Tayyip Erdoğan kürsüden bağırıyor, "Suriye’nin kuzeyinde bedeli ne olursa olsun bir devlete izin vermeyeceğiz" diye. Zat alemin padişahı sanki.
Devlet kurmalarına izin vermeyiz dediği; sokak ortasında çoluk-çocuk demeden kafa kesen, kadınlara tecavüz eden, faşizmin hiçbir çirkefliğini uygulamakta sınır tanımayan DAİŞ çeteleri değil. Bu saldırıya uğrayan ve sadece onurlu bir yaşam için direnen Kürtlerdir.
Rojava demiyor Erdoğan, seleflerinin güney Kürdistan yerine, Irak’ın kuzeyi deme ısrarlarını hatırlatıyor. Çünkü Rojava bir algı yaratır ve bir gerçekliği dile getirmiş olur.
Her konuşmasında öfkesi boğazında düğümleniyor Erdoğan’ın. Ülkeyi yönetmeyi bir kenara bırakmış Kürtlere Tehditler savuruyor. DAİŞ (IŞİD) çetelerini üzerlerine saldırmakla uğraşıyor. Madem ordumuz girmiyor, o zaman ben emrimdeki DAİŞ çeteleriyle bunu yaparım, diyor ve yapıyor.
DAİŞ AKP’nin milis gücüdür
DAİŞ AKP’nin açık milis gücüdür. Milis güçler, para karşılığında sivillerden oluşturulan düzensiz orduyu ifade eder.
Bunların her türlü desteği devlet tarafından karşılanır. Devletin amaçları için seferberlik ruhuyla savaşırlar.
AKP ve DAİŞ ilişkisi tamamen böyledir. Ama DAİŞ, klasik milis tanımının bir yönüyle de dışındadır. Arkasında bir değil, birkaç güç koalisyon halinde yer alıyor. Savaşçıları bir devletin sınırlarını savunmak için orduya yardım etmek amacıyla, o ülkenin sivillerinden oluşan bir güç değil. Bir ideoloji uğruna birkaç devletin, farklı coğrafyalardan kiraladıkları savaşçılardan müteşekkildir. Suudi - Katar ve Türkiye üçlü troykası bu çeteyi istedikleri gibi finanse edip, istedikleri tarafa çok vahşice saldırtıyorlar.
Peki Erdoğan Türkiye’si neden her zaman bir adım önde?
Erdoğan ve AKP’si iliklerine işlemiş Kürt düşmanlığı uğruna bu milis güçlere gizli-açık destek vermekten çekinmiyor. Kürtlerle oluşacak bir sınır komşuluğu durumunda istediği gibi milis güçlerini yönetemeyeceğini, onlara gerekli silah, cephane, militan aktarımını yapamayacağını biliyor.
Bu kısa vadede kendi bölge politikaları açısından zararlı gördüğü bir husus. Ancak uzun vadede giderek Kürtlere rağmen bölgede halklara ve farklı din ve mezheplere karşı bir soykırım siyasetini geliştiremeyeceğini görüyor. Kürtlerin Rojava’da geliştirdikleri demokratik ulus modeliyle tüm farklılıklar bir arada kendi kimliği ve iradesiyle kendisini yönetince, bunun amaçlarına en büyük darbe olduğunu ve yine Türkiye’deki farklılıkları da etkileyeceğini, geliştirdiği ceberrut yönetim anlayışının sonunu getireceğini görüyor.
Dolayısıyla Erdoğan Kürtlerin Kobanê ve Girê Sipî’yi almalarını, giderek Rojava’da demokratik bir yönetimi geliştirmelerini hazmedemedi. Sürekli Kürtleri, PYD’yi kriminalize etti. İşte 25 Haziran Kobanê saldırısı bunun ardından gelişti. Saldırı güzergahının neresi, fiili olarak bu çetelerin hangi yol hattını kullandıkları bu durumda hükmünü yitiriyor.
Çünkü AKP ve Erdoğan’ın kendilerine bağlı savaşan milis gücü DAİŞ’e her türlü desteği sundukları zaten belgelerle ortada duruyor. Yaptıkları konuşmalar, medyalarında körüklenen Kürt düşmanlığı Kobanê katliamının baş mimarlarından olduklarını açık açık kanıtlıyor. Kaldı ki, cephane ve savaşçı finansmanını gerçekleştirerek, sınırlarını sonuna kadar çetelere açarak, bu çetelerin kendilerine bağlı milis kuvvetler olduğunu AKP ve Erdoğan herkese açık açık göstermekten çekinmemiştir. Dolayısıyla kim ne derse desin, DAİŞ AKP’nin milis kuvvetleridir, Kobanê katliamının sorumlusu da AKP zihniyetidir.