DAİŞ hakkında birçok sayısal, sosyal veri toplandı, analizler yapıldı. Ülkelerin katılım oranından tutun da cinsiyet, yaş, refah düzeyi, inanç ve ideolojilerine kadar herşey araştırıldı, yorumlandı. Özellikle Batı ülkelerinden katılımın yoğun olması, sempatizanlarının çoğunluğunu kadınların oluşturması, DAİŞ’in merkezi olan Raqqa’ya yerleşmeleri ve şeriat kurallarına göre yönetilmeye gönüllü olmaları derin şaşkınlık ve hayret uyandırdı. DAİŞ zihniyetinin kadına bakış açısı ortadayken kadın katılım oranının hiç de azımsanmayacak bir nicelikte olması, ezberleri bozdu kısacası. Tabii bu sadece Batı ile sınırlı değil, Batı‘ya özgü değil. İslam coğrafyasındaki durum Batı’daki durumdan kıyas kabul etmeyecek kadar yoğun ve şiddetli. Hatta bu okumayı Batı üzerinden başlatmak başlıbaşına bir sorun.
Öncelikle DAİŞ’in doğduğu İslam coğrafyalarını ve onu doğuran etkenleri bilmek gerekir. Kadın nerede yer alıyor? DAİŞ içerisinde kadının pozisyonu nedir? Bu konuda bölgeyle ilgili bir araştırmada görevli olan sosyolog arkadaşımız verdiği bir röportajda, kadın sempatizan sayısının erkeklerden bile daha fazla olduğunu dile getirmiştir. Ayrıca sosyal medyada aktif olan DAİŞ hesaplarının çoğunluğunun kadınlar tarafından yönetildiğini de ifade etmiştir. Cepheye gitmek zor olsa da, buna rağmen özellikle evli olanların çocuklarıyla birlikte İslam devletine geçtikleri görülmektedir. Ve ele geçirilen yerlerde kadınlar sosyal hayatın oluşturulmasında, eğitimde derhal görev almaya başlamışlar ve özellikle tanıtım, davet konularında erkeklerden daha fazla rol üstlenmişlerdir.
Peki nedir kadınları DAİŞ saflarına yönelten? İrdeleyecek olursak; konunun sosyal, psikolojik, ideolojik, toplumsal birçok yönü var. Bunu anlayabilmek için öncelikle DAİŞ zihniyetini anlamak lazım.

Cennet vaadi ve şehid eşi olmak

DAİŞ, Kuran ve hadis kaynaklarını kendi anlayışıyla yorumlayarak İslam devleti kurup, cihana hakim olma anlayışına sahip bir örgüt/devlettir. Tüm yönetim, sosyal, siyasal, ekonomik, toplumsal hayatı şeriat kurallarına göre tesis etmektedir.
Kadına biçilen rol ise Klasik Sünni ve Şii eserlerde anlatılanlardan farklı değildir. İslam devleti içerisinde ‘helal dairesi’ diye tanımladıkları alanlarda kadın da kendi cihadını yapmakla mükelleftir. DAİŞ’in savaştığı cephelerde savaşan kadın yoktur, halihazırda ancak  gerektiğinde kadınların da savaşmasında bir sorun görülmez. Daha çok cephe gerisinde savaşa yardım etmek durumundalar.
DAİŞ’e katılan kadınların, durumlarından çok şikayetçi olduğu söylenemez. Tam tersine büyük bir gönüllülük esastır. Cennet vaadi ve şehid eşi olmak motivasyonlarının temelini oluşturur. Sosyal medyada eşlerinin şehid olduğunu duyan bazı kadınların şükrettiklerini de gördük.

Asılsız haberler gerçek gündemin önüne geçiyor
Kadınların kandırılarak veya zorla DAİŞ askerlerine seks cihadı için gittikleri yönündeki haberler asılsızdır; DAİŞ’i ve zihniyetini tanımamaktan geçmektedir. Nikahsız sadece cariyelerle seks yapması gerektiğine inandıkları için cariye olmayan hür; yani kendi kadınlarını bu şekilde kullanmaları haramdır ve çok sert cezaları vardır. Böyle bir durum olmadığı için sürekli gündemde tutulan ‘seks cihadı için kadınlar DAİŞ’e katıldı veya zorla götürüldü’ tarzındaki haberler, DAİŞ’in işine yarıyor esasında. Ve bu aslı astarı olmayan haberler gerçek gündemin önüne geçiyor. Kadınları savaşta öldürmeyen DAİŞ, onları esir olarak alıyor ve genellikle satıyor. Köle cariye pazarları ekonomik gücünün önemli bir ayağını da oluşturuyor. 

Sürekli savaş DAİŞ’e sempatiyi getirdi

Kadınların DAİŞ’e katılma ve bağlanmalarındaki inançtan kaynaklanan düşüncelerin yanında sosyal toplumsal birçok etken daha vardır. Mesela İslam ülkelerinin son yüzyıl boyunca içinde kaldığı durum, erkeklerden çok kadın ve çocukları; başka bir deyişle eline silah alıp savaşmayanları etkilemiştir. Afganistan ve Irak’ın Amerika tarafından işgali ve sonuçları, Suriye’deki iç savaş, Kürdistan’in işgali burada yaşayan ve ezilen halkları radikalleştirmiş ve sürekli savaş hali yaratmıştır. Kadınların uğradığı taciz ve tecavüzler, kaçırılmalar, açlık, barınaksızlık, bugün düşmana karşı savaştığını iddia eden, devlet olan, halifelik ve cihad ilan eden DAİŞ’e büyük sempati duymalarına, destek vermelerine sebep olmuştur. Her ne kadar DAİŞ, şu an Batı’dan çok, kafir ilan ettiği Şii ve Kürtlere karşı savaşsa da bu, DAİŞ ve destekleyicileri tarafından hiç fark etmiyor.


Gönüllü kölelik kabul ediliyor
DAİŞ zihniyetinin içinde de yer alsa, dışında da yer alsa kadının varlığı yok sayılmakta. Kadın ve çocuklar için savaştıklarını iddia etse de, yine kadın ve çocukların yaşamını yok eden bir zihniyet taşıyor. Fakat bu, kadınlar tarafından zaten kabul edildiği için; yani gönüllü kölelik oluştuğu için hiçbir sorun teşkil etmiyor. Kadın olarak, erkek tanımı olmadan tanımlanamadıkları için din, zihniyet, aile, toplum, iktidar bu şekilde şekillendiği için, bunu yıkmak şurada kalsın, yanlış olabileceği düşüncesi bile kabul edilemezdir.

Yok eden zihniyete karşı mücadele verilmeli

DAİŞ’le mücadele, işte bu anlamlarla beraber düşünüldüğünde ve hesaba katılarak bir teori, eylem ortaya konulduğunda anlam ve bütünlük kazanır. Zihniyetin en dibine inerek kökünden sarsmadıkça, ona karşı askeri zafer kazanmak da pek birşey ifade etmeyecektir. Çünkü DAİŞ bugün bir devletten öte, şimdiye kadar yaşamı, kadını, doğayı, bilmeyi, anlamı yok eden ne varsa tüm bunları temsil eden zihniyetin toplamıdır, temsilidir. Bu karanlığı, zehri yok etmedikçe ve mücadelenin önceliği buna verilmedikçe, yapılan her çaba -belki anlamsız değil ama- eksik kalacaktır.

Rabia TAMER / Süleyman Demirel Üniversitesi Din Sosyolojisi alanında Ekoloji, Kadın ve Din üzerine çalışmalar yapıyor.