Kanıt çok. Mal meydanda. Suruç Katliamı AKP başlarıyla, AKP medyasının DAİŞ’le suç ortaklığını kendiliğinden ortaya çıkardı. Okuyun demeçleri, köşe yazılarını durumu anlarsınız. Katliamı bir iki kıytırık cümleyle sözde “lanetliyorlar”. Sonra kirli ağızlarını açıyorlar ve HDP’ye namussuzca saldırıyorlar.
Sahtekarlar şu iki konuda, aşağılık yalanlar söylemekte.
Birinci yalan, Cemil Bayık’ın bir TV kanalına verdiği demeçle ilgili. Ne kadar müptezel varsa, Bayık’ın bu demeçle, Türkiye’de Kürt halkına “silahlanma, şehirlerde, köylerde tünel kazma” çağrısı yaptığını iddia ediyor.
İkinci yalan, Selahattin Demirtaş’ın, Suruç Katliamı’ndan sonra halkı uyanık olmaya çağıran demeciyle ilgili. Namussuzlar korosu, Demirtaş’ın, Bayık’ın yaptığı çağrıya “uygun” olarak, “silahlanma” çağrısı yaptığını iddia ediyor.
Ben buradan, bu iddiaları öne süren herkesi, alçak, namussuz, müfteri, rezil, soysuz, ahlaksız olmakla suçluyorum ve bunların Suruç Katliamı’nda kendi suç ortaklıklarını örtmek için, Göbbels’in bile başvuramadığı aşağılık yalanlara sarılmak zorunda olan gizli DAİŞ’çiler olduklarını açıklıyorum.
Cemil Bayık Türkiye Kürdistan’ındaki Kürt halkına “silahlanma, şehirlerde, köylerde tünel kazma” çağrısında bulunmamıştır. Bayık’ın demeci, Rojava Devrimi’nin 3. yılı ile ilgilidir ve Bayık Türkiye Kürdistan’ındaki halka değil, DAİŞ’le boğuşan Rojava halkına “silahmanma, tünel kazma” çağrısında bulunmuştur. Namussuzlar korosu, DAİŞ’e karşı mücadeleyi zayıflatmak için, Bayık’ın demecini çarpıtmaya yeltenmiştir. Demeçte şunlar söylendi:
“Halkımız meşru savunma örgütlenmesini ve bilincini de geliştirmeli. Bu sadece askeri güçlerin büyütülmesi temelinde değil, halk olarak meşru savunmasını geliştirmeli. Tüm halkımız silah almalı, bu temelde kendini eğitmeli ve örgütlemeli. DAİŞ ve sömürgeci tüm güçlerin her türlü saldırısına karşı köylerde, kentlerde, mahallelerde yer altı sistemi, tüneller, mevzi sistemi geliştirmeli. Köyünü, kentini mahallelerini terketmemeli, yaşam olacaksa da kendi topraklarında, ölüm olacaksa da kendi topraklarında olmalı. Rojava’yı savunmak tüm Kürdistan’ı savunmaktır. Rojava Devrimi’ne sahip çıkarsak ancak onurlu bir yaşama sahip olabiliriz, bunun için herkes yönünü Rojava Devrimi’ne vermeli ve sahiplenmelidir.”
İkinci yalana gelmeden önce, Abdülkadir Selvi adlı tetikçinin sözlerini bir hatırlatalım:
“Aslında Suruç saldırısı Selahattin Demirtaş’ın Türkiyelilik açılımının samimiyet testiydi. Halka silahlanma çağrısı yapacağına teröre karşı ülkesi ve halkıyla birlikte ortak bir tavır koysaydı, işte o zaman kendi adına küçük ama Türkiyelileşme konusunda adına büyük bir adım atmış olacaktı. Tarihi bir fırsatı ıskaladı. O gitti, Cemil Bayık’ın dilini kullandı.”
Bu Selvi denilen adam, Demirtaş’ın “halka silahlanma çağrısı yaptığını” kanıtlamazsa dünyanın en aşağılık, en namussuz, en utanmaz ve ahlaksız adamıdır. Geçelim.
Gelelim, Demirtaş’ın çağrısına. Aşağıda Demirtaş’ın konuya ilişkin sözleri olduğu gibi verildi. Burada “silahlanma” çağrısı var mı, yok mu, siz bir bakın.
“Ancak, halkımız, siyasi kurumlarımız, sivil toplum örgütleri, belediyeler, meslek örgütleri gibi bütün toplumsal yapılar kendi güvenlik tedbirlerini de geliştirmelidir. Parti binalarımıza giriş çıkışlar, toplu eylem ve etkinliklerin yapıldığı yerler mutlaka özel olarak güvenliği sağlanan yerler haline getirilmelidir.”
Davutoğlu “sen güvenlik sağlayamazsın, ben sağlarım” demez mi? Hadi ordan. Neden Suruç’ta sağlamadın? Ve neden şu anda Türkiye’de 300 binlik polisten, 700 binlik askerden, 250 bini işte, 1 milyon 700 bini “eğitimden geçirilmiş” bir Özel Güvenlik ordusu var? AVM “özel güvenlik” alıyor da belediyelerin, parti binalarının neden “özel güvenlik” önlemleri olmuyor?
Evet, ne Bayık “Türkiye’de silahlanın, tünel kazın” dedi, ne “Selahattin Demirtaş “silahlanma çağrısı” yaptı. Siz bu yalanlarla DAİŞ’le suç ortaklığınızı örtmek istiyorsunuz. Boşuna.
Neredeyse unutuyordum: Elinizdeki Amed bombacısına Adıyamanlı hemşehrisi ve Suruç katliamcısı hakkında MİT ve polis neden hiçbir şey sormadı?