarıyla geceye konser veriyor.
Sayımız az olmasına rağmen ateşin etrafında tutulan halay görünmeye değerdi. Şehit Zehra Tepesi de bizden sonra ateşi yakan ikinci tepe oldu. Derken etraf ateş çemberi gibi. Sırayla ateş çemberi genişliyor, meşale elden ele verilip duruluyor.
Siz hiç, bir dağın başında ateş yakarak Newroz Bayramı’nı kutladınız mı? Eğer “hayır” diyorsanız, bir gün ama mutlaka bunu yapın. O coşkuyu görmeden bu hayatla vedalaşmayın.
Hava bulutlu olmasına rağmen yağmur yağmadı...
Hem yağsa da hiç bir şey değişmezdi...
Ateşin ışınları geceye renk veriyordu. Gerilla geceyi süsleyen oluyordu.
Newroz ses oluyordu
Direnişin sembolü, yeniden doğmanın sevinciyle yaşama yeniden “merhaba” diyen ve tüm baskılara karşı direnmenin bayramı, bir kere daha Newroz ateşi yükseliyordu.
Dağlarda Newroz’u kutlamak bir başka tat. Bu tatla binlerce kere Newroz’a we pirozbê...
ZİN KOÇER / BEHDİNAN