Çetin Altan, 30 sene önce yazdığı ve her biri ayrı birer kahkaha tufanını ateşleyecek nitelikteki 29 sorunun sıralandığı „iyi bir dangalak mısınız?“ başlıklı yazısını dün yeniden yayımladı, dangalaklar çayırında.
İslam’da kişiyle Tanrı arasında aracı, ara bulucu, cennet açıcı yok, ama tarikat, cemaat, siyaset üçgeninin soygun yollarında bunların hepsi vardır. Bunlara kanan dangalak sayısı sıram sıramdır. Dincilerin mahkemesi bile cennette arsa satan birini tutukluyordu. Bir başka dinci ise cennette 72 tane bakire vaadi ile, Suriye’de ölecek kiralık katil arıyordu.
Aziz Nesin, Türk halkının yüzde 60’nın kafası çalışmadığını söylediği için, halka dangalak, geri zekalı dediği gerekçesiyle  yargılanmış, neyse ki zor-bela ceza almaktan kurtulabilmişti.
Oysa TC’nin sağı, solu dangalaklık, Türk tipi demokrasi ise dangalakları avlama çayırı, çayırın son şampiyonu da Recep Erdoğan ve adamları…
 Bülent Ecevit, yüksekçe yere çıkmış „köyleri kentleştirme“ projesi diye pembe boyalı evleri, arklarında balıklar yüzen köy çeşmesini anlatıyor, şehir meydanını dolduran kalabalık, „yaşa, var ol“ bağırtıları koyvere vere alkışlıyordu. Alkışlamaktan avuçları şişmiş, kendisi ter içinde kalmış birine yaklaşıp sordum:
„Ne diyor?“
„Abi ne dediğini anlamıyorum, ama çok güzel konuşuyor!“
„Dangalak“ diyemedim. Dangalağa dangalak demek de suçtur, TC’de…
 Ecevit’in saha rakipleri Demirel, Erbakan ve Türkeş meydanlarda hem cehennem, hem de cennet bekçisi rolü oynayarak, herkesin zahmetsizce anlayabileceği şekilde „Allah“ diye haykırıyor, onlar naralandıkça dinleyenleri kendinden geçip, atlar gibi kişniyor, kimi kurt taklidi uluma sesi çıkarıyor, ama hepsi „Allahını seveyim ben senin, Allah yolunda çalışan adam“ haykırışları salıyor, seçim günü de sevaba girmek için, oylarını „o dindar adamlara“ veriyorlardı.
Sonra mı? Demirel’in yeğenleri banka ve hazine soyguncuları, Erbakan ile Türkeş dolar milyoneri olarak karşımıza çıkıyor, öldüklerinde, çocukları arasında bölüşüm savaşları başlıyor, oy verenlerden kimileri „ah dangalak kafam“ demekle kalıyordu.
Fakat, dangalaklık da ırsi bir damardı. TC, bu konuda verimli bir çayırdı. AKP ve Fethullah Gülen ise bugün, nimet çayırlarının tek efendisidir. 
Fethullah Gülen banker, şirketler ormanı imparatoru, ama hikayeler uydurup yüzünü, başını tokatlaya tokatlıya ağlama sesleri çıkardıkça, Tük halkı başından aşağıya sadaka dökmeye koşuyor.
AKP’nin Recep Tayyip’i ve adamları, servetlere oturup,  gecekondulardan saraylara taşındılar. Fakat, büyük başları hırsızlık, kalpazanlık yapmaktan sanık, bütün dinlere, inançlara hakaretle, diktatörlük kurup, insana eziyet etme, gazeteci, yazar, siyaset adamı tutuklamada dünya birincisidirler.
Bunca suç ve günaha rağmen kalabalık toplayanlar, bir tek Kürtleri dangalak yerine koyup, din iman, cami ile dolandıramıyorlar. Onun için de iftira kampanyaları açıyor, soykırımla tehdit ediyorlar. 
Dangalaklıklarının örneklerinden biri de Aysel Tuğluk’un çantası, Ertuğrul Kürkçü’nün tatilidir. Bir zamanlar Haliç’in lağım sularında debelenen Recep Tayyip ve ailesi bugün, milyar dolarlık yatlarla açık denizlerde, ama Ertuğrul Kürkçü’nün sahil kasabasında tatil yapması, kıvırcık Bülent Arınç’ın dilinde bile ülke meselesiydi.
Oysa dünyayı değiştirme mücadelesi verenler, kaliteli yaşamayı en başta hak edenlerdir.
Ne de olsa günümüz tarikat, ticaret erbebı günü. Onlara her şey mübah, gerisi günah…
Dangalaklar, bir zamanlar Çetin Altan’ı dillerine dolamışlardı. Yalaka, yanaşma, dalkavuk kalemler, Çetin Altan’ı, itibarsızlaştırmak için, viski içip, arabaya bindiğini işliyorlardı. Bunlara göre, ezilenlerin insanca yaşaması için mücadele edenler, hırpani giyinmeli, içecekse ispirto, en fazla rakı içmeli, asla araba sahibi olmamalı ve gecekondularda yaşamalıydılar. 
Aysel Tuğluk’un işportadan satın aldığı çantasını servet değerinde gösterip, teşhir etmek ayak takımı kültürü ve beyinsel dangalaklık, görgüsüz, bilgisiz, sonradan görmelere  yakışanıyla, Kürt yaşama biçiminin parçası olan folklorünü (giyim-kuşam tarzını) bilmemektir.
Dünyaya yabancı gelip, yabani giden dangalaklar, Kürt kadınlar bakımlı, giyimlerinde özenli olduklarını nereden bilsinler…
Kadınları kaliteli, rengarenk göz alıcı, erkekleri şık giyindiklerini.
Aysel Tuğluk’un, en pahalı eşyayı kullanıp, giyinmesi Kürtler tarafından yadırganmaz. Çünkü herkes kendi gücü oranında iyi, güzel ve yakışanı seçiyor. Bununla değil, dost ve düşmana karşı iyi giyinmediğinde yagırganır.
Ayrıca o, halkının değerlerini çalan bir hırsız değil, tersine halkı adına hırsızlarla savaşandır. Bunu bütün Kürtler biliyor. Ertuğrul Kürkçü’nün tatili hak ettiğini de…
Dangalak yerinde otluyor, ama Kürt dünyası başka yerde…