• Süleymancıların iktidarla bozulan ilişkisi ve son yıllardaki siyasi yönelimi, 13 Ağustos operasyonuyla yeniden gündemde. İhsan Eliaçık ve Hüda Kaya, cemaatin devletle tarihsel ilişkisini ve yaşanan kırılmanın nedenlerini değerlendirdi.
  • İlahiyatçı-Yazar İhsan Eliaçık: "Adaletin pençesi hırsızlara, yolsuzlara, iniyorsa o zaman bunun mesela Menzil tarikatına, Hak Yolculara, İsmailağa grubuna, Erenköy Cemaatine, İlim Yayma Cemaatine, Ensar Vakfı'na da aynısının yapılması lazım.”
  • HDP eski milletvekili Hüda Kaya: “Şu aşamada bunu kitlesel bir linç, kuşatma ya da imha operasyonu olarak görmüyorum. Daha çok cemaatin muhalefetle kurduğu ilişkiyi kesmesi için verilmiş bir ihtar ve gözdağı olarak değerlendiriyorum.”

ERDOĞAN ALAYUMAT

Türkiye’de özellikle 1950’lerden itibaren dini cemaatler ile siyasi partiler arasındaki ilişki, ülke siyasetinin belirleyici unsurlarından biri oldu. Karşılıklı çıkarlara dayanan bu ittifaklar, zaman zaman gerilimlere ve çatışmalara da sahne olabilmekte. Özellikle eğitim alanındaki faaliyetleriyle tanınan Süleymancılara yönelik operasyonu da bu çerçevede değerlendirmek mümkün. Bu operasyon, cemaat ile siyasi iktidar arasındaki bağlarda yaşanan kırılmanın öne çıkan örneklerinden biri haline geldi. Süleymancılar cemaatine 13 Ağustos’ta başlayan operasyon bir soruşturmanın ötesine geçti. Süreç, cemaat ile siyasi iktidar arasındaki güç dengelerinin ve giderek artan mesafenin yeniden tartışıldığı yeni bir dönemin kapısını araladı.

Süleymancıların devletle kurduğu tarihsel ilişkiyi, cemaatin toplumsal ve siyasi yapısını ve iktidarla yaşanan kırılmanın olası nedenlerini İlahiyatçı-Yazar İhsan Eliaçık ve HDP eski milletvekili Hüda Kaya ile konuştuk.

Siyasi boyutu geri plana itiliyor

Yazar İhsan Eliaçık, operasyonun siyasi boyutunun “şüpheli para hareketleri” gerekçesiyle geri plana itildiğini belirterek, operasyonun gerçekten bir adalet ve yolsuzlukla mücadele hamlesi olması halinde aynı uygulamanın diğer cemaatlere de yöneltilmesi gerektiğine dikkat çekti. Eliaçık, “Adaletin pençesi hırsızlara, yolsuzlara, para kaçıranlara iniyorsa o zaman bunun mesela Menzil tarikatına, Hak Yolculara, İsmailağa grubuna, Erenköy Cemaatine, İlim Yayma Cemaatine, Ensar Vakfına da aynısının yapılması lazım” dedi.

Peki yıllardır devlet, siyaset ve bürokrasiyle ilişkileri tartışılan Süleymancılar neden bugün soruşturmanın hedefinde? Bu sorunun yanıtını HDP eski milletvekili Hüda Kaya, şöyle veriyor: “Süleymancılara yönelik operasyonu iktidarın muhalif yapıları hizaya getirme politikasının bir parçası olarak değerlendiriyorum. Cemaatin yıllarca farklı iktidarlarla kurduğu yakın ilişkilerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Burada Süleymancıları mağdur bir yapı olarak görmek doğru değil, onlar da yıllarca iktidarlarla kurdukları ilişkiler üzerinden bu düzenin bir parçası oldular. Ancak bugün iktidarın kendisiyle birlikte hareket etmeyen bir yapıya yönelik tutumu, muhalif bütün odaklara verilen bir gözdağı niteliği taşıyor.”

Sadece bir cemaat soruşturması mı?

Soruşturmayla birlikte Süleymancıların yalnızca dini faaliyetleri değil, ekonomik ilişkileri, şirketleri, malvarlıkları ve devlet içerisindeki bağlantıları da tartışmaya açıldı. Soruşturma dosyasında “suç örgütü kurma ve yönetme, örgüte üye olma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kamu kurumları zararına dolandırıcılık ve vergi mevzuatına aykırılık” gibi suçlamalar bulunuyor. Öte yandan soruşturmada çok sayıda şirket ve malvarlığına ilişkin işlemler de gündeme geldi. Kamuoyuna yansıyan iddialar, cemaatin ekonomik örgütlenmesine ilişkin yeni sorular doğurdu. Bu iddiaları sorduğumuz Eliaçık, “Aslında yurtların, okulların hep devlet tarafından yapılması lazım ama buralarda bir boşluk olduğu için bu boşluğu işte bu tarikatlar, cemaatler dolduruyor” dedi. Süleymancıların ekonomik ve örgütsel yapısının temelinde yurtlar, Kur’an kursları ve eğitim faaliyetlerinin bulunduğuna işaret eden Eliaçık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Cemaatin 30 civarında şirket üzerinden kendi ekonomik yapısını oluşturduğunu biliyoruz. Bu yapı zaman içinde devletin eğitim ve barınma alanındaki eksikliklerinin yarattığı boşlukta güç kazandı.”

Aynı iddialara ilişkin Hüda Kaya ise şunları belirtti: “Asıl mesele, bu ekonomik gücün iktidarla kurulan ilişki içinde nasıl kullanıldığıdır. Cemaatler iktidarın yanında durduğu sürece sahip oldukları ekonomik ve sosyal güç sorun edilmiyor ancak muhalefete yöneldiklerinde aynı güç ‘terbiye edilmesi gereken’ bir tehdit olarak görülüyor. Oysa burada yalnızca cemaatlerin devlete sızmasından değil, yıllardır devlet, iktidar ve cemaatler arasında karşılıklı kurulan bir güç ilişkisinden söz etmek gerekir.”

Peki Süleymancılar kim?

Bugünkü operasyonu anlamak için Süleymancıların nasıl bir yapı olduğuna bakmak gerekiyor. Süleymancı hareket, adını kurucusu kabul edilen Süleyman Hilmi Tunahan'dan alıyor. Ancak cemaatin bugünkü geniş örgütlenme biçimi, Tunahan sonrasında kurulan yurt, kurs ve eğitim ağıyla şekillendi. Bugün Türkiye'nin yanı sıra Avrupa'da da faaliyet gösteren yapı; öğrenci yurtları, Kur’an kursları, dernekler, vakıflar ve eğitim faaliyetleri üzerinden geniş bir toplumsal tabana ulaşıyor.

Eliaçık da Süleymancıları yalnızca dini bir cemaat olarak görmenin eksik olacağına işaret ederek, "Yurtlar, Kur’an kursları ve eğitim faaliyetleri üzerinden çocuklar ve gençlerle kurulan ilişkiler, zamanla güçlü bir aidiyet ağına dönüşüyor. Bu ağ eğitimden barınmaya, iş ilişkilerinden ekonomik dayanışmaya kadar uzanıyor. Asıl tartışılması gereken ise bu yapının birey üzerindeki etkisi ve cemaat bağının ne ölçüde güçlü bir sosyal bağımlılık ilişkisine dönüştüğüdür" şeklinde konuştu.

Gücün toplumsal zemini

Süleymancıların en önemli örgütlenme alanlarından biri öğrenci yurtları. Özellikle ailesinden uzakta eğitim gören yoksul öğrenciler için barınma imkanı sağlayan yurtlar, cemaatin genç kuşaklarla ilişki kurmasının temel araçlarından biri oldu. Bu durum aynı zamanda daha geniş bir tartışmayı beraberinde getiriyor. Devletin eğitim ve barınma alanındaki yetersizlikleri, dini cemaatlerin bu alanlarda güç kazanmasına zemin hazırlıyor.

Eliaçık, Süleymancıların yurt ve eğitim alanındaki örgütlenmesinin temelinde Kur’an kurslarının bulunduğunu belirterek şunları ekledi: “Bu hareket, ‘Kur’an kursları açmalıyız’ ana söylemi etrafında gelişti. Evlerde, mahallelerde, buldukları ilk fırsatta, cami kenarlarında, köylerde, özellikle kırsal kesimde her yeri Kur’an kurslarıyla donatarak çocuklara Kur’an öğretmeye girişti. Okullar, yurtlar açarak taşradaki yoksul çocuklarına ulaşıyorlar.”

Hüda Kaya ise cemaatlerin devlet ve bürokrasi içerisindeki etkisinin yalnızca bu yapıların devlete sızmasıyla açıklanamayacağını, asıl sorumluluğun yıllarca bu ilişkiye alan açan siyasi iktidarlarda da olduğuna dikkat çekti. Kaya, “Cemaatlerin devlet kademelerinde, bürokraside veya yargıda güç kazanması tek taraflı bir sızma hareketi değildir. Bu süreç, devlet mekanizmaları ile cemaat yapıları arasında yıllardır süregelen karşılıklı ve interaktif bir ilişkiye dayanmaktadır” dedi.

İktidarlarla nasıl ilişki kurdular?

Süleymancılar yalnızca toplumsal alanda değil, siyasi alanda da etkili olan bir yapı. Cemaatin tarihinde doğrudan milletvekilliği ve bakanlık yapmış isimler bulunuyor. Kemal Kacar'ın Adalet Partisi milletvekilliği, Arif Ahmet Denizolgun'un Refah Partisi milletvekilliği ve Ulaştırma Bakanlığı yapması, cemaat ile siyaset arasındaki ilişkinin en görünür örnekleri arasında. Sonraki yıllarda cemaatin farklı siyasi partilerle ilişkileri gündeme geldi. Peki geçmişten günümüze kadar siyasi partiler neden cemaatlerin desteğini önemsiyor? Bugüne kadar iktidara gelen tüm partiler, cemaatlerin devlet ve toplum içerisindeki örgütlenmesinden nasıl yararlandı?

Bu soruyu sorduğumuz Eliaçık, şu yanıtı verdi: “Bu tarikat daha çok sağ partilerle iş tutmasıyla bilinir. Öteden beri Adalet Partisi, Anavatan Partisi gibi merkez sağ partilere yanaşmışlardır ve Milli Görüş geleneğiyle araları pek iyi değildir. Merkez sağ çökünce, başka çare kalmayınca gönülsüz bir şekilde iktidardaki AKP’ye hafiften yanaştılar ama bu fazla uzun sürmedi ve araları hep mesafeli oldu. 2019’lardan sonra yavaştan CHP’ye yanaşmaya başladılar. Özellikle Ekrem İmamoğlu ile beraber direkt CHP’nin içinde yer almaya, onu desteklemeye başladılar.”

Aynı soruya Hüda Kaya ise şu yanıtı verdi: “Cemaatlerin devlet içerisindeki bu geniş nüfuz alanı ve elde ettikleri imkanlar, iktidarlar veya devlet kurumları için asla bilinmeyen bir durum değildir. Cemaatler varlıklarını sürdürmek ve güçlerini korumak için devlet mekanizmalarıyla dirsek teması kurarken, devlet ve iktidarlar da bu ilişkiye göz yummuş, hatta çoğu zaman bu gücün birikmesine zemin hazırlamıştır.” 

Yakınlık, rekabet ve kırılma

AKP'nin 2002 yılında iktidara gelmesi Türkiye'de cemaat-devlet ilişkilerinde yeni bir dönem açtı. Bu dönemde Fetullah Gülen Cemaati başta olmak üzere farklı dini yapılanmaların devlet içerisindeki etkisi büyürken, Süleymancılar da siyasi ve bürokratik alandaki ilişkilerini güçlendirdi. Ancak zaman içerisinde AKP ile Süleymancılar arasındaki ilişkiler gerildi ve siyasi mesafe giderek açıldı. Peki ne oldu iktidar ile cemaat arasındaki ilişkiler kopma noktasına geldi?

İhsan Eliaçık’a göre, AKP ile Süleymancılar arasındaki ilişkinin zaman içinde siyasi sadakat ve itaat üzerinden şekillendiği yönünde: “Mevcut iktidarın yürüttüğü politika tamamen tarafgirliğe dayanmaktadır; en tepedeki yöneticiler kendi cemaatini, kendine itaat ve biat edeni koruyup kollarken, çıkar çatışması yaşadıkları ve kendisine itiraz eden yapılara düşman gözüyle bakmaktadır. Kendilerine yakın ve biat etmiş olan iktidar yanlısı cemaatler şu anda tam bir güven içinde yaşamakta, devletin ve kamunun bütün imkanları kendilerine alabildiğine açılmakta, ulufe onlara dağıtılmakta ve devlet adeta onlarla beraber yönetilmektedir.”

Gülen'den sonra ne değişti?

15 Temmuz darbe girişiminin ardından cemaatlerin devlet içerisindeki örgütlenmesi Türkiye'nin en önemli siyasal tartışmalarından biri haline gelmişti. Ancak Gülen cemaatinin tasfiyesi, Türkiye'de cemaat-devlet ilişkisi sorununu bütünüyle ortadan kaldırmadı. Yakın zamanda Süleymancılar cemaatine yönelik operasyon şu soruyu yeniden gündeme getirdi. Devlet cemaatlerle arasına gerçek anlamda mesafe mi koydu, yoksa yalnızca devlet içerisindeki güç dengeleri mi değişti? Bunu sorduğumuz Hüda Kaya, mevcut operasyonun henüz Gülen cemaati örneğinde olduğu gibi kitlesel bir tasfiye sürecine dönüşmediğini, ancak iktidarın Süleymancılara yönelik açık bir gözdağı niteliği taşıdığına dikkat çekti. Kaya, “Şu aşamada bunu kitlesel bir linç, kuşatma ya da imha operasyonu olarak görmüyorum. Daha çok cemaatin muhalefetle kurduğu ilişkiyi kesmesi için verilmiş bir ihtar ve gözdağı olarak değerlendiriyorum” dedi.

Yargı ve bürokrasideki etkileri

Süleymancılarla ilgili yıllardır tartışılan başlıklardan biri de yargı ve bürokrasi içerisindeki etkileri. Bu konuda çok sayıda iddia bulunuyor. Ancak bu iddiaları genelleştirmek yerine somut isimler, görevler ve ilişkiler üzerinden incelemek gerekiyor. Cemaat hakkında yürütülen soruşturmada eski Hakim ve Savcılar Kurulu (HSK) üyesi Ahmet Gökçen'in de adının geçmesi, bu başlığı yeniden gündeme taşıdı. Gökçen tutuklanmadı ama “ev hapsi” şeklinde adli kontrol uygulanarak serbest bırakıldı.

Bu iddialara karşın Hüda Kaya şu değerlendirmelerde bulundu: “Bence Süleymancıların devlet içerisindeki etkisini yalnızca ‘devlete sızma’ olarak görmek eksik kalır; siyaset, bürokrasi, yargı, eğitim ve ekonomik ilişkiler üzerinden oluşan bu nüfuz, yıllarca siyasi iktidarın bilgisi ve göz yummasıyla büyüdü. Asıl sorgulanması gereken, cemaatin nasıl güç kazandığının yanı sıra iktidarın bu yapının güçlenmesine neden ve nasıl alan açtığıdır.”

Neden şimdi?

Tarihleri boyunca iktidarlarla arası iyi olan Süleymancılar neden şimdi hedefte? Bir tarafta soruşturmanın ortaya koyduğu suçlamalar var. Diğer tarafta ise Süleymancılar ile siyasi iktidar arasındaki ilişkilerin geçmişi ve son yıllardaki değişim bulunuyor. Peki Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıkladığı gibi bu operasyon gerçekten uzun süredir var olan suç iddialarının hukuki soruşturması mı? Yoksa cemaat-devlet ilişkisinde yeni bir güç dengesi mi kuruluyor?

Hüda Kaya bu sorumuza şu yanıtı verdi: “Bence Süleymancılar açısından en önemli kırılmalardan biri siyasi konumlanmalarında yaşandı. Uzun yıllar devlet ve iktidarlarla yakın ilişkiler kuran, ‘gücün yanında duran’ bir yapı olarak görülen Süleymancılar, son yıllarda bu çizgiden uzaklaşarak iktidarı desteklememeye ve muhalefete yakın durmaya başladı. Bu değişim, yalnızca bir seçim tercihi değil, cemaat ile iktidar arasındaki ilişkinin ciddi biçimde bozulduğunu gösteren önemli bir kırılma.”