Hükümet, barış meselesi konusunda somut olarak müzakere sürecine geçip o mecra üzerinden kalıcı barışa gidecek çalışmalar yapmak yerine, gelinen sürece tekabül etmeyen tarzda algı yönetimi oluşturma ve yeni yasaklar getirme peşinde.
Oysa gelinen noktada bu tür ayak oyunlarıyla zaman harcamasının bir anlamı kalmamıştır. Buna rağmen hükümetin tüm toplumsal muhalefeti tamamen sindirmek amacında olduğu, 'İç Güvenlik paketi' adlı tasarıyla bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Samimiyet ve ciddiyet gerektiren bu konuda da o bildik anlayış ve zihniyet aşılabilmiş değil. Bu köhnemiş zihniyet ne yazık ki toplumun kimi kesimleri nezdinde de geçerliliğini koruyor.
Toplumsal gerilimleri azaltmak, uzlaşma ve karşılıklı güveni sağlamak, farklılıkların barışçıl bir şekilde bir arada var olmasını teşvik etmek ve barış ortamının devamlılığına katkıda bulunmak; Toplumsal ve siyasal alanda yaşanan çalışmaların çözümünde uzlaşma kültürünün yerleşmesi yaygınlaştırılması ve derinleşmesi için herkese görev düşüyor. Bunun için ezberlerimizi sorgulamak gerekiyor. Ezber kolaycılıktır, Akıl yürütme ve geliştirmede yaratıcı değildir.
***
İçine hapsolduğumuz toplumsal ya da bireysel duvarların en güvenlikli gibi görünen köşeleri; tabulardan, kutsallıklardan oluşur. Ailenin, devletin, vatanın, ırkın, namusun, mülkiyetin kutsallığı gibi...
Bilim verilerine göre; İnsanların en geri yanları, neredeyse daha doğar doğmaz onların kucağına yığılan, kulağına fısıldanan toplumsal ezberlerdir. Sıkı sıkıya sarıldıkları bu ezberler, aslında hiçbir zaman bilinçli tercihlerinin bir sonucu değildir. Hiçbir zaman; "Bunlar benim için neden değerli, neden kutsal, neden dokunulmaz?" soruları sorulmamış ve bu ezberleri bozmaya çalışmamıştır... Sorulsaydı ve samimiyetle yanıtlar aranmaya çalışılsaydı tüm bunların kendini, devleti veya bir ırkı merkeze koyan, kendinden olmayanı ötekileştiren, ona yaşam alanı bırakmayan bir ego manyaklığının sonucu olduğu anlaşılırdı.
Bilimsellik, doğruları çekinmeden söylemeyi gerektirir. Temel koşul, kalıplar içinde sıkışıp kalmamaktır; yani dogmatik bir tavır içinde olmamaktır. Böyle bir tavır, kişinin kendi doğruları dışına çıkamaması, tartışmanın bilimsellikten uzaklaşması ve kahve sohbetine dönmesi demektir.
***
Artık net olarak anlaşılıyor ki; çözüm sürecinden yanaymış gibi davranıp her türlü numarayı deneyip bahaneler uydurup hala ayak direyenler var.
Bunun örneklerini çevremizde ter tür görüşe sahip insanlarda görmek mümkün. Hele de kendine solum, sosyalistim diyen kimi kesimlerin bu konuda tavır alışları var ki değme ırkçıları 'sol’lamış durumdalar. Çözümün bir parçası değillerse sorunun bir parçası olduğunun da farkındalar aslında. Kendi içlerinde bir çatışma yaşıyorlar. Psikolojideki adıyla tam bir "bilişsel çelişki" içindeler.
Paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurgulayan Einstein; "Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz" der. Geçmişin değerleri ve metotlar yetersiz kaldığında, yeni değerler yaratmak, hayatın tıkandığı noktalarda yeni yöntemler geliştirmek gerekir.