Herkes demokrasi kahramanı kılığına girmiş, darbecilere ve FETÖ'ye saydırıp duruyor.
Hatta belediye aceleyle "Hainler Mezarlığı" bile kurdu. Kimi ve neyi gömmek istiyorlar?
Ondört senedir tek parti olarak iktidarda olan bir partinin memleketi içsavaşın eşiğine getirmesi bir başarı mıdır?
"FETÖ'cülere ne istedilerse verenler" bunun hesabını da verecek mi?
Generallerin yüzde kırkı darbeci diye gözaltında ama komuta kademesi aynen kalıyor. Demek ki onlar da başarılı.
Herkes başarılı, herkes demokrat, herkes de demokrasi kahramanı. O zaman suçlu kim, bekçi Murtaza mı?
Bütün sorunlar bitti mi, yoksa yeni mi başlıyor?
Erdoğan ve AKP Hükümetinin tavrı sorunların yeni başladığını ve bu kafayla gittikçe daha da büyüyeceğini gösteriyor.
Darbeyi Allah'ın bir lütfu olarak gören Erdoğan, bundan sonuna kadar yararlanmak istiyor.
Erdoğan, fiilen ilan ettiği başkanlık sistemini, şimdi bütün kurumlarıyla yeniden şekillendirip kalıcı hale getirmek istiyor. CHP ve MHP geçen sene bu fiili duruma sessiz destek vermişlerdi. Şimdi açık destek veriyorlar. Çıkmayız dedikleri kaçak sarayda zaferlerini kutluyorlar. Bu birlik demokrasi için değil, diktatörlük için birliktir. CHP'nin de katılımıyla güçlendirilmiş yeni bir Milliyetçi Cephe(MC) ilanı ve diktasıdır.
İlan edilen OHAL ile sadece orduda, yargıda, üniversitelerde ve devletin bütün kurumlarında değil, belediyelerde, medyada ve özel sektörde de geçmişte görülmedik boyutlarda bir tasfiye yapılıyor. Medyaya, özel sermayeye çeşitli hukukdışı yöntemlerle el konuyor.
Esas hedef HDP ve belediyeleridir. Halkın elinde kalan özgürlük kırıntılarıdır.
"OHAL halka karşı değil, devletin kendisine karşı ilan edildi" dediler ama hedefinde en başta halk var ve zararını da halk çekiyor. Hemen işçi grevlerini yasaklamaya, Alevilere saldırmaya başladılar. Herkes şunu iyi bilmeli:
Türkiye'nin bu hale gelmesinin temel nedeni, demokrasi dışı ve düşmanı, ırkçı-dinci-mezhepçi-ayrımcı bir sistemin silah zoruyla ayakta tutulmak istenmesidir.
FETÖCÜLÜK ve her türlü halk düşmanı gerici akım devlet tarafından sola, ezilenlere karşı beslenip büyütülmüştür. 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 93 konsepti, 28 Şubat 1998, 27 Nisan 2007 gibi bütün askeri müdahale ve darbelerde bu akımlar güçlenmiştir. Güçlenmek bir yana, ne istedilerse almışlardır. Karşılık olarak döktükleri devrimci ve Kürt kanının haddi hesabı yoktur.
Bu demokrasi düşmanlığı Türkiye'yi içsavaşın içine sürüklerken, darbeleri de kaçınılmaz hale getirdi. Halkların iradesi gasp edilince, meydan darbe heveslisi çetelerin eline kaldı. Mafya bozuntuları bile racon keser ve siyasete şekil verir oldu. Bu çetelerin savaşına ve uzlaşmalarına göre siyaset şekilleniyor. Halen de egemen olan zihniyet budur ve bu zihniyet egemen oldukça darbeler kaçınılmaz olmaya devam eder.
Sistemi kurtarmak için, Erdoğan'ın kişisel diktasına dayanan bir başkanlık sistemi kurulmak isteniyor. MHP ve HDP'nin de meclis dışı bırakılmasıyla iki ya da bir buçuk partili, diktaya incir yaprağı olacak bir meclis hedefleniyor. Evren'in planı-rüyası da buydu. Sonuçta ülkeyi bu hale getirdi. Taklidi ve tekrarı daha iyi bir sonuç vermez, trajedi olur. Demokrasiye karşı diktada diretmek çok daha şiddetli çatışmaları ve darbeleri davet etmek demektir.
Halkı dışlayan darbeci kafa yerine halkların iradesini esas alan demokratik bir yaklaşımla, bir kurucu meclis oluşturulabilir. Toplumun onaylayacağı yeni bir anayasa ile darbeler zincirine son verilip demokrasi yolu açılabilir. Bu da çok zorlu bir demokrasi-özgürlük mücadelesini acil ve zorunlu bir hale getiriyor.