Son günlerde DAİŞ’in Kerkük’e saldıracağına dair senaryolar yeniden kulislerde dolaşmaya başladı. 

İş sadece kulislerde dolaştırılan temelsiz bilgilere dayalı bir korku-komplo teorisi mi, yoksa gerçekten bir yerlerde bir tezgah mı hazırlanıyor yakında belli olur. (Kerkük’e saldırı gerçekleştirenlerin özünde komplocular olduklarını de unutmayalım.) 

Fakat sürekli olarak çeşitli şekillerde gündeme gelen Kerkük’ün hedef tahtasına konulması şaşırtıcı ya da tesadüf değil. O açıdan buraya dikkat çekmek, ne yapılmak istendiğini, olası gidişatın nereye varacağını görmek açısından önemlidir. 

Daha da önemlisi kimlerin bu planları geliştirdiği, perdenin önünde ve arkasında hangi güçlerin olabileceği öngörülmek durumundadır. 

Öncelikle şunu bilmek gerekir. Kerkük, Irak anayasasının “tartışmalı bölgeler” kapsamında yer alıyor. Irak, yıllardır şehrin demografik yapısını bildiğinden yapılması gereken statü belirleme referandumunu erteliyor. Aynı şekilde Türk devleti de Lozan’dan bu yana kentin Misak-ı Milli sınırlarına dahil olduğu savına dayanarak buranın bir Türk-Türkmen kenti olduğunu iddia ediyor ve coğrafyasına dahil etmeye çalışıyor. 

İran ise özellikle son birkaç yıldır Haşdi Şabi eliyle çevre ilçelerden başlayarak kente doğru etkinliğini kurmaya çalışmakta.

Kürtlere gelince, onlar da bölgenin kadim Kürt coğrafyası olduğu, dolayısıyla mevcut demografik yapının da el vermesinden kaynaklı referandumun gerçekleştirilerek, Kürdistan Federal Bölgesi’ne dahil olmasını istiyor. 

DAİŞ’in ortaya çıkışı ve sonrasında Musul operasyonu ve bunun üzerinden gelişen tartışmalarda Kerkük temel çelişki ve tartışma konularından olmuştu. 17 Ekim 2016’da Musul operasyonunun başlamasından sadece birkaç gün sonra yani 21 Ekim’de DAİŞ, Kerkük’ün şehir merkezine kapsamlı bir saldırı başlamış, bir hafta süren çatışmaların arkasında Türk devletinin olduğu gündemde yoğunca yer almıştı. 

Mevcut durumda kulis bilgileri üzerinden yürütülen tartışmalara göre, Türk devleti bölgedeki Türkmenleri silahlandırma gerekçesi yapmak ve Kerkük üzerinde daha fazla etkinlik kurmak adına Musul’dan kaçan ve Kerkük’ün Hewice ilçesinde bulunan çeteleri örgütleyerek Kerkük’e bir saldırı planı hazırlıyor. 

Zira, bu öyle yabana atılacak bir yorum değil. Çünkü dikkat edilirse Türk medyası Kerkük’e olası çete saldırılarını gündemleştirirken, Türkmenlerin savunma gücünden yoksunluğunu daha fazla ön plana çıkarıyor. 

Bir diğer senaryoya göre ise, “Irak hükümeti Musul’da eli rahatlayınca çetelerin Kerkük ve çevresine saldırması için Hewice operasyonunu gerçekleştirmiyor.” Yani aslında bu şekilde çeteleri bilerek Kerkük’e yönlendiriyor. Buradaki amacı ise DAİŞ saldırısıyla kentte biten askeri hakimiyetini bu sefer çete saldırısını bahane ederek yeniden tesis etmek. Bu mümkün mü? 

Bu olasılığı da olabilirlik düzeyine taşıran, Haşdi Şabi’nin son dönemlerde Germiyan, özellikle Xurmatu gibi yerlerden güçlerini çekiyor söylentileri. 

Alandaki Haşdi Şabi güçlerinin büyük oranda İran’a bağlı oldukları düşünüldüğünde bu planın İran-Irak arasında geliştirildiği yüksek olasılık olarak ortaya çıkıyor. 

Şimdi bana göre olası üçüncü ve daha güçlü olan bir olasılığı gözden kaçırmamakta fayda var. O da şu: İran, Irak ve Türkiye’nin dile getirdiğimiz emelleri söz konusu edilen saldırı planları olmazsa da her zaman mevcut. Dolayısıyla bu güçlerin Kerkük’ü Kürtlere vermemek adına planlarını ortaklaştırmaları ve kapsamlı bir saldırıyı devreye koymaları yüksek olasılık. 

Neden mi?

Çünkü Türk devleti mevcut realiteye rağmen bu güçlere dayanmadan Kerkük’te emellerini kısmen de olsa gerçekleştiremeyeceğini gayet iyi biliyor. O halde kentin tümden Kürtlerin denetimine girme olasılığına, hatta yapılacak olası bir referandumda Kürdistan bölgesel yönetimine bağlanmasına karşın böyle bir ortaklaşmaya gidebilir. 

Aynı şekilde Irak, kentte yitirdiği etkinliğini böyle bir saldırıyla yeniden sağlayabilir. Bu durumda DAİŞ’ saldırılarıyla Irak’ın değişik yerlerinden Kerkük’e göç eden ve resmi olmayan rakamlara göre 600 bin civarındaki Arap nüfusu burada kalıcı olarak yerleştirerek referandumla Kerkük’ü Irak merkezi hükümetine bağlayabilir. Çünkü Irak anayasasına göre iç göçle her hangi bir kente taşınanlar 5 yıl orada ikamet ettikten sonra artık oranın kütüğüne geçmiş ve o kente dair yapılacak tüm oylamalarda oy kullanma hakkına sahip olur. Böyle bir durumda İran da Haşdi Şabi güçlerini buraya daha fazla yerleştirerek kendisine dönük olası saldırıları yine kendi toprakları dışında karşılama imkanına sahip olacağı gibi, Irak siyaseti üzerindeki etkinliğini daha fazla perçinlemiş olacaktır.  

Bu durumda ortaya çıkan sonuç şu; ortak çıkarlarda birleşen Irak, İran ve Türk devleti Kerkük’e çeteler eliyle bir saldırı gerçekleştirebilirler. Ve bu kesinlikle sürpriz olmaz. 

Son olarak şunu belirtmekte fayda var; Efrin üzerinden İran ve Suriye rejim güçleriyle anlaşma yaptığı belirtilen Türk devletinin benzer üçlü anlaşmayı bu sefer Suriye’nin yerine Irak’ı dahil ederek Efrin’le eş zamanlı Kerkük’e de saldırabilir. Ortadoğu dengelerini analiz ettiğimizde bu kimseyi şaşırtmamalı.