Son bir Davutoğlu ironisi: "2013 Mayıs’ına dönerse her şey yeniden konuşulabilir".
İroni çünkü, 79 günlük sokağa çıkma yasağından sonra, Cizre’ye giden heyet, AKP’nin üstünü betonla örtmek istediği Cizre’nin yaşadığını ve Ankara’nın bu kentteki günahlarının "insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilebilineceği” kanaatine vardı.
İkinci bir Davutoğlu ironisi:
"Diyarbakır’da, Silopi’de, Cizre’de insanları hayata bağlamak lazım".
İnanılır gibi değil çünkü, Cizre’yi yıktıktan sonra, Davutoğlu’nun kumandasındaki güçler, Cizre Köprüsü'ne Türk bayrakları astılar, asker ve polis, işgalci pozlar vererek, 'Komando Marşı‘ okudu.
Üçüncü Davutoğlu ironisi:
"Gerçekten Diyarbekir’e büyük bir aidiyet bağı ile bağlıyım” oldu.
Sur’un kamulaştırılıp yeniden inşa edileceğini açıklayan Davutoğlu’ydu.
Buradaki ironi, katilleri "kurtarıcı" gösteren bir Başbakan‘ın;
İçinden zırhlı araçlarla geçip, Diyarbekirli’leri itaat eden hayvan sürüsü pozunda görmek isteyen bir Başbakan’ın "aidiyet ile bağlı olması".
Davutoğlu ya ağzıdan çıkanları bilmeyecek kadar sarsıldı, ya da kafasına büyük bir Diyarbekir karpuzu düştü.
Bana göre, AKP, Ankara, Erdoğan ve Davutoğlu Kürdistan’da bir "batağa" saplandılar.
Bunun nedeni sadece, Özel Harekat, polis ve askerlerin verdiği kayıp değil!
Milyonlarca Kürdistanlı kendisini katletmek için kapısına dayanan orduya, bu ordunun başbakanı, Cumhurbaşkanı ve bayrağına biat etmedi.
Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun yenildikleri kent Diyarbekir oldu.
Bundan dolayı, geri çekilmek mecburiyetinde kalanların ironik vakıalara imza atması, günümüzün diyalektiğinin bir sonucu olsa gerek.
Erdoğan’a gelirsek:
Der Spiegel’in 02.04.2016 tarihli sayısının kapağında, çılgına döndüğü için yumruğunu sıkan ve insan aksesuarlı bir buldozer görünümü veren Erdoğan çizilmiş, alt sağ köşede ise, elinde AB bayrağı işlemeli bavulu taşıyan, sol eliyle gözlerini kapayan, çaresiz Merkel duruyor; manşet: "Korkunç dost/Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özgürlük ve demokrasi karşıtı kampanyası".
Aynı günlerde AB Parlamentosu Başkanı Schulz’un açıklaması: "Erdoğan’a bir şeyi net olarak söyleyelim. Bizim ülkemizde demokrasi var. Hepsi bu. Politikacılar hicivle yaşamayı öğrenmek zorunda, hatta Türk Cumhurbaşkanı bile”.
Obama’nın bilinen söylediklerini aktarmıyorum.
Ancak Rojava Kantonları ve PYD’nin Fırat’ın batısına geçmesine kesin gözüyle bakıldığı günlerdeyiz.
Rojava’nın kazanması, Güney Kürdistan’la birlikte üst bir temsili getirecek: Davutoğlu ve Erdoğan’ın esas korkularından biri buydu.
Türkiye bir NATO partneri olarak, "çiğnenmekten laçkalaşmış sakız" oldu.
Erdoğan’ın sözcüsü Kalın açıkladı: "Türkiye Ortadoğu’da yalnız kaldı".
Erdoğan ve Davutoğlu, Kürdistan’ı bir savaş koridoruna sürüklediler.
Onarılması onyılları alacak travmayı yaşayan asker, polis, anne baba ve kardeşin yaşadığı "vatan", Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı, Davutoğlu’nun başbakan olduğu ülkedir.
Cizre’de yaşayanlar, bir zamanlar ülkelerini işgal edenlerin kentlerini bir kez daha viraneye çevirdiklerine tanık oldular; kırılmadılar; kolonyalizmin son potu: "komando marşı" oldu.
Sur’un yaralarını onaracaklar, Kürdistan’lılar olacak, Davutoğlu ve Erdoğan orada, "yabancı, arogand yama" olarak kalacaklar.
Türk ordusu artık: "baldırı çıplak birkaç jandarmanın korkuyla titrettiği milyonlarca Kürt"ün kendi kaderi için ayakta olduğunu gördü.
Bundan dolayı, Davutoğlu, çaresizlikte çare arayacak. Erdoğan, ya yüzseksenlik bir dönüş yapıp Kürdistan’daki halk iradesini kabul edecek, ya da tahmini güç bir trajedyanın içine gömülecek.
Yani yaşam sürüyor Kürdistan’da, hiçbir zaman "Serok" olmayacak Davutoğlu ve Kürdistan’ın "Başkan"lığına kabul edilmeyecek Erdoğan’a rağmen!