- Gazeteci Kemal Can, "Statü meselesini ele alışta iktidar içinde hâlâ farklı pozisyonlar var ya da hâlâ böyle görünmesi isteniyor ama bunlar farklı yönleri göstermiyor” diyerek, Bahçeli'nin baştan itibaren hayli dar biçimde tarif ettiği süreç mimarisini daha teknik bir ‘tasfiye’ operasyonu şeklinde netleştirdiğini, hatta Öcalan’ın statüsüne karşılık olarak kurulacak devlet yapılanmasını da ‘tasfiye merkezi’ olarak isimlendirdiğini söyledi.
Gazeteci Kemal Can, Bahçeli’nin yol haritası, sürecin gereklilikleri, CHP’ye mutlak butlan kararı ve etkilerini, MA'dan Diren Yurtsever'e değerlendirdi. Can, Bahçeli’nin sadece başlatıcı hamleleri yaparak değil, kritik aşamalarda hızlandırıcı, cesaretlendirici ve bazı açılardan da yeni bir aşamaya geçilmesine neden olabilecek çıkışlarla elini sürecin üzerinden hiç çekmediğini hatırlattı. Can, “Çerçeveyi ve rotayı takipte atak ve kararlı bir tutum izledi. TBMM’deki Komisyon’un toplanması, daha sonra İmralı ziyareti konularında çok üst perdeden çıkışlar yaptı. Mesela ‘kimse gitmezse ben giderim’ diyecek kadar ileri gitti. Sürecin ikinci aşamasının başlaması ve Öcalan’ın statüsü konularında da benzer ataklığı gösterdi” dedi.
Teknik bir 'tasfiye'
Can, Bahçeli’nin yavaşlama ve tıkanma tartışmalarının başladığı günlerde kısa bir suskunluk dönemi yaşadığını ama ‘statü’ önerisini bir adım daha ileri götürerek, bunu kurumsal bir çerçeveye taşıdığını ve somut bir yol haritası haline getirdiğini belirterek, "Bunu yaparken baştan itibaren hayli dar biçimde tarif ettiği süreç mimarisini daha teknik bir ‘tasfiye’ operasyonu şeklinde netleştirmiş oldu. Hatta Öcalan’ın statüsüne karşılık olarak kurulacak devlet yapılanmasını da ‘tasfiye merkezi’ olarak isimlendirdi. Bu çıkışın ardından Erdoğan da, ilk defa hızlanmak gerektiğini söyleyen bir açıklama yaptı” diye konuştu.
Statü meselesinin önemi
Abdullah Öcalan açısından kendi statüsünün netleştirilmesinin, birkaç konuda belirleyici önemi olduğunun anlaşıldığını belirten Can, şöyle devam etti:
*Her şeyden önce muhataplık meselesinin yasal ve kurumsal bir çerçeveye oturtulması netleşme demek.
* Ayrıca bu dikenli konunun aşılabilmesi, Öcalan’ın sık sık referans verdiği ‘devletin ciddiyeti’nin devam etmesi anlamına gelecek. Ciddiyetin sürmesi, cesaret gösterilmesiyle kararlı tutum olarak ele alınabilir olacak.
* Ayrıca Öcalan, sürecin yavaşlamasını eleştirdiği son görüşme notlarında, süreci ve kendisini araçsallaştırma girişimleri olduğunu, bundan çok rahatsız olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla, statü meselesinin netleşmesi böylesi araçsallaştırma hamlelerinin önünün kesilmesini sağlayacak.
* İktidarın bir “tasfiye” süreci olarak tanımlamakta ısrar ettiği sürecin entegrasyona dönüşmesi için hukuki statü meselesinin çözülmesi gerekir. Bahçeli’nin son çıkışında Öcalan’ın statüsü meselesini, sürecin ‘iki taraflı’ olmasının gereği olarak gösteriyor. ‘Öcalan sözünü tuttu, sıra bizde’ değerlendirmesi tam olarak böyle anlaşılabilir. Ayrıca Öcalan’ın süreçteki fonksiyonunun artarak devam etmesi ve Kürt siyasi hareketi üzerindeki etkisi açısından da statü netleşmesine vurgu yapıyor. Öcalan’ın Suriye’deki rolü ve etkisi, Türkiye’deki süreç bakımından bir fragman gibi gösteriliyor.
Hızın yanında kontrol
Bahçeli’nin 'yol haritası'nda savunduğu “tek merkezli karar mekanizması”nı değerlendiren Can, şunları savundu: “Bahçeli hiç saklamadan gizlemeden, sürecin çok katmanlı, çeşitli bileşenlerin dahil olduğu, toplumsallaşan bir yol haritası yerine; iki tarafta da iradesi güçlendirilmiş ‘tek adamların’ yürüttüğü, mümkün olduğu kadar az aktörün rol aldığı ve hızlı biçimde yürütülmesini yararlı gördüğünü söylüyor. Bunu muhtemel yol kazalarını engellemek için gerekli olduğunu söylüyor ama bu tür bir kurumsallaşmanın hız yanında kontrol imkanlarını artıracağını da saklamıyor. Bahçeli’nin milliyetçi çevrelerde sık eleştirilen ‘kurucu önder’ sıfatını kullanma gerekçesini de Öcalan’ın etkisini büyütmek için seçtiğini söylüyor. Bu yaklaşım Bahçeli’nin sürecin gerekçesini ve çerçevesini etraflıca açıkladığı ilk konuşmalarındaki perspektifiyle uyumlu. Bahçeli, ‘Kürt sorunu yoktur ve biz de onu müzakere etmeyeceğiz’ demiş ve Kürtlerle ilişkiyi tarihsel bir arka planla destekleyerek elitler arası bir mutabakat halinde tarif etmişti. Son çizdiği çerçevede de gerek statü gerekse kurumsallaşmayı ‘tasfiye’ operasyonuyla sınırlıyor. ‘Kürt sorunu’ yine paranteze girmiyor. Ayrıca Bahçeli’nin ‘fazla karışan olmasın’, hızla ilerletsin tavrı; küresel trendle, Trump veya Barrack yaklaşımıyla da gayet uyumlu.”
İktidar blokunda farklılık
İktidar bloku içinde konu ile ilgili farklı yaklaşımların olup olmadığı konusunda ise Can, şöyle konuştu: “Bahçeli’nin bu çıkışını çeşitli biçimlerde yorumlamak mümkün. Süreci hızlandırma çabasını sürdürüyor ya da iktidar içindeki yaklaşım farklarını ifşa etti, denilebilir. Somut önerileri, kurumsallaşma yaklaşımı ve hızlanma vurgusunun tekrar iyimserliğe kapı açacağı da iddia edilebilir. Bir başka bakış açısıyla, çeşitli tereddütler geçiren Erdoğan’ı cesaretlendirmek veya elini rahatlatmak için hamle yaptığı da düşünülebilir. Bir taraftan statü önerisi yaparken, bir taraftan da süreci iyice teknik bir tasfiye operasyonuna indirgediği de değerlendirilebilir. Bahçeli’nin açıklamasıyla aynı tarihlerde Erdoğan’ın Başdanışmanı Mehmet Uçum da aynı konularda bir makale kaleme aldı. Uçum, o makalede ‘Öcalan’ın devletle ve toplumla bütünleşme perspektifine bağlı olarak etnik siyaset tarzının Türkiye siyasetinin önüne çıkartılmasından ve geçiş sürecinin koşuluna dönüştürülme çabasından vazgeçilmesinin çok önemli olduğu tartışmasızdır’ diyor. Dolayısıyla statü meselesini ele alışta iktidar içinde hâlâ farklı pozisyonlar var ya da hâlâ böyle görünmesi isteniyor ama bunlar farklı yönleri göstermiyor.”
Darbe dinamiğine işaret
CHP’ye dönük mutlak butlan kararını değerlendiren Can, iktidar tarafından uzun zamandır yürütülen bir darbe dinamiğine işaret etti. Can, şunları dile getirdi: “Aslında süreç de bu genel siyasi tanzim tablosunun içine yerleşiyor zorunlu olarak. ‘Mutlak butlan’ kararı da Türkiye ve dünya siyasi tarihinde örneği pek olmayan hukuk ve siyaset dışı ağır bir darbe. Parti kapatmalara, siyasi yasaklara, kanallara el koymalara bir de ana muhalefet partisine kayyum atama hamlesini eklediler. İktidar yargı eliyle bir partinin yönetimini belirledi. DEM Parti’nin bu hamlenin sürece gölge düşürdüğünü açıklaması, süreçle demokrasi arasında kurduğu ilişkinin gereği. İki senedir CHP ve DEM kurumsal olarak, yoğun manipülasyonlara, hatta zaman zaman taban tazyikine rağmen dışlayıcı olmayan tavrı korudular. Şimdi Kılıçdaroğlu ile kurulacak ilişki meselesi, DEM açısından da ciddi bir paradoks. İlişki kurulsa kararı meşrulaştırma, ilişki kurmasa kurumsal boşluk oluşması ihtimali söz konusu. Üstelik Erdoğan’ın bu hamleden sonra Meclis'te bazı anayasal düzenlemelere girişme olasılığı da küçük bir ihtimal değil.” ANKARA