Doğadaki en küçük bir zerrenin, en küçük bir güzelliğin bile farkına vararak, hissederek yaşayabilmek… Derin bir nefes çekebilmek yeni açmış nergizden, dizlerini kırıp buz gibi suyundan içmek, gökyüzünden süzülerek avına saldıran şahini veya kayalıklarda seke seke otlayan pezkuvileri seyre dalmak…
Edip DERSİM
Kutsal yaşam, özgür, eşit yaşam bu coğrafyaların derin vadilerinin su kenarlarında başlatılmıştı bir zamanlar. Ve o zamandan bu yana insanların yüreğinde Aden cennet denilen o tarifi imkansız yumru oturup kalmıştı özlemle. İşte bu coğrafyalar bugün cehenneme çevrilmek isteniyor inatla. Ancak bunların önünde tek engel, yüreklerindeki o yumruyu büyüterek, örgütleyerek, yaşamsallaştırmaya çalışan gerilla ve onun mücadelesi. Evet mücadelemiz sürüyor, mitolojik bir biçimde… Ve ateşi bizlere veren, ışığı beynimize ve kalbimize dolduran Prometheusumuz halen İmralı kayalıklarında çivili. Ülkemiz bir bütün işgal altında. Zulüm karargahları halen iş başında. Zalim Dehaklar her gün gençlerimizin beyinlerini yemeye devam ediyor. Ve tarih Kawa’nın son çekicinin Dehak’ın beynine inişini bekliyor. Yaşadığımız süreç bu aslında. Mitoloji ve gerçeklik. Aynı anda yaşanıyor bu dağlarda. Bu dağlarda yüreğimiz ve beynimizi sağlam tutmaya çalışarak yaşıyoruz. Bazen ölümle yarenlik ediyor, bazen de yaşam gemisine sıkıca tutunarak sürdürüyoruz yolculuğumuzu. Ama kalbimizdeki bize yol gösteren kutsal güneşimiz her daim parıldıyor. Her şafakta önümüzü aydınlatıp yolumuza yol katıyor. Her şeyimize el konulmuş olabilir fakat yolumuz olduğu yerde duruyor. Ve biz yolun umut yolcuları düşmeden, verdiğimiz söze ihanet etmeden devam ediyoruz. Patikaların tozunda yaşlanıyoruz gün be gün.
Kürdistan’da bahar çok güzeldir. Her yerinde başka bir güzellikte yaşanır. Bazı yerlerde martta gelir, bazı yerlerde nisanda bazı yerlerde de mayısta. Hatta çok yükseklerinde haziran ayında yeni yeni çiçekler, otlar çıkar.
Bahar Kürdistan’da güneyden başlayarak kuzeye doğru yayılır. Önce vadilerin derinliklerinde, ovalarda çiçekler açar, yeşillenir, daha sonraysa yükseklere doğru yayar kendini yeşil örtü. Dedim ya Kürdistan’da bahar güzeldir, cennet güzelliğindedir. Her taraf renk cümbüşüne dönüşür çiçeklerden. Envai çeşit otlar, böcekler ve kuşlar kaplar ortalığı. Ruh gelir sanki bedenine doğanın. Sular çılgınca akmaya başlar. Eriyen karların oluşturduğu dereler coşkunca akar durur. Bahar çeşmeleri yamaçlarda patlar, bembeyaz köpükleriyle akar, derelere karışır. Bahar hercümercdir ama düzenli bir hercümerc.
Öyle zor ki Kürdistan’da baharı anlatmak. Kürdistan’da gerilla baharlaşmasını anlatmak. Yüreklerin baharlaşması öyle muhteşem ki. Yeni umutlar, sevdalar ve sevgilerle tazelemek yüreğini. Çiçekler serpmek nice anılarına, sonsuzluğa uğurladıklarına, yüreğinin enginliklerine sığdıramadıklarına, özlemlerine, hasretliklerine. Bu baharı görmeden giden canlarımız için de yaşayabilmek ve duyumsayabilmek Kürdistan baharını. Onların özlemleri, umutları, sevdaları ve sevgileri için de yaşayabilmek hem de daha bir sıkıca tutunarak anlamlı, derinliğine yaşayabilmek.
Doğadaki en küçük bir zerrenin, en küçük bir güzelliğin bile farkına vararak, hissederek yaşayabilmek… Şarkı gibi yaşayabilmek, bahar gibi yaşayabilmek Kürdistan dağlarında, enginliklerinde bir bayrak gibi dalgalanmak serin rüzgarlarla. Derin bir nefes çekebilmek yeni açmış güzelim nergizden, dizlerini kırıp yüzünü çeşmeye batırarak buz gibi suyundan içmek, gökyüzünden süzülerek avına saldıran şahini seyretmek, gözlerine dayayarak dürbününü kayalıklarda seke seke otlayan pezkuvileri (dağ keçileri) seyre dalmak. Ya da uzun bir gerilla yürüyüşünden sonra vardığın çıplak, yeşil yüksek bir boğazda silahın kucağında sırtını dayayıp çantana birkaç dakikalık düşlere dalmak. O boğazın enginliklerinden bir kuş olup süzülebilmek vadilere, ovalara, nehirlere. Kürdistan dağlarında yaşamak güzel bir hayale, rüyaya dalmak gibidir. Bitmesini istemezsin. Sıkıca tutunursun ondan dolayı.
Bazıları normal, sıradan ve hep bir tekrardan ibaret görür bu yaşananları. Ama anlam veremeyen, küçük yaşayan ve hisseden yürekler değerini bilemez tabii ki bu anların, güzelliklerin. Herhalde önce yürek ve beyin kapılarının açılması ve temizliğinin yapılması gerekiyor. Gerçekten bu dağlarda yaşamı derinlikli anlamlandırmadan varolmak, özgürlüğü yaratmak, tutunmak büyük hayallerle dolu yarınlara mümkün görünmüyor. Omuzumuzdaki silahımıza da ancak o zaman daha sıkı sarılabiliriz.
Ya da elimizdeki kalemimize, dilimizdeki sözümüze. Nerede olursak olalım herhalde anlam derinliğini yakalamadan doğru bir yaşam olamaz.
Böbreklerimiz ve romatizmalarımız yeniden sancımaya başladı. Ama bahar her şeyin devası olacak. Ruhumuzun da, fiziğimizin de dermanı olacak sadece bahar. “Dağlarına bahar gelmiş memleketimin” diye başlayan Ahmed Arif şiiri yaşanır burada. Dağlara bahar bir başka gelir çünkü. Bulaşıcı bir hastalık gibi yayılır arsızca, hiç kimse önünü olamaz. Bir gün bir yamaçta, bir gün diğer yamaçta. İnsanı ısıtan bir yeşillik kaplar ortalığı. Vadiler yeşil, daha yüksekler siyah ve kahverengi, sırtlar ve tepeler ise bembeyaz bir örtü.
Ağaçların tomurcuklarının gün be gün büyümesini, doğanın vadilerden başlayarak zirvelere doğru yeşillenmesini, rengarenk kelebek ve kuşların havada büyük bir telaşla uçuşmasını, kaynak sularının yerden fışkırırcasına çıkışını ve daha nice şeyi değişimi içinde hissederek izlemek muhteşem bir duygu. Bahar her ne kadar tüm güzelliğini sergilese de bu sene bizim açımızdan zor geçecek gibi görünüyor. Belki de birçok duyguyu yaşamaya, durup ardımıza yaşananları düşünmeye fırsatımız bile olmayacak. Savaş tüm çıplaklığıyla ve acımasızlığıyla karşımızda. Düşman dişlerini bilemiş bir aç kurt gibi ama biz de kurbanlık koyun değiliz tabii.
Tüm saldırılarına rağmen irademiz halen yerli yerinde sapa sağlam. Çok acı çekeceğimiz bir gerçek. Birçoğumuz için belki de bu son bahar olacak. Ama ölümü onu düşünmeden, ona koşmadan yerinde ve zamanında karşılamak da güzel. Gerçi tüm ölümler zamansızdır. Hep kendisiyle yarım kalmış bir şeyler götürür. Ama olsun. Mücadele ede ede, savaşa savaşa, diz çökmeden büyük bir mutlulukla ölümün üzerine yürümek de yaşamla eşdeğer.
“Belki hiçbir şey yolunda gitmedi, ama hiçbir şey beni yolumdan edemedi” diyor Che. Güzel bir söz. İçinde bizim için de bazı şeyler barındırıyor.
Ne diyordu güneşimiz? ‘Umut zaferden daha değerlidir’. Evet umudumuzu kaybetmedik, kaybetmeyeceğiz de. Zalimler bizim umutlarımızı kırmaya çalışsa da hayallerimizi elimizden almaya çalışsa da bizi çaresizliğe mahkum etmeye çalışsa da bizim hayallerimiz, umutlarımız ve çarelerimiz o kadar çok ve büyük ki zaferimiz de o kadar görkemli ve heybetli olacak.
Ülkemizin baharları, kuşların cıvıltısı, suların akışı, açan her çiçeğin rengi, parıltısı ve kokusuyla yürürken, o görkemli zaferi örüyoruz yüreğimizde.