DAİŞ’in Türkiye üzerinden yaptığı tarihi eser kaçakçılığı tüm dünyanın bilgisi dahilindeyken yazar Olduf, tarihi eserlerin izini sürdüğü bir yazı kaleme aldı. Olduf, DAİŞ tarafından servis edilen tarihi eserlerin yok edildiği görüntülerde kalıntıların orjinalllerinin değil, sahtelerinin tahrip edildiğini belirtiyor.

DAİŞ’in Suriye’de yaptığı katliamlar ve kırım, YPG/YPJ ve daha sonra da QSD güçlerinin müdahalesiyle sona ererken, DAİŞ Suriye topraklarındaki varlığına Kürt güçlerinin dirayetiyle son verildi. Tüm dünyanın gözü önünde barbarca katliamlar yapıldı. Cinayetlere, kafa kesme görüntülerine, tarihi eserlerin yok edildiği videolara hepimiz şahitlik ettik. UNESCO dünya mirası listesinde yer alan Palmira’nın havaya uçurulduğu görüntüler ise hepimize izletildi. Tarihi eserlerin put sayılarak, islam açısından haram kılındığı belirtilerek yok edildiği servis edildi ki, Palmira’dan sonra en çok yankı uyandıran ise DAİŞ’in balyozlarla Musul müzesindeki tarihi heykelleri yok ettiği görüntüler oldu. Peki DAİŞ tüm bu tarihi eserlerin hepsini yok etti mi?

Yok edilen eserler orjinalleri miydi?

E-skop internet sitesinde Uraz Aydın’ın Fransızca’dan çevirdiği OLDUF adlı yazarın yazısında bu konuda ilginç bilgiler paylaşılıyor. DAİŞ’in daha önce Türkiye üzerinden Suriye’deki petrolü sattığı kamuoyuna yansımıştı. Sadece petrol da değil. Suriye’deki tahıllardan tutalım, fabrikalardan sökülen parçalara kadar paraya dönüşebilen ne kadar ürün varsa satıldığı biliniyor. Türkiye’nin sınırlarını DAİŞ’e kullandırttığı da bilinen bir bilgi olmanın yanında, DAİŞ’lilerin ifadeleriyle sabit. MİT’le organize bir şekilde sınır kapılarının nasıl ve ne şekilde kullandırıldığı da kamuoyuna her geçen gün yeni ayrıntılarıyla yansıyor. Yazar Olduf da, işte tam bu sınır kapılarından dünyaya satılan tarihi eserlere dair bilgiler paylaşıyor.

“DAİŞ’in yağmaladığı eserler sanat piyasasında satılıyor” başlıklı yazıyı gündeme getiren Olduf, DAİŞ’in tarihi eserleri parçalama görüntülerde yer alan eserlerin asıllarının kopyası olduğunu, orjinal eserlerin ise özenle paketlenerek, sınıflandırılarak satıldığını belirtiyor. Daha ilginç olanı ise bazı zengin koleksiyoncuların DAİŞ’ten bu parçaları sipariş ettiği gerçeği. Olduf, yazısının ilgili bölümünde şunları kaydediyor:

Zengin koleksiyoncuların DAİŞ’ten siparişi

“Bir dönem DAİŞ’in kontrolünde bulunan arkeolojik sit alanlarının sistemli biçimde yağmalanması, arkeolojik eserlerin çalınmasına ve “aklanmasına” dayalı yeni bir sanat piyasasının gelişmesine sebep oldu. DAİŞ kamuoyuyla dalga geçti. Milyonlarca insan DAİŞ’in heykel parçalama görüntülerini izlemişken, bunların kamuoyunu etkilemeye dönük alçıdan kopyalar olduğu anlaşılıyor. Esasında orijinaller titizce toplanıp, sınıflandırılıp terör örgütü tarafından satılmış. Interpol’den Corrado Catesi’nin aktardığına göre “müzelik” düzeydeki kimi parçalar “bazı zengin koleksiyoncuların siparişi üzerine” çalınmış. Catesi bunların, Irak ve Suriye’den çıkarılıp “yasal piyasaya sokulması” en zor parçalar olduğunu belirtiyor.”

Türkiye üzerinden tarihi eser kaçakçılığı

Çoğu eserin Türkiye ve Lübnan üzerinden gönderildiğini belirten Olduf, ağırlıklı Türkiye sınırı üzerinden eserlerin kaçırılmasını da UNESCO’dan Édouard Planche beyanlarına dayanarak şu şekilde belirtiyor: “UNESCO’dan Édouard Planche, Türkiye sınırının da hayli “geçirgen” olduğunu belirtiyor. Riskli nesnelere ilişkin listeler yerel polise ve gümrük görevlilerine iletilmiş, ancak bu kişiler kırmızı listelerdeki nesneleri, sıkı denetime tabi olmayan daha sıradan nesnelerden ayırt edecek eğitime sahip değildi. Böylece Palmira’daki nesneler bölgedeki yetkililer tarafından yakalanmadan binlerce kilometre kat edebildi. 2018 yazında, Uruguay’ın Montevideo şehrinde 300 adet çalıntı arkeolojik nesneye el konduğu sırada, Palmira’dan gelen üç parça bulundu.”

Havayolu kargosu kullanılmış

Yazıda Türkiye sınırıyla ilgili bahsedilen “geçirgen”lik net olarak ifade edilmese de, Türkiye’nin DAİŞ’le işbirliğinin tüm dünya tarafından kabul edilen bir gerçeklik olduğunun da somut ifadesi oluyor. Olduf, bir örnek de Louvre Müzesi’nin İslam Sanatları bölümünün sorumlusu Yannick Lintz’den veriyor: “Suriye’den çalınan kimi nesneler Paris Roissy havaalanında ele geçirildi. Beyrut’tan geliyor ve Bangkok istikametine gönderiliyorlardı. Kasaların üzerinde, içlerinde bahçe süsü bulunduğu yazıyordu.”

Kaçakçılık için en uygun ülke Belçika

Olduf yazısında bu eserlerin farklı yol ve yöntemlerle dünyadaki koleksiyonculara ve müzelere satıldığını belirtirken, BM kararlarının uygulanamamasına ve çok gelişmiş! Avrupa ülkelerindeki yasal boşlukların DAİŞ tarafından nasıl kullanıldığını da şöyle kaydediyor:

“Bu durumun yaygınlaşmasına karşı mücadele etmek için bir dizi ulusal düzenleme yapıldı veya mevcut düzenlemeler güçlendirildi. Hatta bu konuda, sonuncusu 2017 tarihli olmak üzere BM Güvenlik Konseyi’nin de kararları var. Ancak bu girişimler, ne yazık ki, ülkelerin kültür mirasını korumak üzere 1970’de imzalanan UNESCO sözleşmesiyle aynı gerçekliğe tosluyor. Örneğin Beyrut ve Kahire’deki pek çok eski eser, bu tür parçaların ülke dışına çıkarılmasını yasaklayan 1970 UNESCO sözleşmesi geçmişe etkili olmadığı için, 1969 tarihini taşıyan faturalar düzenlenerek sessiz sedasız satılıyor. Yağmalanan eserler için Belçika da ilginç bir çıkış kapısı oluşturuyor. Fransa’da kaçak eşya bulundurmak veya satmak süresiz suç sayılırken Belçika’da beş yıl süreyle suç teşkil ediyor. Bu süre geçtikten sonra söz konusu nesne onu elinde bulunduran kişinin yasal mülkiyeti haline geliyor. Böylece “aklandıktan” sonra üçüncü şahıslara satılması mümkün hale geliyor. Sonuç olarak, Palmira’dan çalınmış bir eski eser, beş yıl boyunca Belçika topraklarında bulunduktan sonra “aklanmış” oluyor.”

Sahte eser de sattılar

DAİŞ’in orjinal tarihi eserlerin satışından elde ettiği miktarın korkunç rakamlara ulaştığı tahmin ediliyor. Olduf, bunların yanında DAİŞ’in sahte eser satışı yaptığını da şu şekilde dile getiriyor:

“DAİŞ, sanat eserleri üzerinden gelir sağlama faaliyetlerini daha da ileri götürerek, sahte eser satışına da girdi. Louvre Müzesi’nden Marielle Pic’in aktardığına göre, “Ortadoğu’da antik eserlerin hayret uyandıracak kadar kaliteli kopyalarını üretebilecek, son derece yetenekli sanatçılar” bulunuyor. Hatta “kimi zaman bir parçanın orijinal mi sahte mi olduğunu belirlemek hayli zor oluyor”. 2018 yazında Lübnan-Suriye ve Türkiye-Suriye sınırlarında yapılan iki operasyon son derece şaşırtıcı sonuçlar verdi. Bunlardan birinde ele geçirilen eserlerin üçte birinin sahte olduğu ortaya çıktı. Diğerinde bu oran %90! Böylece DAİŞ, nitelikli kopyaları birer orijinal nesne gibi satmayı başardığı gibi, Irak-Suriye sınırından çıkarmak üzere kimi gerçek eserleri de sahtelerin arasında gizliyor.”

KÜLTÜR SERVİSİ