103 İNSANIN ANKARA’DA ÖLDÜRÜLDÜĞÜ DAİŞ-TC KATLİAM DAVASI BAŞLADI

Ayşegül Duman: O gün gökyüzünden üzerimize et parçaları yağdı. Biz tarihe adımızı kanla yazdık, siz de adaletle yazın!

Özcan Yaman: Bu ülkenin mahkemesi Gar Katliamı diyemiyor, 'Ankara olayı' diyor. Olay değil katliamdır.

Muhammed Bahadır Kılıç: Arkanızda yazan adalet mülkün temelidir yazısı artık adalet iktidarın özel mülküdür.

Çağatay Bozacı: Eli kanlı silahlı terör örgütü AKP’nin ve elebaşı faşist diktatör Recep Tayyip Erdoğan’dan şikayetçiyim.

1. GÜN

Ankara'da 10 Ekim 2015 tarihinde DAİŞ ve Türk devleti tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen ve 103 kişinin hayatını kaybettiği 500'den fazla kişinin yaralandığı katliam davasının 51. duruşması Sincan Cezaevi Yerleşkesi Mahkeme Salonunda başladı.

Sıkıyönetim koşullarını aratan uygulamalarla başlayan duruşmaya HDP Milletvekilleri Gülistan Koçyiğit, Tülay Hatimoğulları, Ayşe Acar Başaran, Oya Ersoy, CHP Milletvekilleri Yıldırım Kaya, Kani Beko, Sezgin Tanrıkulu, Özgür Özel, Veli Ağbaba, Onursal Adıgüzel, TTB, KESK, DİSK, TMMOB başkan ve yönetim kurulu üyeleri, ESP, Genel Başkanvekili Fadime Çelebi, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan ile çok sayıda siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcisi katıldı.

Eziyet salonda başladı

09.30'da başlaması gereken duruşma, cezaevi koşulları dolayısıyla uzun süre başlayamadı. Başkan, heyet ve savcı duruşma salonuna gecikmeli girerken, dışarıda içeriyi girmeyi bekleyen çok sayıda kişi vardı. Dışarıda bekleyenlerin de içeri girmesiyle birlikte duruşma başladı. Ancak salon düzeni aileler, avukatlar ve izleyiciler için adeta eziyet oldu. Salonun büyüklüğü dolayısıyla aileler, mahkeme heyetini, sanıkları ve avukatlarını görmekte zorlandı, seslerini duyamadı.

'Burada katliam yapıldı'

Mahkeme Başkanı Selfet Giray, dava dosyasına sanık ve mağdur avukatlarının gönderdiği dilekçeleri okudu. Mağdur ailelerinden birinin "Burada katliam yapıldı" feryadını duyan Mahkeme Başkanı, konuştuğu mikrofonun sesinin yükseltilmesini istedi. Giray, sanıklar hakkında dava dosyasına gelen belgeleri okumaya devam etti. Giray, mağdur avukatlarının savcının mütalaasına ilişkin sunduğu bir klasörlük itiraz dilekçesi olduğu söyledi. Savcı daha önce verdiği mütalaasını tekrarladı ve bu mütalaa doğrultusunda karar verilmesini istedi.

Duruşma şehirden kaçırıldı 

Daha sonra konuşan müşteki avukatlardan Murat Kemal Gündüz, "50 celsedir Sıhhiye'de yargılamayı sekteye uğratacak hiçbir şey olmamasına rağmen davayı Sincan'a naklettiniz. İtiraz ettik, reddedildi. Duruşma şehirden kaçırıldı. Müvekkillerimizi göremiyoruz, sizi dahi zor görüyoruz. İnsanlar eziyet çekerek duruşmalarını takip etmeye çalışıyorlar. Şehir dışlarından gelen insanlar, sınırlı sayı olduğu için duruşmaya dahi katılamıyorlar" diyerek yaşananlara tepki gösterdi.

 

Heyetle tartışma

Avukat İlke Işık da "7 Kasım 2016'dan beri bu katliamı her yönüyle anlatmaya çalıştık. 103 insan hayatını kaybetti ve yakınları buradalar, 2 yıldır bu davanın peşindeler. Esas hakkında mütalaaya karşı müvekkillerimizin beyan etmek istedikleri var. Müvekkillerimiz beyanda bulunacaklar" dedi.  Mahkeme başkanının bu talebi reddetmesi üzerine Avukat Mehtap Sakinci Coşgun "Silahların eşitliği ilkesi gereği, davanın asıl tarafı olan katılanları olarak beyanda bulunacağız" dedi. Heyetle yapılan tartışmalar sonucunda katılanların aralarında belirledikleri 6 kişinin beyanda bulunulması kararlaştırıldı.

Bu aramalar katliam günü neden yoktu?

Katliamda hayatını kaybeden EMEP GYK üyesi Korkmaz Tedik'in annesi müşteki Zöhre Tedik, 10 Ekim katliamında barış için alanda olduğunu hatırlatarak, şunları söyledi: "Tek talebimiz bu ülkede ne askerin ne polisin ölmesi ne de sivillerin ölmesiysi. 103 insan ölsün diye alana çıkmadık. Benim oğlum, 'Tarhana yaparken anne sensiz olmaz' dedi. 'Anne barış herkes için gelecek' dedi. Güle oynaya 81 ilden insanlar Ankara'ya geldi. O gün otobüsler aranmadı. İnsanlar barış içinde eylemini yapacak diye mutluyduk. Benim eşim kalktı 'Neden aranmıyoruz' dedi. Bende bu tedirginlik yoktu. Yüz binlerin aktığı alanda barış olacağını, kimsenin ölmemesi için alanlarda olacağımı düşündüm. Orada tanıklarımızla, barış için gelenlerle öpüştük. Benim oğlum 'Anne ben Emek Partisi altında yürüyeceğim' dedi. Bombalar patladı. İnsanlar cesetler üzerinden atlarken üzerimiz gaz bombası atıldı. Benim oğlum oraya yere düşünce görmedim. Arkadaşları bulmuş, vatandaşlar bulmuş. Benim oğlumun atılan gazdan nefesi daraldı da öldü. Çocuklarımızın üzerine DAİŞ'liler bomba atmasına göz yumanlar, çocuklarımızın hastaneye yetiştirilmesine engel olanlar neden yargılanmıyor" diye konuştu.

 Tedik hakime seslenerek, "Sayın hakim kaç aramadan geçtik. Ancak çocuklarımızın üzerine bomba atanlar neden aranmadı. Benim üzerime bomba atıldı. Üzerimde et parçaları vardı. Siz bu çocuklarımızın katillerini yargılamıyorsunuz. IŞİD'lilere ise basit cezalar veriyorsunuz. Biz gerçek sorumluların yargılanmasını istiyoruz. Şu salona girerken üzerimizde aranmadık tek nokta bırakmadınız. Keşke o zaman bu arama yapılsaydı da bizim çocuklarımız ölmeseydi"diye konuştu.

Adaletsizliğin en büyüğü

Mağdur ailelerinden Kemal Kılıç, katliam günü mahkeme salonunda olan güvenlik önlemlerinin olmadığının altını çizerek, "Bu önlemi alan kolluk kuvvetleri o gün neredeydi. O gün 81 ilden buraya gelirken, emniyet neredeydi. Biz adalet için buradayız ancak adaletsizliğin en büyüğünü görüyoruz. Çünkü bizim çocuklarımızın katillerini burada koruyor ve kolluyorsunuz. Maddi gerçek eksik iddianamelerle ortaya çıkmaz. Sunduğumuz tüm delillere itibar göstermiyorsunuz" diye konuştu.

66 istihbarat raporu

Katliamda yaralanan Ayşegül Duman, 10 Ekim'de ölenleri anarak başladığı konuşmasında "Ben buraya Artvin Şavşat'tın bir köyünden yüzde 45 engelli geldim. Siz davayı Sincan'a kaçırdınız ama bu dava fizana da gitse daha fazla katılımcıyla geleceğiz. Bu katliamdan 8 ay sonra psikolojik tedavi ve ilaç kullanmaya başladım. Bugün içeri girerken duruşma salonuna ilaçlarımı almadılar. Gerçek adaleti sağlamazsanız bundan sonra olacak katliamların vebalini almaya hazır mısınız? Biz tarihe adımızı kanla yazdık, siz de adaletle yazın. Bu sanıklar zaten ceza alacaklar da bizim derimiz sadece bunlar değil. Bu katliamın yolunu açanlar yargılanmazlarsa yarın yine bu suçu işleyecekler ve masumlar ölecek. Bunun vebalini almaya hazır mısınız 66 istihbarat raporu gerekli yerlere ulaşmış olsaydı. İlgili birimler görevlerini yerine getirseydi ne Suruç, ne Ankara ne de sonraki katliamlar yaşanmazdı" ifadelerini kullandı. Hakim bey gök yüzünden kar yağar, yağmur yağar ancak o gün gökyüzünden üzerimize et parçaları yağdı" ifadelerini kullandı.

Olay değil, katliam!

Müştekilerden Gazeteci- Fotoğrafçı Özcan Yaman, ilk defa Sincan'daki duruşma salonuna geldiğini söyledi ve ekledi: "Bir havaalanından uçağa binmek buraya girmekten daha kolay. Buraya girmek bende bir ironi yarattı. Olay günü alanda tam bunun tersi vardı. Ankara katliamı deyince aklıma şu söz geliyor. Bir polis amiri polislere 'Ne derlerse desinler, bugün onların acıları var' demişti. Evet bu doğru. Bu ülkenin mahkemesi Gar Katliamı diyemiyor, 'Ankara olayı' diyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük saldırısı diyorsunuz, dosyalarda 'olay' diyorsunuz. Bu dava sonucu itibariyle örnek dava olacak. Ya adaletin yerini bulduğu ya da ileride konjonktür değiştiğinde yeniden açılacak bir dava olacak demiştim. Mahkeme ilk başladığında, iddianame ilk okunduğunda avukatlarımız '1 yıllık gizlilikten bu mu çıkar' dedi. Dosyaya yeni belgeler soktu. Dosya yeniden açılmalı, baştan sona deliller yeniden toplanmalı. Devlete uzanan diye bir şey var. Antep Emniyeti'ne adamlar bıçakla girip çıkıyormuş. Çağırın o emniyet görevlilerini, neden böyle oldu diye soralım. Neden sorumluluğu olan bir tane yetkili çıkmıyor. Avrupa'da en ufak olayda adamlar istifa ediyor. Siz davayı kapatmayı düşünüyorsanız bu dava yeniden açılır hakim bey. Durumu vicdanınıza bırakarak, yeniden düşünmenizi istiyorum" dedi.

Bu nasıl vicdan?

Katliamda hayatını kaybeden avukat Uygar Coşgun'un annesi Nuray Coşgun, hakime "Ben sizin meslek taşınızın annesiyim" diye seslenerek, "Benim çocuğum kan görmeye dayanamıyordu. Katliam günü 'Acaba bir yerde bayıldı mı?' dedim. Ancak bu olmadı. Acı bizi kötü bir yerden buldu. Toplanmayan delillerle bu mahkemenin bitmesini yüreğim kabul etmiyor. Benim torunum var, onu kreşten alıyorum. Bir babanın çocuğunu aldığını göstermemeye çalışıyorum. Bu nasıl vicdan. Bu çocuğu yıllarca babasız kılmaya kimin hakkı vardı. Ben sadece gerçek adalet istiyorum. Onlara göz yuman herkesin yargılanmasını ve adalet  istiyorum" diye konuştu.

Katliamı yapanlara yol açıldı

Katliamda yaralanan Cihan Andiç'in babası Ahmet Andiç, çocuğunun halen tedavisinin sürdüğünü vurgulayarak, şöyle konuştu: "Tedavi için gitmediğimiz hastane kalmadı. 3 yıldır hastanelerde mücadele veriyor. Benim oğlum inşaat mühendisiydi ve devlet memuruydu. Artık çocuklarımız ölmesin diye Ankara'daki barış mitingine gelmişti. Zaten mitinge katılanların çoğu da devletin memuru, yurttaşlarıydı. Devletin görevi kendi yurttaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamaktı. Ama 50 duruşmadır, bu katliamı yapanlar bir yerden destek aldı ğını, onlara yol açıldığını görüyoruz. Katliama yol açanların dosyalarda yer almasını görmek isterdim. Biz 2. Dünya Savaşı'nda sonra Alman Başbakanın Polonya'da diz çökerek nasıl özür dilediğini gördük. Bizim ülkemizde de katliamda ihmali bulunanların 'Bizim sorumluluğumuz var ve gereğini yapmalıyız' demeliydi" dedi.

DAİŞ'in yarım bıraktığı işi polis tamamladı

Katliamda yaralanan Muhammed Bahadır Kılıç, davaya ilk defa gelebildiğini söyleyerek, "Duruşmalara katılmıyorum ama sosyal medya ve basın üzeriden takip ediyoruz. Devletin yönlendirdiği mülkiye müfettişlerinin raporu ret ediliyor. 15 Temmuz gecesi halka ateş açan askerleri yargılayan mahkeme ile katliam günü üzerimize gaz sıkanlar arasında ne fark var. Bizim vergimizle maaşını alan polis, bizim vergimizle aldığı gaz bombalarını DAİŞ'in yarım bıraktığı işi tamamlamak üzere üzerimize sıktı. Bugün yaptığınız yargılama göstermelik demek istemiyorum. Ama arkanızda yazan adalet mülkün temelidir yazısı artık adalet iktidarın özel mülküdür. Siz mahkemeyi hangi sonuçla sonlandırırsanız sonlandırın barış talebinin yanında adalet talebini de görmeye devam edeceksiniz" dedi.

Terör örgütü AKP'den şikayetçiyim

Katliamda babası Osman Turan Bozacı'yı kaybeden Çağatay Bozacı beyanda bulunmaya başladı. Beyanı esnasında “Eli kanlı silahlı terör örgütü AKP’nin ve elebaşı faşist diktatör Recep Tayyip Erdoğan’dan şikayetçiyim” demesinin ardından mahkeme başkanı mikrofonu kapattırdı. Aileler ve izleyiciler alkışladı. Bozacı, bu sözleri üzerine salondan çıkartıldı, ardından duruşmaya ara verildi.

Karar bekleniyor

Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nce üç gün sürecek duruşmada karar açıklanması bekleniyor.

19’u tutuklu 36’sı firari 96 sanığın yargılandığı davada iddia makamı, 9 sanığın “kasten öldürmek” suçundan 100’er kez, “anayasayı ihlal” suçundan da birer kez olmak üzere toplam 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapsini talep etmişti. Savcı, firari 16 sanığın dosyasının ayrılmasını da istemişti. Müşteki avukatları ve aileler ise suçlamanın sadece sanıklarla sınırlı tutulamayacağını, olayda sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin de cezalandırılmasını istiyor.

Müebbet hapsi istenen 9 sanık şöyle: Esin Durgun, Hatice Akaltın, Yakup Yıldırım, Suphi Alpfidan, Yakup Karaoğlu, Mehmeddin Baraç, Nihat Ürkmez, Abdulhamit Boz, Burak Ormanoğlu.

Avukat Kazım Bayraktar: 

Devlet bir eliyle istihbarat bir eliyle armut topluyordu

Avukat Kazım Bayraktar, DAİŞ’in örgütlenmesi ve katliamların yolunun nasıl açıldığını anlatacağını belirtti ve ekledi: “Suriye’de iç savaş sürecinde kurtlar sofrası oluşturuldu. Türkiye’nin siyasi iktidarı da bu sofrada yerini aldı. Şam’a girilecek, Emevi Camii’nde namaz kılınacaktı. Saraydaki hesaplar tutmadı. Suriye’deki kan Türkiye’ye sıçradı. ÖSO gibi batı devletleriyle birlikte meşrulaştırılanları bir yana bırakıyorum, Türkiye siyasi iktidarı bu fırsattan bir fırsat daha çıkardı. El- Kaide, DAİŞ gibi örgütlenmelerin Suriye’de örgütlenmesinin yolların açtı. IŞİD, El- Kaide, El Nusra Türkiye’nin yargı kararlarında terör örgütü olarak tescil edildi. Ama buna rağmen siyasi iktidar bu örgütlere terör örgütü diyemedi.

DAİŞ üyelerinin Türkiye’de dernek kurmasına bile izin verildi. Türkiye’nin adı cihatçı otobanı olarak anılmaya başlandı. Bu tür politikalar uygulanırken, devletin bu politikalarından özerk geleneği vardı. Siyasi iktidarlar suç işlerken, devlet geleneğinde bunlar kayıt edilir. Devletin bir eli istihbarat toplarken, diğer eli armut topluyordu. Ama iki el de aynı merkezden yönetiliyordu.''

Avukat İlke Işık

Korunanlar var!

Avukat İlke Işık, katliamda kamu görevlilerinin sorumluğunu hatırlatan konuşmasında şunları söyledi: “Devlet yetkililerinin içinde olduğu bir katliamın delilli başka bir ülkede olsa yer yerinden oynardı. Ancak 10 Ekim katliamında tek bir kamu görevlisi hakkında devam eden bir soruşturma yok. Tek bir kamu görevlisi hakkında devam eden bir soruşturma nasıl olmaz böylesi bir katliamda? O mitinge Valilik, Emniyet Genel Müdürlüğü izin verdiyse, can güvenliğini almak onların görevidir. ‘Tek bir kamu görevlisi bile yargılanmayacak, ben bu dosyayı burada bitireceğim’ diyebilmek. Gerçek bir adaletten nasıl söz edebiliriz. Bu dosyada başından beri korunanlar var.

Hücre evlerinde depolarda olan kişiler var. Sanık olması gerekenler var. Sanıklarla birlikte yargılanması gereken kişiler olduğu halde neden dahil etmiyoruz. Kimliği tespit edilmemiş kişilerle birlikte karar verebilmenin izahını bulmak ne yazık ki zor. Bazı sanıkların dijital materyalleri halen Antep’te. Gerçek araştırma yapılsa bu sanıklar kimlerle konuşmuş ciddi bilgilere verebilecek veriler var aslında. Sanıkların bir birleriyle ilişkisi bizim yapığımız çalışmalar sonucu ortaya çıktı. Sizin verdiğiniz bilirkişi raporunda bunlar yoktu. Adaletten bahsediyoruz ama yangından mal kaçırır gibi ‘bitireceğim bu dosyayı’ acelesini anlayamıyoruz.”

  HABER MERKEZİ