20 Temmuz günü Urfa’nın Suruç İlçesi'nde Kobanê’ye destek için gitmekte olan Türkiyeli devrimci gençlere yönelik alçakça bir katliam gerçekleştirildi. Vahşi katliamda Türkiye’nin en güzel otuz bir insanı katledildi. Bir haftadır ülkemiz yasa boğulmuş durumda. Öncelikle Suruç Katliamı'nın şehitlerini saygı ve minnetle anıyor, yaralılarına sağlık diliyoruz. Suruç şehitlerimizin halklarımızın özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşayacağını belirtiyoruz.
Peki Suruç Katliamı'nı kim ya da kimler gerçekleştirdi? Böyle vahşi bir katliama niçin başvuruldu? Bir haftadır ülkemiz bu soruların cevabını tartışıyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu söz konusu katliamı yapanın DAİŞ üyesi olduğunu söyledi, herkes katliamı yapan bu DAİŞ’liyi taşlıyor. Genel kanaat katliamın DAİŞ-AKP ittifakı temelinde yapıldığı yönündedir. Hatta DAİŞ üyesi olduğu söylenen bir Adıyamanlı tarafından yapıldığı yönünde açıklamalar da var. Böylece katliamın aydınlatılmış olduğu varsayılıyor.
Peki gerçekten de bu biçimde Suruç Katliamı aydınlatılmış oluyor mu? AKP yandaşlarına göre bu sorunun cevabı "evet" oluyor. Bize göre ise kuşkusuz sorunun cevabı "hayır"dır. Söz konusu katliamı yapan kişi ya da kişiler DAİŞ üyesi olabilir. Yine adı açıklanan Adıyamanlı kişi bu insanlık dışı katliamı yapmış olabilir. Peki bütün bunlarla söz konusu katliamın gerçekten de aydınlatılmış olduğu anlamına gelir mi? Sadece görüntüyle uğraşanlar bu soruya "evet" diyebilirler. Fakat olayların arkasındaki nedenleri ve güçleri esas alanlar için "evet" demek mümkün değildir.
Suruç, diğer katliamların devamı
Elbette katliamı yaptığı söylenen kişi kendi başına bu vahşi katliamı yapmamıştır. DAİŞ denen faşist çetenin ise Kobanê ve Rojava’ya destek verenlere dönük katliamlar gerçekleştirmesi mümkündür. Zaten söz konusu faşist çetenin esas yaptığı da sivil halka dönük katliam saldırısında bulunmaktır. Suruç Katliamı da bunlardan biri olabilir. Fakat öncesindeki ve sonrasındaki gelişmeler insanın böyle bir kanaat oluşturmasına imkân vermemektedir.
Katliamın öncesinde özellikle HDP’ye ve Kürtlere yönelik benzer girişimlerin gerçekleştirildiği görülmektedir. Örneğin HDP Adana ve Mersin il binalarının bombalanması olayları vardır. Yine 5 Haziran'da HDP Diyarbakır mitinginde gerçekleştirilen katliam vardır. 25 Haziran’da Kobanê’de gerçekleştirilen katliamın DAİŞ tarafından yapıldığı açıktır. Fakat Adana, Mersin ve Diyarbakır katliamlarının DAİŞ tarafından yapılmış olması zordur. Suruç Katliamı da işte bu katliamların bir devamı olmaktadır.
Dahası daha araştırma bile yapılmadan Başbakan Ahmet Davutoğlu "Olayın DAİŞ tarafından yapıldığını" açıklamıştır. Ardından hem hükümet ve hem de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan "DAİŞ ve PKK’ye karşı mücadele" edebiyatını geliştirmeye başlamıştır. Öyle ki bu tutum daha da ilerletilerek DAİŞ’e karşı sahte bir savaş sürecine dönüştürülmüştür. Yine "DAİŞ’e karşı operasyon" adı altında Kürt yurtseverlerine ve demokratik güçlere yönelik kapsamlı bir tutuklama furyası başlatılmıştır.
Bütün bunlar da söz konusu katliam olayını anlamak için epeyce ipucu verici niteliktedir. Suruç Katliamı üzerinden AKP hükümeti DAİŞ ile sahte bir savaş başlatarak toplumun dikkatini dağıtmış, ABD ile yeni bir ittifak kurabilecek noktaya gelmiş, "Bölücü terör" diyerek Kürt yurtseverlerine yönelik siyasal soykırım operasyonlarını yeniden başlatmıştır. O halde katliamdan yarar sağlayan güç AKP hükümeti olmaktadır.
Bütün bunlara eklenecek bir de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile hükümet sözcüsü Bülent Arınç’ın Kürt Özgürlük Hareketini tehdit eden açıklamaları vardır. Bu açıklamalar adeta "katliam yaparız" anlamına gelecek türdendir. Suruç Katliamı işte böyle somut tehdit açıklamaları ardından gelmiştir. Bu nedenle de söz konusu katliamın DAİŞ-AKP işbirliğinde yapılmış olmasından çok AKP hükümeti tarafından yaptırılmış olması ihtimali daha güçlüdür. Kısaca ortada DAİŞ maskeli bir AKP katliamı vardır.
Katliamı yaptıran AKP hükümetidir
Elbette katliamı yapan kişi veya kişilerin DAİŞ üyesi olmaları mümkündür. Fakat önemli olan tetikçinin kim olduğu değil de, arkadaki gücün kim olduğudur. Katliamdan önceki ve sonraki veriler dikkate alındığında katliamı yaptıran gücün AKP hükümeti olduğu rahatlıkla görülebilir. Çünkü katliam olayından yararlanan ve daha fazla yararlanmaya çalışan güç AKP olmaktadır. DAİŞ içinde MİT ve JİTEM örgütlülüğünün çok güçlü olması durumu dikkate alınırsa, AKP hükümetinin bu tür katliamlar yaptırmasının çok kolay olduğu açıkça anlaşılır.
Suruç Katliamı'nın adeta Kobanê zaferi ve Rojava direnişi ile 7 Haziran seçim sonuçlarının intikamı olması, İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde yürütülen baskı ve psikolojik savaşın bir parçası konumunda bulunması ve halklarımız üzerinde uygulanan pasifikasyon hareketini güçlendirmesi gerçeği dikkate alınırsa, katliamın AKP tarafından yaptırıldığı gerçeği daha rahat görülür.
Kuşkusuz burada katledilen kişilerin Kürt özgürlüğünü isteyen Türkiye toplum temsilcileri olması durumu da çok önemlidir. Adeta Türkiye toplumuna "Kürt özgürlüğünü isteyen ve Kürtlerle ittifak yapanın sonu bu olur" denmektedir. Bu biçimde Kürt ve Türk halklarının demokratik ittifakının dinamitlenmeye çalışıldığı açıkça söylenebilir. Halkların kardeşliğinin ve demokratik birliğinin engellenmek istendiği açıktır.
AKP’nin geldiği ve Türkiye’yi getirdiği nokta işte budur. Kendisi katliamdan beslenerek iktidarını sürdürmeye çalışan bir güç haline gelirken, Türkiye’yi de ciddi bir iç ve dış savaşın içine sokmuştur. Halbuki Kürtler ve demokratik güçler gidişatın böyle olmaması için çok yoğun bir çaba yürütmüştü. Bu noktada Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın demokratikleşme ve Kürt sorununun barışçıl çözümü için ne kadar büyük ve ciddi çaba harcadığı bilinmektedir. Yine 7 Haziran seçimi ardından HDP’nin ve Kürt Özgürlük Hareketinin demokratik siyasetin işler kılınması için ne kadar fazla çaba harcadığı gözler önündedir.
Psikolojik savaşın tüm yöntemleri kullanılıyor
Tüm bunların AKP için verilmiş çok ciddi bir şans olduğu ortadadır. Fakat AKP, bunlara rağmen ve tamamen kendi zihniyeti ve politikaları çerçevesinde Türkiye’yi bugünkü felaket içine sokmuştur. Öyle ki, varlığını ve iktidarını ancak söz konusu katliam ve provokasyonlarla yürütür hale düşmüştür. Son günlerde yaptıkları AKP’nin içine düştüğü çıkmazı açıkça göstermektedir. Suruç Katliamı ile suçüstü yakalandığı için, gündemi değiştirmek ve katliamcı yüzünü gizleyebilmek için DAİŞ ile sahte bir savaş içine girmekten bile geri durmamıştır. Aslında yaşananın bir medya savaşı ve algı operasyonu olduğu açıktır. Öyle ki, bunun için kendi askerlerini vurup "DAİŞ vurdu" diyecek kadar provokatif bir tutum içine girmekten bile çekinmemiştir.
"Suruç'taki katliamı DAİŞ yaptı" veya "AKP DAİŞ’e karşı savaşıyor" gibi anlayışlarla gerçeklerden asla kopmamak gerekir. AKP çok tehlikeli bir faşist saldırı içine girmiştir. Bu saldırının 30 Ekim 2014 tarihli MGK toplantısında kararlaştırılan topyekûn savaş konsepti temelinde geliştirildiği açıktır. Bu topyekûn saldırı Önder Abdullah Öcalan’ı, demokratik siyaseti ve halklarımızı hedeflemekte ve katliam, baskı, terör, yalan ve psikolojik savaş gibi her türlü yöntemi kullanmaktadır. Yeniden başlatılan siyasal soykırım operasyonlarının bunun bir parçası olduğu ortadadır.
Dolayısıyla tüm yurtsever ve demokratik güçlerin bu gerçekleri dikkate alması şarttır. AKP’nin faşist saldırılarına karşı herkesin kendi öz savunmasını mutlaka geliştirmesi gerektiği açıktır. Bununla birlikte faşizme karşı özgürlük ve demokrasi mücadelesini daha da yükseltmek ve demokratik öz yönetimi bütün alanlarda geliştirmek gerekir. Özellikle de halkların kardeşliği ve demokratik birliği çizgisini ısrarla savunmak ve örgütsel düzeyde hayata geçirmek önemlidir. Suruç şehitlerimizin anısına verilecek en anlamlı ve doğru karşılık budur.