"İnsan yaşıyorken özgürdür/ Yaklaştım iyice, geliyorum"

Edip Cansever


Muhabbetlerin özellikle de soru-cevap kısmında her seferinde bizim mahallenin çocuklarından "cevap soran" bir karakterle karşılaşırım. Muhabbet biter bitmez ayağa kalkan bu karakter, "Sizi dikkatle dinledim. Soru sormayacaktım ama beni soru sormaya mecbur ettiniz!" diyerek konuşmaya başlayarak cevaplarını sıralar. Bununla kalsa iyi, "cevap anahtarı" bu karakter devrime yan gelir sağlamak için, "devrim" sözcüğünü kerelerce cümle içinde kullanarak "Devrim ne demek!" sorusuyla Aşil Topuğuma okunu fırlatır. 

"Can güvenliğimin" tehlikeye düştüğü böylesi durumlarda, bir şiire sığınarak şöyle dillenirim: "Bir varmış bir yokmuş. 'Neler Almalıyım Yanıma' şiirinde "Öfke için: Marx, Lenin" dizeleri olan Edip Cansever diye bir şair varmış... Onun 'Ruhi Bey Ben Nasılım' isimli 1976'da yazdığı bir başka şiiri varmış..." diye başlarım ifade vermeye ve savunmamı yapmaya... Edip Cansever bu kitapta, bir karakter üzerinden kurar şiirini ve okurla şöyle tanıştırır Ruhi Bey'i: 

"Ben Ruhi bey, nasıl olan Ruhi Bey/ Nasılım/ Bir yaz ikindisinden çıktım geldim/ Diyelim bir pazartesiydi, biraz da şöyle geldim/ Kapıyı iyice kapadım/-Kapadım mı, evet, kapadım-" Kitap boyunca Ruhi Bey önde okur arkada dolaşır İstanbul'un semtlerini, mekanlarını... "Bir ara pencere camında kendime baktım/ Baktım ki, ben Ruhi Bey/ Nasıl olan Ruhi Bey/ Daha nasılım." Ruhi Bey, sanki "Nasılım"dan, "Nasılsınız"dan, "İyiyim"den yapılmış bir karakterdir. Sonra "Bir Çiçek Sergicisi Der Ki" şiiriyle tanıştırır şair bizi: "Ruhi Bey benden çiçek alırdı/ O zaman sokak sokak dolaşırdım/ Çiçek alanları iyi bilirdim/ Ruhi Bey de çiçek alırdı/ Nedense benden alırdı/ Çünkü ben çiçekleri çok biçimli tutarım..."

İşte ben, yıllardır, "şiir nedir, devrim nedir, aşk nedir" sorusuna bu dizelerle yanıt veriyor; sözcükleri biçimli tutmaktan, halkların, dillerin biçimli ilişki kurmasından söz ediyorum. Ben ile biz, siyaset ile sanat, devrim ile devrimci, şair ile şiir arasında biçimli ilişki kurmanın derdiyle dilleniyorum. Seçim sonrasında ruh halimi soranlara "Kokusunu savunan' çiçekleri biçimli tuttuk... Ve seçimleri kazandık... Sadece seçimleri mi? Birbirimizi de kazandık" diyorum dilimi kanatmadan. Sonra da başlıyorum Ruhi Bey'in hikayesini anlatmaya. İster inanın ister inanmayın şu günlerde Ruhi Bey'e de rastlıyorum sokaklarda. Birkaç özelliğini sayayım ki karşılaştığınızda siz de tanıyın Ruhi Bey'i: "Binlerce şeydir çünkü Ruhi Bey/ Nanedir, ada çayıdır/ zencefildir/ Bu çevrede herkes onu tanır/ Bana sorarsanız tanımaz/ Şöyle ki, bir ayakkabı çivisi gibi kendine batar/ Şarabıyla batar uykusuzluğuyla batar/ Gülmesi hüznüne/ Konuşması susmasına batar/.../ Gitmeden önce biraz silikleşir/ Sonra büsbütün solar/ Gerçekte/ Dört mevsimin karışımı gibidir Ruhi Bey..."

8 Haziran Pazartesi günü, sokak sokak, semt semt sevincimi, şımaran umutlarımı gezdirirken karşılaşmayayım mı Ruhi Bey ile. Ona "Ben Ruhi Bey nasılım" demeye kalmadan o lafı ağzımdan alıp "İyisiniz... Pek iyisiniz... Fevkalade iyisiniz" demez mi eski zamanlardan kalma gülümsemesiyle. Ben de "Yeni bir renk buldum bugün, suyun akışının rengi" dizesinin kuyruğuna "Tarih tamamına da erdirsin!" diyerek süreçteki olası siyaset tuzaklarından söz etmekle kalmayıp, dört mevsimin, bütün renklerin, dillerin, dağlarla sokakların karışımı gibiyiz" dedim ve sustum. Sonra da otuz beş yılı da ima ederek başkaları da duysun diye iyice şımardım: "Günlerdir ilk olarak güldüm, gülümsedim/ yıllardır ilk olarak/ Sanki ilk gözyaşının tarihini buldum" (Edip Cansever) diye ekledim... Ruhi Bey durur mu; "Sonuç mu dediniz, ne dediniz/ Sonuç hiç gömülür mü, geliyorum" deyip uzaklaştı...

Ne demek istediyse...