Mısır ordusunun bu adımı atmasında kesinlikle ABD desteği vardır. ABD, İhvanı Müslim’i sıkıştırıp daha fazla kendi politikasına yakınlaştırmayı amaçlamaktadır. ABD halkın tepkisini böylece kendi çıkarı doğrultusunda değerlendirmektedir. Ortadoğu’da toplumsal meşruiyeti olan işbirlikçiler yaratma projesinin bir parçası olarak İhvanı Müslim’i daha fazla sıkıştırıp kendine bağlama politikası izlemektedir.
Yakın zamanda İhvanı Müslim’in içinde olmadığı bir iktidar bloğunu hükümet yapmak zordur. Sonunda İhvanı Müslim yeniden iktidar olacaktır. Ancak bu iktidar ABD ve Batının beklentilerini daha fazla gözeten bir iktidar olacaktır. ABD Arap dünyasında Mısır’ı çok önemsemektedir. Mısır’ı, şekillendirmek istediği Ortadoğu dünyasının merkezine koymaktadır. Bu açıdan Mısır politikası esasında ABD’nin Ortadoğu politikasıdır. Özellikle Arap dünyasını kontrolde tutmasının eksen ülkesidir. Mısır’daki gelişmeler ABD açısından çok önemlidir. Bu açıdan yakından takip etmektedir. Mısır ordusunu beslemesi ve üzerindeki etkisini göstermesi de bu eksende ele alınmalıdır.
Türkiye ise ABD’nin ve Batı sisteminin Ortadoğu’ya yönelik psikolojik savaşının, denge oyunlarının, başta Kürtler olmak üzere bölge ülkeleriyle çatıştırıp bölgeyi kontrol etmenin araçlarından biridir. Bu açıdan Mısır’la Türkiye’ye verilen roller farklı farklıdır.
Ortadoğu’da doğru politika izlemeyen ülkeler dış güçlerin bölge oyunlarının şu ya da bu parçası olmaktan kurtulamazlar. Halk üzerinde hegemon olmak isteyen güçler ister istemez halk karşısında iktidarlarını korumak için şu ya da bu güce dayanacaklardır.
Türkiye ve Mısır’daki iktidarların son zamanda yaşadıkları sıkıntıları irdelediğimizde, bu ikisinin de yeni hegemonya peşinde koşmalarının en başta da kendileri için sorun getirdiği gerçeği görülecektir. Siyasal İslamcılar 20.yüzyılda modernizmin etkisindeki iktidarlar tarafından baskı altına alındılar. Bu, Türkiye’de de, Mısır’da da oldu. Mısır’daki İhvanı Müslim bu baskılara karşı Türkiye’deki İslamcılardan farklı olarak çok daha fazla karşı koydu, direndi; ağır bedeller ödedi. Türkiye’deki siyasal İslamcılar çok fazla direniş göstermediler. Belirli tepkileri olsa da sistemle daha uyumlu bir pozisyonda oldular. Ancak onlar da rahatsızlıklarını sürekli gösterdiler ve iktidara göz dikme istemlerini hiç bırakmadılar.
Soğuk savaş sonrasının koşullarında eski iktidar bloklarının dış siyasi ortamının zayıflaması, içteki meşruiyetini önemli oranda yitirmesi, siyasal İslam’ın gelişmesine zemin sunmuştur. Sonuçta Türkiye ve Mısır’da iktidara gelmişlerdir. Kuşkusuz Türkiye’de Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı kullanılacak siyasi enstrümanın kalmayışı AKP’nin iktidarını sürdürmesinde etkili olmuştur.
AKP, solun alternatif olamadığı koşullarda demokratikleşme söylemiyle iktidara gelmiş, ancak kendi hegemonyasını kurma peşinde olmuştur. Demokrasinin ve demokratikleşmenin kendisi için de gerekli olduğunu düşünmeden büyük bir hırsla hegemonik bir yaklaşımda ısrar etmiştir. Demokrasinin kendisi için de gerekli olduğunu anlayamamıştır. Eski iktidar bloklarını geriletmede esas olarak dış güç desteğini önemli görmüştür. Türkiye’nin demokratikleşmesi içinde kendini herhangi bir güç gibi konumlandırmanın politik olarak daha doğru olacağını anlamamıştır. Bu açıdan şimdi her muhalefeti ve direnişi kendine karşı bir komplo olarak değerlendirmektedir. Bunun sonucunda demokratikleşme adımlarını atmak yerine polis devletini daha da güçlendirip kurumlaştırmayı düşünmektedir.
İhvanı Müslim de Mısır’da gelişen devrimi demokratikleşme için kullanıp kendi varlığını güvenceye alıp toplumsal gücüyle toplumda daha etkili olma politikası izleme yerine, AKP gibi hegemon güç olmak istemiştir. 20.yüzyılın ve önceki yüzyılların zihniyeti olan hegemonik iktidar zihniyetiyle hareket etmektedir. Türkiye’de kendisine Kemalist diyen iktidarlar, Baas ve Hüsnü Mübarek gibiler hep böyle bir siyasal anlayışla tek hegemon güç olmuşlar, siyasal yaşamı demokratikleşme temelinde paylaşmayı düşünmemişlerdir.
Mısır’daki darbe bir karşı devrimdir. Bu tartışmasızdır. Devrimin derinliğini sağlayacak olan akışı değiştirip ABD adına yönlendirmek ve denetim altına almak için bu darbe yaşanmıştır. Ancak bu darbeye gerekçe yaratan ve darbenin zeminini demokratikleşme yaratarak kurutmayan yaklaşımı da görmek gerekir. Darbelerin zeminini kurutmak için bunu da görmek önemlidir.
Eğer Mursi Erdoğan’ı taklit edip hegemonya peşinde koşmak yerine devrimi derinleştirerek köklü demokratikleşme adımları atsaydı, darbenin zemini kurutulur ve Mısır halkının darbeyle yıkılmayacak yönetimi olurdu.
Darbenin zeminini demokratikleşme kurutur