Bu topraklar, kadının emeği ile varolmuş, yeşillenmiş ve yaşamı anlamlı kılmış topraklar. Ve bu topraklara kadın rengi soldurulunca savaş gelmiş, erkek egenliğinin tarihe bıraktığı en acımasız gerçek, savaş, kan ve göz yaşıdır. Eril aklın savaşmak için hep bir gerekçesi vardır. İlk öldürme eylemine girişen Habil ve Kabil’den beri bu böyledir. Savaşlar, bu coğrafyadaki kadınlardan en sevdiklerini almış, yara sarmayan, kanatıp duran bir zamanın özneleri olmuş kadınlar.
Özellikle son yıllarda DAİŞ’in bütün vahşetini kuşanıp kadınların emeği ile ruh verdiği topraklara saldırması yüzyılın en acı kadın öykülerini ortaya çıkardı. Ülkesinden anne kucağından kaçırılan, eşinden dostundan, çoluk çocuğundan koparılan kadınların sadece bir kaçının öyküsünü biliyoruz. Oysa bu amansız ve acımasız hayat hikayelerini yaşayan kadınlar gökten yağan yağmur taneleri kadar çoğaldı...
Yıllardır bu kadınların hikayesine tanık oluyorum, bazen arkama dönüp baktığımda şahit olduklarımın beni delirtmemesine şaşıyorum.
2015 yılında Mart ayının dördüncü gününde Tilhemis’te topraktan bir evin kapısının önünde haykıran Arap bir kadın görmüştüm. Kadın, kulağındaki küpeleri saçlarıyla beraber çekiştirdiği için kulaklarını yırtmış, kanlı küpeleri öteye fırlatmıştı, eli, yüzü, boynu kan içinde kalmıştı. Yüreğindeki acıyı bastırmak için bedenine acı çektiriyordu. Üç metre ilerisinde başı olmayan iki cenaze vardı. Dizine vura vura başsız bedenlere ağıt yakıyordu. Ağıtları, isyanları Arapçaydı, sözleri anlatmakta zorluk çekiyordum ama acıları anlamak için söze gerek kalmıyordu. O zaman anladım ki kadınlar hangi dilde konuşursa konuşsun birbirlerinin acısını anlayabilirler. Acının ırkı, dini, dili yoktu...
Ve Şengal’de DAİŞ çetelerinin tecavüzüne uğrayan, bu gerçekliği benliğine yediremeyip kendini uçurumlardan atan Xewla’yı düşünüyorum. DAİŞ’in Musul ve Reqa’da köle pazarında defalarca sattığı Şengal’in Dugurê köyünden olan Suhat’ın öyküsünü bana anlatırken yüzünü tırmalayıp kanattığını „büyüklerimin yüzüne bakamıyorum“ deyişini düşünüyorum.
İnsan tuhaf bir hafızaya sahip, tanık olduğu acı anılar onu delirtmesin diye anılarını kuytu köşelere saklıyor. Ama gün geliyor o dehlizlere saklanan, kimse ile paylaşamadığın anılar başkaldırıyor. Bu gün öyle bir gün işte. DAİŞ vahşetinin binbir emek ile zorluk ile bitirildiği, gün, bu gün. Bu 8 Mart’ta kadınların ciğerini kezzap gibi yakan DAİŞ’in olmadığını düşünün. Ama analitik olarak değil, duygusal zekanıza danışarak, hissederek düşünün. Ve bir oh çekip bu yılın 8 Mart’ını kutlayalım
Yeni bir 8 Mart olan bugün hala Dêrazor’a bağlı Baxoz kasabasından yıllardır kaçırılan, kayıp olan Êzîdî kadın ve çocuklar kurtarılıyor. 2 gün önce de 9 Êzîdî çocuk kurtarıldı. Önceki gün ise Edibe Murat, Selva Seydo, Teysir Sileyman adında üç Êzîdî kadın QSQ, YPG, YPJ savaşçıları tarafından kurtarıldı. Şimdiye kadar onlarca Êzîdî kadın ve çocuk kurtarıldı. Çocukların çoğu dilini, dinini ve geçmişini hatırlamıyor. Genelde bu çocukları ve kadınları köle statüsünde kullanmışlar. Çocukları bir yerden başka yere taşırken kemiklerinin koluma batması, Nazilerin ölüm gettolarını aklıma getirdi. Bu çocukların hiç kimseye güvenmediği, derin ruhsal sarsıntılar yaşadıkları doğrudur. Bu çocukların yaralarını iyileştirmek, onlara bir kaç tarihi zafer bağışlamak ile mümkün. Yaşanan bu makus tarihi değiştirmek ile mümkün...
DAİŞ vahşetinden kurtarılan Êzîdî kadınların önlerine bakmayı alışkanlık haline getirip kara gözlerini ve başlarını önlerinden kaldırmamaları, Dersim’in kayıp olan kadınlarını, Horasan’da kaçırılan kadınlarını anımsattı... Bu kadınları kaç güzellik iyileştirir bilemiyoruz. Kaç intikam başlarını havaya kaldırır tahmin bile edemiyoruz.
Ama siz yine de hayatı paramparça olan kadınları, kaybolan kadınları, öldürülen kadınları, tecavüze uğrayan kadınları düşünerek 8 Mart’ı yaşayalım.
Bu güne bakıp „tarih şimdilik yaşadığımız andır“ diyor insan. Bazen „tarihin akışına müdahale edenlerin cesareti bütün dünyayı güzel kılabilir“ diyor insan...
Dinci, cinsiyetçi, milliyetçi erkeklerin savaşı, hiçleştirilen kadınları lal edecek kadar acımasızdır. Tarih, resmen bu gerçeği yüzümüze haykırıyor...
Bu günleri, kaderine razı gelmeyen, kaderini kendi elleriyle çizmeyi aklına koymuş, kadınların isyancılığına borçluyuz...
Bu coğrafyaya çöken DAİŞ vahşeti karşısında amansızca direnen, savaşan ve bu savaşı başarı ile kazanan YPJ’li kadınlara borçluyuz...
8 Mart en çok bu cesur kadınlara kutlu olsun...
DAİŞ’siz bir 8 Mart’ta tilili çektiren kudretli kadınlara minnettarız...