Belediye Başkanı Gülşen Can ısrarlı ve nazik tarzı ile “Bir söyleşi için” Gimgim’a davet ettiğinde epeydir gitmem gerektiğini düşünüyordum.
Davete icabet için Muş’a vardık. Baharın coşkun yeşilinden geriye kalan sarıya kesmiş ovadan Gimgim’a doğru ilerliyoruz. Akşam saatlerinde “Faraşin Çay Bahçesinde” söyleşimiz var. Söyleşinin başlığı, adı belli olsa da “Serbest vezin konuşmak, söyleşmek” daha evladır diye düşünüyorum.
Acının ve zulmün kasvetine inat yüzündeki umut ışığını eksik etmeyen canların diyarında kelem etmek, söyleşmek hiç de kolay değil. Neyi, nasıl söyleyeceğini iyi hesaplamak ve bilmek gerekiyor. Zira hitap ettiğiniz canlar yaşamın imbiğinden, feleğin çemberinden geçmiş insanlar. Haddini aşıp ders vermeye kalkınca bilgece bir tebessümle insanın cahilliğini oracıkta resmediyorlar! Neyse ki irfan mektebinin hiçlik meydanında cehaletimizle yüzleşmiş olmak haddimizi öğretiyor.
Söyleşinin hemen bitiminde olanca sıcaklığı ile bizi bağrına basan Kezban Ana’nın erdemi “İnsan olmak ne kadar zor!” dedirtiyor. Meğer Kezban Ana savaşta dört canını yitiren ilim, irfan deryasıymış. Konuşurken gözlerimin içine bakan sıcak tebessümünde bir hikmet olduğunu sezmiştim. Lakin elini öpsem!.. Az gelir. Nutkum tutuldu, ancak “Kezban Ana sana niyaz etmek ibadettir!” diyebildim.
Meydandaki coşkulu akşam konseri ve konuşmalardan sonra İsmail ve Şehriban canların evine mihman olduk. Sabah erken Diyarbekir’e gitmemiz gerek...
Sabah güneşi ovayı çevreleyen dağlarla buluşurken İsmail Can, “Hangi yoldan gidelim?” diyor. Kulp, Lice mi? Genç, Bingöl mü?.. “Kulp, Lice olsun.” dedim. Derken de nicedir özlediğim, görmek istediğim yerleri görme heyecanı vardı içimde ama daha önce görmediği yerler buralar. O bildik haber programlarında, sohbetlerde çok dinlemiş, hakkında yazılar okumuştum ama görmek ve yaşamak bir başka duygu!..
Way li mineeee…!!! İnsanı burgaca sokup yerden kesen bir manzara...!!!
Hangi ressam çizmiş, hangi eller dokuyup nakışlamış? Dersim’de ve Hakkari’de benzer duygular yaşamıştım. Boşuna değil Kürdistan’da halkın dağların üzerine yemin etmesi. İnsan görünce anlıyor “Bi vî çîyayî!” demenin derin ve duygu yüklü anlamını. Bir ırmağın menderesleri misali kıvrılan yol kah yokuş kah iniş. Hani derler ya “Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol üzerinden aşar!” tam da öyle işte. Dağların dili vardır. Dağların dilini bilmek gerek. Sadece dağların mı? Ağacın, toprağın, çiçeğin, yaprağın, böceğin, bulutun, gök yüzünün!.. Dili
vardır. Cümle mahlukatın dili vardır. Sureti haktan olan kainatın dili vardır. Lakin bilmek gerek. Bilmek için özdeş olmak gerek. Biz bir yabancı misali gelip geçiciyiz. Dilimizi lâl, gözlerimizi ihya, yüreğimizi şad eyleyen bu manzara ne acılar yaşadı, ne kadar sarsıldı, kaç canı gencecik yaşında bağrına bastı kim bilir? Mesele ağlamak, gülmek, sevinmek, üzülmek değil. Mesele daha insanüstü bir boyuttadır. Ağlamayı, gülmeyi, sevinmeyi, üzülmeyi aşan duygular var bu manzarada!
Dağların ve manzaranın dili, kör cahil inada, inkarcılığa karşı yeni bir yaşamdan söz ediyor. Dağlar ve doğa kadar cömert ne vardır ki? Dağlara ve doğaya nasıl bakarsan o da sana öyle bakar. Yaşam için bakarsan, yaşatır; ölüm için bakarsan öldürür. Dağlar ve doğa insanlar ondan neyi isterse onu verir. Zira dağların ve doğanın bir hesabı yoktur. Hesap yapan, yakıp yıkan insandır. Dağı, doğayı, insanı yakıp yıkan insan mıdır? O da ayrı mesele.
“Kanîya Kew”in yamaçtan aşağıya süzülen buz gibi suyunda dilek tuttum dağların, doğanın ve suyun kerametine sığınarak üç avuç içtim.
Vadiye doğru inerken kıvrılan yol adeta başımı döndürdü. “İsmail Can, dur ben ineceğim.” Dememe ramak kala yaz hasadından geriye kalan sapsarı buğday tarlalarının arasındaki bozuk yoldan Lice’ye varıyorduk. Dağlar, Kulp, Lice, Fis Ovası!.. Diyarbekir’de yapacağımız basın toplantısına azıcık geç kalmış olsak da dert değil. Bağlar’daki cemevimize vardığımızda dağlar ve doğa ile cem olmuş olmanın derin dinginliği içindeydim!..
Bir daha Kulp, Lice, Fis Ovası, Diyarbekir yoluna uğrak olur muyum bilinmez ama dağların ve doğanın derinden gelen melodisini kulaklarıma, manzarasını gözlerimle resmedip yüreğime kaydettim. Hak ve hakikat aşkına borcumuz var kerem ve ihsanını eksik etmeyen dağlara, doğaya ve Kanîya Kew’in buz gibi suyuna. Bir de acısını yüreğinin imbiğinde damıtıp tebessümü eksik etmeyen barış erdemine aşık insanına...!!!
Dağların dili varmış!