Ortadoğu ve dünya insalığının başına musallat edilen DAİŞ çetesi Baxoz'da son nefesini veriyor. Ama her nedense korku ve paniğe giren AKP/Erdoğan oluyor.

DAİŞ’in arkasındaki en temel gücün AKP/Erdoğan olduğu gün geçtikçe daha net açığa çıkıyor. Bu nedenle DAİŞ can çekişirken Erdoğan'ın ciddi kan kaybetmesi ve "Beka sorununa" dönüştürdüğü 31 Mart yerel seçimleri öncesinde her şeyiyle Kürt halkına ve Özgürlük Hareketine saldırması anlaşılırdır. Ancak korkunun ecele faydası olmadığı tecrübeyle sabittir.

Baxoz'da on bini aşan DAİŞ'li ve aileleri Kürt kadınları ve bölge halklarının savaşçıları karşısında diz çöküp hezimeti kabul ederken, şimdi bu on binlerle ifade edilen çete ve ailelerinin akibeti tartışma konusu oluyor.

Kuşkusuz 10 binden fazla kanlı katilin ve ailelerinin tüm yükü sadece Kuzey Suriye Yönetimi'nin omuzlarına atılamaz. Kuzey Suriye halkı da dünyayı tehdit eden DAİŞ’in elbette dünya insanlığının vicdanı olacak bir uluslararası mahkeme ile yargılanmasını talep ederken, şehit aileleri ise uğruna on bin şehit verdikleri bu zihniyetle ve arkasındaki güçlerle mutlaka hesaplaşacaklarını ve ancak bu temelde kazanımlarının kalıcı hale geleceğini belirtiyor.

Dolayısıyla Rojava halkı DAİŞ ile birlikte Suriye'yi kan gölüne çeviren, çeteleri besleyip kollayan DAİŞ halifesi Erdoğan/AKP'nin de yargılanmasını istiyor.

Siyasi gözlemciler şimdi ekonomik durağanlığa giren, ciddi kriz yaşayan TC'nin DAİŞ can çekişirken son 4 yılda silah ticaretini yüzde 170 artırmış olmasının tesadüf olamayacağını söylüyor ve bu silahların büyük bölümünün çetelere satıldığına dikkat çekiyor. El-Nusra ve DAİŞ’e gönderilirken Hatay'da yakalanan MİT TIRları, Türkiye'den Libya-Misrata'ya TC patentli silahları götürürken yakalanan onlarca silah gemisi, Sudan'ın kuzeydoğusunda, Kızıldeniz kıyısında bir liman kenti olan Sewakin Adası'nın TC tarafından alınıp askeri üs inşa edilmesi ve sonrasında Mısır'ın Sina bölgesinde artan DAİŞ saldırıları gibi somut durumlara vurgu yapıyorlar.

Konuştuğumuz birçok DAİŞ çetesi de bu iddiaları güçlendirecek ifadelerde bulunuyor; TC ile DAİŞ arasındaki güçlü ticari-askeri ilişkilere işaret ediyor, binlerce çetenin TC yardımıyla Sudan üzerinden Mısır'ın Sina bölgesine ve Libya'ya nakledildiğini kaydediyor.

TC'nin başta Suriye ve Ortadoğu olmak üzere, Afrika ve dünyaya terör ihraç ettiğine dönük bulgu ve belgeler bulmak pek de zor değil.

Erdoğan, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin 2008 yılında Darfur’da yaklaşık 3 milyon kişinin yaşamını yitirdiği çatışmalarla ilgili olarak “savaş suçlarından” tutuklanmasını talep ettiği Sudan Devlet Başkanı Ömer El-Beşir ile can ciğer...

24 Aralık 2018'de TC ile Sudan Sewakin Adası için anlaştı. 650 milyon dolara malolacak askeri konuşlanma için yapılan anlaşmayla aynı tarihte İhwancı çetelerin finansörü Katar da Genelkurmay Başkanı’nı Hartum’a göndermişti. Mısır duruma tepki gösterip, Kızıldeniz’de Mısır kıyılarına yakın adanın kendi güvenliğini tehdit ettiğini belirtirken, bunu "adada bir donanma üssü kurulması ve Mısır Devlet Başkanı El-Sisi’nin devrilmesini amaçlayan Türk çılgınlığı ve İran komplosu" olarak niteledi.

TC'nin asıl amacı Sevakin Üssü ile Akdeniz’den Kızıldeniz’e ve Hint Okyanusu’na kadarki alanı yakın takibe almak, yine Mısır, BAE, Suudi Arabistan, İran arasında fitneyi körüklemekti.

TC ve Erdoğan'ın İhwancılar nedeniyle Mısır'la arası bozuk. Bu nedenle Mısır'da hem İhwancıları hem DAİŞ’i destekliyor.

TC/Erdoğan'ın terör ihracı bununla da sınırlı değil. 2011 yılından beri Birleşmiş Milletler (BM), Libya'ya silah ambargosu uygularken Erdoğan'ın AKP'si bu ülkedeki çete gruplarına gemilerle silah taşıdı.

2 Eylül 2015'te Yunan yetkililer, Türkiye’den Libya’ya giden bir kuru yük gemisinde evraksız silah yakaladıklarını duyurdu. Bolivya bandıralı ‘Haddad 1' Gemisi İskenderun limanından yola çıkmıştı.

2018'de Yunan Sahil Güvenlik güçleri Türkiye’nin İskenderun ve Mersin limanlarından yük alıp Libya’ya giden Tanzanya bandıralı bir gemide 29 konteynır içinde tonlarca patlayıcı madde ele geçirdi. Andromeda adlı gemi, Libya’nın Misrata limanına, oradan da DAİŞ’e biat etmiş çetelere gidecekti.

7 Ocak 2019'da ise Misrata limanındaki gümrük servisi, Türkiye’den gelen bir gemi içinde bir konteyner silah ve askeri malzeme yakaladı.

Ondan üç hafta önce de yine Libya’nin Khoms limanında Türkiye’den gelen silah yüklü bir gemi yakalanmıştı.

Libya Ordu Sözcüsü General Ahmed Mismari'ye göre, Ankara BM Güvenlik Konseyi’nin teröristlere silah teminini yasaklayan kararlarını ve Türkiye çıkışlı gemiler Libya’ya yönelik silah ambargosu kararını ihlal ediyor.

Mismari Türkiye’nin silah gemileriyle ülkenin barış ve güvenlik sorunlarını büyüttüğünü, bu silahların terör ve suikastlerde kullanılmasından endişe ettiklerini belirterek defalarca BM'nin uluslararası soruşturma açması çağrısı yapıyor.

Tüm bu olgular TC'nin silah satışının yüzde 170 artmasını yeterince açıklıyor.

Açık ki, TC'nin terör ihracından sadece Kürtler ve Kuzey Suriye halkı değil, Libya, Mısır ve hatta Erdoğan'ın her tehdidinden sonra DAİŞ saldırılarının yaşandığı Avrupa ülkeleri de büyük zarar görüyor. O halde DAİŞ ve halifesi Erdoğan'ın yargılanması için ortak hareket etmek şart.