Günlerce azgın denizde boğuşan filo sisli bir gecede limana geri dönmektedir. Amiral gemisinin kaptanı da köprüdedir ve baş iskele tarafında bir ışık görülür. Işığın yönü sabittir, gemi çarpışma rotasındadır. Kaptan hemen karşıdaki gemiye mesaj geçilmesini ister; "Çarpışma rotasındasınız, hemen 20 derece rota değiştirin". Cevap gelir "20 derece rota değişikliğini sizin yapmanızı öneririm". Kaptan sinirlenir ve hemen cevaplatır; "Ben kaptanım. Rotanı 20 derece değiştir". Cevap gecikmez, "Ben bir deniz eriyim, asıl siz rotanızı değiştirin". Kaptan iyiden iyiye köpürmüştür, "Ben amiral gemisiyim ve sana derhal rotanı değiştirmeni emrediyorum". Cevap gecikmez, "Ben de bir deniz feneriyim!" Filo rotasını değiştirir… Ya AKP?

AKP, amiral gemisini batırmak üzeredir. Rotasını değiştirmeye niyetli değildir. Bu filoda hiç mi akıllı insan yok? Olabilir, bilemeyiz, fakat görünen o ki AKP’de rotayı değiştirme gücünü gösterebilen yok. 

Böyle giderse ne olur? AKP tek taraflı dayatmalarıyla süreci gerdikçe gerer ve savaş kaçınılmaz olur. Kürt Halk Önderi'nin çabaları olmasa bu bahara savaşla girilmesi bile kaçınılmaz olur. Fakat görünen o ki AKP seçime dek bu süreci uzatmayı esas alacaktır. Bu da tüm süreci riske sokacaktır.

Şu aşamada AKP kasaba politikacılığıyla tek taraflı olarak “adım attırma” arayışı ve dayatmalarını sürdürmektedir. Üstelik ortada hiçbir çözüm belirtisi yokken! Geçmişe oranla ılımlı gibi görünen ortam kesinlikle yanıltıcıdır; geçmişten daha tehlikeli bir kültürel soykırım ve tasfiye uygulamaları devrededir. AKP bu rotadan çıkmış değildir. Önümüzdeki günlerde rotasını değiştireceğine dair bir emare de görünmemektedir. Bazı açıklamalarla sürecin karakteri değiştirilemez. Dolayısıyla demokrasi güçlerinin mücadelesinin belirleyici olacağı bir kritik döneme girilmiştir.

Savaş ihtimali karşısında barış seçeneği AKP’nin gerekli stratejik değişiklikleri yapması, müzakereye geçip hakiki adımlar atmasına bağlanmış görünmektedir. Bu da barış isteyen toplum adına bir yetersizliktir. Barış sadece AKP insiyatifine bırakılamaz; rota değiştirmesi için toplumsal baskıya ihtiyaç vardır. 

Bir de görmek gerekir ki toplumda her gün adeta bir savaş hali yaşanmaktadır. Son günlerde Özgecan Aslan şahsında sembolleşen hunharca işlenen kadın cinayetleri; kartopu oynarken bir gazetecinin katledilmesi gibi olaylar rutinmiş gibi topluma kanıksatılmak istenmektedir. Bundan daha etkili bir darbe ve savaş mekaniği mi var? Sokak ortalarında her gün işlenen cinayetlerle AKP’nin barışa gelmeyen, militarizme hizmet eden politikaları arasında sıkı bir bağ vardır. 

AKP’nin toplumla savaşı TBMM toplantılarında kadın vekillere saldırmalarıyla bir kez daha deşifre olmuştur. Bu bir linç girişimi değil, bir darbenin ayak sesleridir. Darbe süreçleri böyle başlar. HDP bir darbe süreciyle karşı karşıyadır. Paralel güçlerin provokasyonuna ne hacet! AKP zaten bir darbe ortamının oluşmasına gerekli katkıyı yeterince yapmaktadır.

AKP darbe ürünü bir partidir; 12 Eylül'ün güncellenmiş halidir. Buna rağmen yeni bir darbenin hedefi olması şaşırtıcı değildir. Hükümet ve Cumhurbaşkanlığı darbesinden geçen yol HDP’ye darbe yapmaktan geçiyor. AKP bu yolu açan adımlar atmaktadır. Ordu karşısında polis yetkilerini artırmaya çalışan yasalar çıkarmakla bu sürecin önüne geçmek bir yana, daha da tahrik edecek ve darbeciliğin toplumsal destek görmesine bile yol açacaktır.

Darbe içinde darbelerin yaşanacağı bir sürece girildiğini söylemek abartı olmayacaktır. Fakat AKP bu sürecin en çok zarar gören partisi olacaktır. Çünkü:

Darbeci zihniyetten beslenen ve savaş seçeneğini sürekli rota olarak benimsemiş olan AKP’nin yeterince hesaba katmadığı bir gerçeklik vardır: Kobanê zaferi ve yarattığı sonuçlar!

Kobanê zaferinden sonra Kürt siyasi hareketinin Ortadoğu ve dünya siyasetindeki yeri eskisi gibi olmayacaktır. Şimdiki yer, 21. yüzyılın çağdaş, örgütlü, iradeli ve bir hayli prestijli olan bir hareketin esnek hareket olanaklarına kavuştuğu, tarihsel kıymette bir yerdir. Bunun anlamı, fırsatçılık tarzında çıtayı yükseltmek değildir. Fakat tarihin çarkının geriye döndürülemeyeceğini de göstermektedir. AKP’yi bu fırsatta yerle bir edelim anlayışı savunulmasa da mevcut politikaları kabul görmeyecektir. Politik uzlaşma durumu yoktur; uzlaşma değil, mücadele esas olacaktır. HDP’nin belirttiği hükümet-HDP ortak açıklaması yapılsa, AKP bu noktaya gelse bile bunun “oyalama” taktiğinin “önemli” bir parçası olacağı bilinmelidir. 

Diğer realite ise AKP’nin göstermelik olarak sunduklarına razı olunmasını dayatacak güçte olmamasıdır. Bu nedenledir ki dayatmalarından sonuç alamayacağını bilerek daha çok kamuoyu algısını yöneterek süreci uzatmaya, güçlenmek için zaman kazanmaya çalışmaktadır. 

Öte yandan Kürt Özgürlük Hareketi savaşa da barışa da hazır konumda, her zamankinden daha büyük öz güvenle hareket ederken AKP dayatmaları ve kurnazlıkları havanda su dövmeye benzemektedir. Uygulayıcısını da çürüten oyalama siyaseti, AKP açısından çıkmazı derinleştirmekten başka sonuç vermeyecektir.

AKP’yi bekleyen başka ciddi bir olasılık ise iç kriz ve bölünmedir. Kriz şimdiden milletvekili adaylıkları üzerinden sinyaller vermektedir. Listenin oluşturulma sürecinde bu kriz belirgin olarak açığa vurabilir. Krizin bölünmeye dönüşmesi ise seçim sonrasında gündeme gelecektir. Çünkü HDP barajı aşacak, AKP kendince anayasa çıkarma keyfiyetinden mahrum kalacak ve çözüm sürecinin gereklerini yapmadığı takdirde Ortadoğu siyasetinde tümden etkisizleşecektir. Bu durumda “ne savaş ne barış” politikasını hiçbir şekilde sürdüremeyecek, yeni bir kararlaşma fırsatını bile bulmadan bölünmeyle karşılaşacak, baş aşağı gidiş ve dağılma sürecine girecektir.

İşin özeti, AKP kaçınılmaz sona doğru gidiyor ve karar vermek zorundadır. Oyalama dönemi bitti!