Dilimin giderek sertleştiğini söylüyor arada bir izleyen okurlar. Doğrudur. Bu vurdum duymazlığa, bu ilgisiz duruşa, bu kana doymaz kinli yüreklere tahammül etmekte zorlanıyor yüreğim. Böylesine kurumuş bir ahlak ve vicdan ortamında Türk olmak istemiyorum; bu yaralanma bunaltıyor beni.
Türk halkını seslenmeye çalıştım yıllarca, bedel ödedim bunun için, ödemeye de devam ediyorum. Ama artık eleştiri yapmaktan geri duracağım: Eğer bir ülke yokuş aşağı yuvarlanan boş bir varil misali böylesine ses çıkarak tükenişe gidiyor da bir halk hala gıkını çıkarmıyorsa, Brecht’in cesaretini yüklenerek konuşmak lazım dostlarım: Evet bu halk çirkinleştirilmiş bir halktır. Ve kendimizde kötü olan ne varsa bu, o halkın kimlik değerlerinden bulaşmıştır.
Tamam suçun büyük kısmı bende, benim gibi düşünenlerde, hatta kimlik özgürlüklerini isteyen Kürtlerde, “bir daha soykırımlar olmasın” diyen Ermenilerde falan olsun.
Olsun da… Sen de hiç kabahat yok mu ey halkım?
Irkçılık, milliyetçilik kanına işlemiş. Yumuşatmaya kalkmayın beni “bazılarında ama” diyerek. AKP’nin oylarına MHP ve CHP’yi de ekleyince, ulusalcı solcuları ya da aynı hamamda yıkanmış, aynı yalaktan su içmiş Kurtulmuş’ların partilerini falan eklemeye gerek var mı? Yüzde 90 buysa, geriye kalan yüzdeyi “ama…” tanımlıları toplumun kimlik tanımına sokmamızın anlamı ne?
***
Hani “körler sağırlar, birbirini ağırlar” misali, birbirini “aydın” olarak tanımlayarak piyasaya sunanların ve Kürtçü’lere yönelik küfürleri oranında Aydın Borsası’nda değer kazananların benim yazılarımı okumadıklarını biliyorum. Kendi yazdıklarını da okumuyorlar, onu da biliyorum. Görev ifa ediyorlar çünkü: bir kısmı yerini koruyarak, bir kısmı karavanadan yiyerek, bir kısmı ulufesini alarak sürdürüyorlar görevlerini. Zor zanaat kardeşim, düşmanımın başına gelmesini istemem üç kuruşluk dünya malı için her gün kirli kıçları öpmek zorunda kalmayı.
***
“Bu halka ne verdiniz ki ne istiyorsunuz” türünden Evren yalakalığının ürünü sözleri duyunca da kuduruyorum. Tamam, 68’den beri “Kemalizm ile göbek bağını koparamamış” solun günahı vardır bu yürüyüşte. Tamam, bu Cumhuriyeti kutsayarak iktidar olamayacağını anlayamamış, biraz BAAS, biraz Hızır Paşa ile karartılmış ‘Zahid bizi tan eyleme, hak ismin söyler dilimiz” marşlarıyla ruhsal dünyasını şekillemiş bir sosyalizmin etkisi vardır bu işte. Tamam, Kemalizme “tuu kaka” diyen Kaypakkaya’yı “köylü, ilkel” diye tanımlayarak ya da tümden yok sayarak ulusalcılığını koruyabilmiş bir solun Kuvvay-ı Milliyeci Kemalizm’e tapınmasının sonuçlarıdır. Kürt’ten uzak, Ermeni’den uzak, Arap ya da Laz’dan, Çerkez’den uzak yaşamlarımızın nedeni denilebilir bu biçimlenmeye. Sömürgeci devletin asli partisine güvenlik görevi olmayı düşünecek kadar pragmatist hatta makyavelist bir solculuktan medet umuş da olabilir “devrim” dediği şeyi gerçekleştirmek için. Üstelik doğrudur bütün bu iddialar, haklıdır.
***
Ama ben halkı sorgulamaya yine de devam edeceğim: Çünkü bu halk, bütün eksiklerine, yanlışlarına rağmen, niyetlerinde naif, zaman zaman eskisinin tekrarı olsa da halkının ya da halkların kurtuluşu gibi (belki kendilerinin de nasıl olacağını tam bilemedikleri) bir hedefe kilitlenmiş devrimcilerle de tanıştı. Bu halk, sosyalizm mücadelesini çoğu zaman emperyalizme karşıtlık ile özdeşleştirerek bir “ulusal kurtuluş ve kalkınma istemi” kapsamını aşamamış, bir yandan “ben Türk Ordusu’na kurşun sıkmam” diyerek “ulusal kurtuluşçu” diye adlandırıp dostu bellediği milliyetçi-sömürgeci düşmana teslim olurken, öte yandan idam sehpasında sandalyesini tekmelerken bile “yaşasın Türk ve Kürt halkının mücadelesi” diyecek kadar büyük çelişkilerle dolu ama onurlu bir tarihin ürettiği yiğit devrimcilerle de tanıştı. Bu halk, eğer örnek almayı bilseydi, bir Kaypakkaya bile yeterdi, 10 Mahirler yeterdi, darağacının üç selvileri yeterdi, Cevahirler, Aynurlar, Beritanlar, Sabolar, Adalılar, Sinanlar, Erenler, Hüdailer, Kemal Pirler, Mazlumlar, Zilanlar, Semalar yeterdi. Tek başına Uğur yeterdi 13 yaşında. Pozantı’da çocuklar yeterdi hücrelerinde korku içinde. Haberim yok demeyin, hepinizin haberi var ve sustunuz. Artık suç ortaklarısınız.
Sivas yeterdi bütün dünyanın vicdanını yerinden oynatmaya, Türk halkının vicdanını oynatmaya yetmedi. Haberim yoktu diyen herkes yalan söylüyor. Ya da toplumun cehaletinin boyutunu anlatıyor ki sonuç değişmez: Yalana bile bile köle oluyor. Osmanlı üretiminden aldığı asalak kimliğini yaşatmanın derdi içinde halk.
Maraş yeterdi, 1915 söyle dursun, 1938 şöyle dursun, dizi dizi tabutlarla sıra sıra önümüzden geçen Uludere yeterdi başbakanın yuvasını taşlamak için. Yetmedi. “Vicdanım sızlıyor” diyen herkes yalan söylüyor. Vicdanı sızlayan bağırır, sokağa çıkar, tepkisini dile getirir, taş atar. “Bin yıllık kardeş” yalanını iki de bir kullanarak azgın sömürgeci zulümlerin üstünü örtmek yerine, ötekinin özgürlüğünü savunarak yaşamda “dost” mücadelesinde “yoldaş” olmaya çalışır.
***
Bence de kendisine layık olanı, kendisi için en iyisini yapıyor AKP Devleti. En “ileri demokrasi” ile bütünleşmekte olan Türkiye, en ileri ülkelerden daha ileri “sivil bir Anayasa” yazma sürecindeyken gerekli olan sükunet ortamını düzenlemeye çalışıyor Hitler yöntemleriyle. İç ve dış ilişkilerde sıfır sorun ilkesini yaşamın değişik alanlarında gerçekleştirip, örneğin Kürtleri ya da azıcık kalmış enternasyonalist sosyalist muhalefeti musallaya yatırarak “barış” yapmak peşinde. Ortamı sakinleştirerek sükuneti koruyacak sivil güçleri yeniden örgütlüyor: TİP katliamının katilleriyle başlayan SA güçlerinin tahliyesi süreci devam ederek Şehir Korucuları yeniden örgütlenecek.
Bu halk artık “görmedim, bilmiyordum, anlamadım” gibi uyduruk gerekçeler söyleyemeyecek. Çünkü her şey herkesin gözü önünde oluyor. Ve artık görmemiş olmak, mazeret sayılabilmesi şöyle dursun, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur.
Bu senin yaşamın ve görmek zorundasın.
Darıldık ey halkım, unuttun bizi!