
SELMA AKKAYA
Amed; Persler, Roma, Sasani, Bizans ve İslam dönemi imparatorlukları içinde bölgesel merkez olmayı başardığı bir tarihsel arka plana sahip. Surları, sokakları, camileri, kiliseleri, sinagogları, hanları, hamamları ile yüzyıllar boyunca coğrafyadan geçen bütün medeniyetlerin kültür ve inançlarını içinde barındırmış.
Amed’in kentsel dokusu, son 30-40 yılda ise savaşın, devlet saldırılarının belirlenimine maruz kalmış bulunuyor. Kent sosyoekonomiğinin en belirleyici unsuru, hiç kuşku yok ki, göç. Kentin büyük bölümünde göçün yoksullaştırdığı Kürtler yaşıyor.
Son iki yılda yaşananlar ise Amed’in kentsel dokusuna tarihinde -bu denli kısa sürede- vurulan en büyük darbelerden birini içeriyor. Türk devletinin öz yönetim direnişlerini bahane ederek Sur’da başlattığı kapsamlı yıkım, Dünya Mirası olarak tanımlanan eski şehirin bir bölümünü neredeyse bütünüyle ortadan kaldırdı.
Neden sessiz kalındı?
Diyarbakır Kalesi ve Suriçi, iki yıl önce Bonn’da yapılan toplantıda UNESCO’nun “Dünya Mirası“ listesine girdi. Bu gelişme ardından kentte, tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşen devlet saldırılarında tarihi eserler büyük zarar gördü ve ardından kontrollü yıkıma geçildi. UNESCO Dünya Mirası Komitesi, 2-12 Temmuz 2017 tarihleri arasında Polonya’nın Krakow kentinde yapacağı 41’inci yıllık toplantısında bu konuyu da gündemine alacak. Dünya Mirası yakılıp yıkılırken ve “kentsel dönüşüm” altında ortadan kaldırılırken ciddi hiçbir tepki ortaya koymamış uluslararası kuruluşun toplantıda belirleyeceği tavrın ne olacağı merak konusu.
Bu yıkım, Türk devletinin Kürt sorunu karşısında takındığı tavrın bütünü içinde bir anlama sahipti. Kürdistan’ın demografisi ve kentsel yapısında gerçekleştirilmek istenen değişimlerin tamamı birbiriyle bağlantılı gerçekleşti ve “sokağa çıkma yasağının” kapsamı da direnişe mukavemet kadar bu “müdahaleyi” gerçekleştirmek olarak da kurgulandı. Kürdistan kentlerindeki belediyelere kayyumların atanması da bu plana içkin bir hamleydi. “Kürt düşmanlığının” ayyuka çıktığı bir sürecin basamaklarıydı hepsi ve UNESCO’nun haberdar olmamasına imkân yoktu. Bu nedenle Kürtler arasında UNESCO’dan da cevap beklenen yaygın soru şu: Neden sessiz kalındı?
Kentsel dönüşümün önü açıldı
Amed’de Mart 2016’ya kadar askeri operasyonlarla gerçekleştilen tahribat ardından asıl yıkım, devlete ait iş makinalarıyla geldi. Yıkım ve hafriyat çalışmaları, Sur’a döşenen duvarlar ardında gerçekleştirilmiş ve içlerinde katledilen Kürtlerin bedenlerinden parçalar da bulunan hafriyatlar Dicle Üniversitesi arazisinin de aralarında bulunduğu birçok alanda ya gömülmüş ya Dicle Nehri’ne karıştırılmıştı. O dönemde henüz kayyum atanmamış belediye, bunları tespit etmiş.
Bu yıkım ve yeniden düzenleme çalışmaları halen Kentsel Sit Alanı ve Dünya Mirası Tampon Bölgesi olan bir alanda, hiçbir durum tespiti yapılmadan, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan gerekli onay ve izinler alınmadan sürdürülüyor. Halkın direnişine de vahşi yöntemlerle “tedbir” alınıyor. Son olarak yıkıma direnen iki mahallenin sakinlerinin elektrik ve suyu kesilmiş ve hatta kanalizasyonları taşlarla kapatılmıştı.
Amed’deki bu büyük müdahale, bir yanıya Kürdistan’ın sömürgeci planlar doğrultusunda reorganizasyonu planının parçası; diğer yandan ise Ankara, İstanbul, İzmir ve Türkiye’nin başka birçok kentinde 90’lı yılların sonundan itibaren başlatılan “kentsel dönüşüm” saldırısının Kürdistan ayağı. Sur, bu saldırı için “geçilmesi gereken direniş kalesi” olarak görülüyordu. Devletin Sur’da başarılı olduğunda planı adım adım tüm Kürdistan’a uygulamak niyetinde olduğu görülüyor.
’Kapitalizmi gebert, kentleri durdur’
Kentsel dönüşüm saldırısı, dünyadaki neoliberal gelişmelerden de bağımsız değil. Öyle ki buna dair “kent hakkı“ protestoları da dünya ölçeğinde gerçekleştiriliyor.
Bu gösterilerin ilk görünür başlangıcına bir eylem örnek gösterilebilir. ABD’nin Seattle kentinde, 1999 yılında gerçekleştirilen Dünya Ticaret Örgütü toplantısına karşı dünyanın birçok bölgesinden antikapitalistler toplanmıştı. Gösterilerde öne çıkan bir slogan vardı: “Kapitalizmi gebert, kentleri durdur!” Bu sloganı o günlerde atanlar, değişimin muhtevasını belki de tam olarak kavrayamamıştı; ama saldırı oldukça büyüktü. Kapitalizm için “küreselleşme”, dünyanın yeniden dizayn edilmesi demekti ve bu kapsamda kentler de restore ediliyordu. Bu restorasyon, doğal dayanışma ağlarını çökertmek ve hayatı piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda organize etmek hakkındaydı.
Türkiye TOKİ’yi böyle tanıdı
Bu dönüşüm, kimi zaman mega organizasyonlar, kimi zaman şehir trafiği, kimi zamanda “görüntü” bahane edilerek gerçekleştirildi. Türkiye de Toplu Konut İdaresi’ni (TOKİ), bu dalganın bir sonucu olarak tanıdı. Rant odaklarının kepçeleri, “memleketi elden geçirmek için” işlemeye başlamıştı. İhaleler, AKP’nin yandaş ağını konsolide etmesinin de en temel araçlarından biri oldu. AKP, tam da neoliberal saldırının partisiydi. O yolculuk özelleştirmeler ve kamu iktisadi teşebbüslerinin yandaş ortaklıklı uluslararası şirketlere peşkeş çekilmesiyle başladı; kent talanları, HES’ler, doğa katliamı, zeytinliklerin biçilmesi gibi birçok fiille devam etti.
Başka çıkış yolu yok
Kürdistan’daki yıkım, bu sürecin sömürgecilikle birleşip koyulaşmış parçası. Burada kentsel dönüşüm, ayrıca Kürt direnişini çözmeyi de amaçlıyor. Bu süreçlerin birbiriyle bağlantısı ise mücadelenin ortaklığını da koşulluyor. Dereleri satanlar, Cizre’yi yıkıyor; Sur’u yalnız bırakanlar, bedelini zeytinliklerin gaspı ya da köy arazilerinin belediyelere devredilmesiyle de ödüyor.
Direniş mirasa dahil
UNESCO’nun Polonya toplantısı, bu süreçle birlikte düşünüldüğünde herkesin taleplerini yükseltmesini ve tepkisini ortaya koymasını gerektiriyor. Bu sürecin global karakteri ve UNESCO’yu da içeren kapitalist kurumlarla ilişkisi düşünüldüğünde toplantıdan Türkiye’yle ortaklığa ters düşen bir karar çıkmasının başka türlü olanağı yok gibi görünüyor. Dolayısıyla şimdi yapmak gereken, Sur’un yoksul mahallelerinde direnmeyi seçenlerin yanında durmak. Zira Sur’daki tek “Dünya Mirası”, Surlar ve kent de değil artık, ayrıca bir avuç Kürt gencinin sömürgeciliğe direnişi. O mirasa sahip çıkmadan Sur’a sahip çıkmanın olanağı yok.
Sur’a heyet gönderin!
UNESCO’nun 41. yıllık toplantısı öncesi 30 Haziran-2 Temmuz tarihleri arasında Polonya’nın Krakow kentinde Dünya Mirası İzleme Kuruluşu “Sivil Toplum ve Dünya Mirası” başlıklı bir konferans düzenliyor. Konferansa Sur Koruma Platformu’ndan Ercan Ayboğa da Sur’da son iki yılda yaşananları özetleyen bir raporla katılıyor. Dünya Mirası kabul edilen Sur’a ilişkin uluslararası kurumların göreve çağrıldığı raporda beklentiler şöyle sıralanıyor:
* Türk devleti derhal Suriçi’nde sokağa çıkma yasaklarını kaldırmalı, yıkım ve çarpık yeni yapıların inşası derhal durdurulmalıdır.
* Daha önce hazırlanan koruma planı yeniden devreye koyulmalı, tüm yeniden yapılanmanın maddi gideri karşılanmalıdır.
* Göçe zorlanan halkın geri dönmesi sağlanmalı, bütün maddi zararları karşılanmalıdır.
* Türkiye devletinden izin beklemeden ve izin almadan Dünya Mirasları Koruma Komisyonu, UNESCO ve öneri-araştırma platformları derhal bölgeye inceleme yapacak heyetler göndermeli.
* Bölgede yapılacak tüm çalışmalar, hazırlanacak tüm raporlar, koruma alanı kapsamında değerlendirilmeli.
* Bölgede çalışma yürütecek heyetler bağımsız bilim insanları ve araştırmacılardan oluşturulmalı.
* Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Türkiye devleti bunların yapılmasına izin vermezse harekete geçmeli ve Sur’u Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşımalı.
DÜNYA MİRASI KOMİTESİ’NE SUR RAPORU:
‘Tarih’ demediler, ne varsa yıktılar!
Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı Alan Yönetimi Eski Koordinatörü Nevin Soyukaya, Polonya’da 2-12 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek UNESCO toplantısına sunulmak üzere bir rapor hazırladı.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın rehin alınması ardından atanan kayyum tarafından görevden alınmadan önce Diyarbakır Kalesi ve Surları Alan Başkanı olarak görev yapan Soyukaya’nın hazırladığı rapor, Dünya Mirası Sur’un karşı karşıya kaldığı tehditi ve son iki yıldır yaşananların hiçbir yasal ve hukiki karşılığı olmadığını apaçık gözler önüne seriyor.
Operasyon bahanesiyle yıkım
Suriçi’nde 147 anıtsal, 448 sivil mimarlık örneği olmak üzere toplam 595 adet tescilli yapı bulunuyor. 15 mahalleden oluşan Suriçi’nin 2015 yılında toplam nüfusu 50 bin 341 olarak belirlenmiş.
Rapora göre, Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzaj Alanı’nın tampon bölgesi olan Sur ilçesinin Suriçi bölgesinin 6 mahallesinde Eylül 2015’ten itibaren 6 defa sokağa çıkma yasağı ilan edildi. En son ilan edilen sokağa çıkma yasağı ve abluka bugün itibarıyla 5 mahallede devam ediyor. İlçedeki yıkım ise operasyonun sona erdiğinin duyurulduğu 10 Mart 2016’dan önce başlıyor. Belediye, 29 Şubat 2016’da ilçede devlet kurumlarına ait ağır iş makinalarıyla yıkım ve hafriyat çalışmaları başlatıldığını tutanak altına alıyor.
Raporda, “Kentsel Sit Alanı’nda durum tespit çalışması yapılmadan, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulundan gerekli onay alınmadan, yıkım ve hafriyat atım çalışmaları başlatılmıştır. Hafriyatların kaldırılması konusunda gerekli izinler yaklaşık bir ay sonra alınmıştır” tespitine yer veriliyor.
Yüzlerce yapı yıkıldı
Bu izin, 23 Mart’ta sadece kapanmış yollardaki enkazların kaldırılması için çıkıyor ancak buna da uyulmuyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından alınan 10.05.2016 tarihli uydu görüntülerinde yüzlerce yapının yıkıldığı, geniş yolların ve meydanların açıldığı, okulların karakollara dönüştürüldüğü ve açılan geniş yolların karakollar arası ulaşımı kolaylaştırmak için yapıldığı tespit ediliyor.
Korsan yıkım
Sit alanı olan Sur’da tescilli yapılar için gerekli hiçbir prosedür uygulanmıyor. Yıkım faaliyetlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığının yereldeki il müdürlüklerinde görev yapan personelin gözetiminde gerçekleştirilmesiyle meşru bir durum yaratılmaya çalışılsa da “Koruma Amaçlı İmar Planı” ve “Alan Yönetim Planı”na aykırı yıkım faaliyetleri yapılırken planı uygulamakla yükümlü olan ilgili belediyeden herhangi bir izin alınmıyor, Alan Yönetimi Başkanlığı bilgilendirilmiyor. Bugün itibarıyla da alanın tahribatına neden olan ulusal ve uluslararası mevzuata aykırı iş ve işlemler devam ediyor.
Suriçi düz araziye dönüştü!
Raporda, “Sur’da Şubat 2016’da başlayan ve raporun hazırlandığı 16 Haziran 2017 itibariyle halen devam eden yıkım çalışmaları sonucunda Kentsel Sit Alanı olan ve Dünya Miras Alanının tampon bölgesi olarak korumaya alınan Suriçi tamamen yıkılmış, düz bir araziye dönüştürülmüştür” deniliyor.
Rapordan dikkat çekici bazı örnekler şöyle:
* Suriçi’ndeki tescilli yapılardan Hasırlı Camii’nin hava fotoğrafında izleri dahi bırakılmayacak şekilde tamamen yıkıldığı ve hafriyatının da kaldırılmış olduğu görülüyor.
* Ermeni Katolik Kilisesi’nin de çan kulesi ve güney avlu duvarı ile avluda bulunan havuzun tamamen yıkıldığı ve bu alandan aşağıda geniş bir yol açıldığı da görülüyor.
* Sokağa çıkma yasağı öncesi restorasyonuna başlanan ve Mehmet Uzun Müzesi olarak işlevlendirilmesi planlanan tescilli sivil mimarlık örneği olan yapıya ait “örtme”nin tamamen yıkıldığı ve taşıyıcı sistemin zarar gördüğü de tespit edilmiş.
* Yenikapı Sokak’ta yer alan Ticaret Sanayi Odası Evi, yolu genişletme amacıyla yıkılmış yapılardan biri ve evin yola cephe veren güney bölümü tamamen yıkılmış.
Fotoğraflarla belgelendi
Rapordaki veri ve tespitler farklı tarihlerde çekilen uydu ve uçaktan çekilmiş fotoğraflarla destekleniyor. Ağustos 2016 tarihinde çekilen en son uydu görüntüsünde 1519 yapının tamamen yıkıldığı tespit edilmiş. Daha sonra belediyeye kayyum atanması sonucu uydu fotoğrafı alınamamış ancak yolcu uçaklarının iniş ve kalkışları esnasında alınan fotoğraflardan yıkımın alanın neredeyse tamamına yayıldığı görülüyor.
Geri dönüş engelleniyor
Suriçi’nin nüfusu, 2015 sayımına göre 50 bin 341; sokağa çıkma yasağının ilan edildiği, çatışmaların yaşandığı, zorla göçe tabi tutulan 6 mahallenin nüfusu ise 22 bin 323. Mayıs 2016’da Cevatpaşa Mahallesi’nde abluka kaldırılmış ve halk evlerine geri dönmüş, ancak diğer 5 mahallede (Dabanoğlu, Fatih Paşa, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş Mahallesi) abluka ve yıkım devam ediyor.
Bakanlar Kurulu tarafından 21 Mart 2016’da Suriçi’ndeki parsellerin yüzde 82’si kamulaştırılmış, geri kalan kısmının büyük bir bölümü ise TOKİ ile Maliye Hazinesi mülkiyetinde. Sonuç itibarıyla Suriçi’nin tamamı “kamu” mülkiyetinde.
‘Güvenlik’ bahanesiyle...
Bölgedeki operasyonların ardından Mart 2016’dan itibaren ilçedeki yıkım aralıksız devam ederken “güvenlik” gerekçesiyle tarihi Suriçi’nde uygulanmak istenen kentsel dönüşüm yeniden devreye konuldu. Koruma amaçlı imar planı Aralık 2016’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından belediyelerin dahi görüşü alınmadan, merkezi bir kararla revize edildi. Buna göre okul alanları karakola dönüştürülmüş, karakolların çevresi ve birbirine bağlayan yollar gerektiğinde askeri araçların, tankların da geçişini sağlayacak oranda genişletilmiş.
Demografik yapı değiştiriliyor
Kentsel dönüşüm kapsamında yıkılıp düz araziye dönüştürülen Suriçi’nde tarihi kent dokusuyla ve geleneksel Diyarbakır evleriyle uyuşmayan betonarme yapılar inşa edilmeye başlandığına işaret edilen rapor, ekliyor: “Peki yeni yapılan konforlu bu evlere kimler yerleştirilecek? Siyasi ve demografik yapının yeniden şekillendirilmesinin hedeflendiği aşikardır. Alanın insansızlaştırılması, binlerce evin yıkılması ve kamulaştırmalar, Suriçi’nin gerçek sahiplerinin artık bu alanda yaşamasına izin verilmeyeceğini göstermektedir.”
UNESCO’yla paylaşıldı mı?
UNESCO Dünya Mirası Adaylık Dosyası’yla birlikte UNESCO’ya sunulan ve onay alınan Alan Yönetim Planı ile 2012 yılında revize edilen Koruma Amaçlı İmar Planlarının hiçbir şekilde uygulanmadığının, planların yapılan tahribatı meşrulaştırmak üzere Aralık 2016’da revize edildiğinin altı çizilen raporda, “Bu planın UNESCO ile paylaşıldığına dair şüphelerimiz bulunmaktadır” kaygısı dile getiriliyor.
Sözün kısası halkın zorla göçe tabi tutulması ve çatışmalı süreç sonrası alınan kamulaştırma kararı ile birlikte, kentin binlerce yılın birikimiyle oluşan toplumsal hafızasının silinmesi, mülkiyetin el değiştirmesi ile demografik yapının değişmesi ve kültürel sürekliliğin kesintiye uğraması kaçınılmaz olacak gibi görünüyor.