Tecride karşı yapılan ve 200 gün süren açlık grevinden sonra Gebze’den Balıkesir’e sürgün edilen hasta tutsak Nurcan Bakır, ailesiyle önceki günkü telefon görüşmesinde “Zulme karşı sessiz kalmayacağım” dedi, dün de yaşamına son verdi.
Türk cezaevlerindeki hasta tutsaklardan biri olan 28 yıllık tutsak Nurcan Bakır, tedavi edilmeyip dayatılan yavaş ölümü beklemedi, önceki gün ailesine ”Zulme karşı sessiz kalmayacağım” deyip dün yaşamına son verdi. Yaralı olarak 1992’de esir alına ve 36 yıl hapis cezası verilen Bakır, İHD’nin hasta tutsaklar listesindeydi; tedavi ve tahliyesi için eylemler yapılıyordu. Rahmimde miyonlar, midesinde ülser olan Bakır, sinüzit, iç guatr, tansiyonla da mücadele ediyordu.
Açlık grevi eyleminden sonra Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nden Balıkesir Burhaniye Cezaevi’ne sürgün edilen 28 yıllık tutsak Nurcan Bakır, baskıları protesto ederek, yaşamına son verdi. Cezaevi yönetimi tarafından ailesine dün sabah “odasında yaşamına son verdiği” bilgisi verilen Bakır’ın cenazesi, Adli Tıp Kurumu’na (ATK) götürüldü.
Tahliyesine 2 yıl kalan ve hasta tutsak olduğu için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurusu bulunan 47 yaşındaki Bakır’ın, ailesiyle önceki gün haftalık telefon görüşmesi yaptığı belirtildi. Bakır’ın, “zulme karşı sessiz kalmayacağını ve her gün rüyasında katledilen çocukları gördüğünü” söylediği aktarıldı.
Ailesi, Bakır’ın cenazesini almak için Balıkesir’e gitti. Cenazenin Mardin’in Ömerli ilçesine bağlı Kayakdere köyünde defnedileceği öğrenildi.
Yaralı esir düşmüştü
Nurcan Bakır, Mardin’in Ömerli ilçesinin Sulakdere köyünde 1970’te dünyaya geldi. 1987’ye kadar köyde yaşadı. Devletin baskılarından dolayı Adana’ya göç etmek zorunda kaldılar. Adana’da işçi olarak çalıştı. Bakır, 1991’de Kürt Özgürlük Hareketi’ne katıldı. Ertesi yıl yaralı olarak esir düştü. DGM’de süren 10 aylık yargılama sonrası 36 yıl ceza verildi. Sırasıyla Malatya, Amasya, Sivas, Elbistan, Midyat, Gebze cezaevlerinde tutuldu. Geçen yılki açlık grevlerinin ardından Burhaniye’ye sürgün edildi. Cezaevinde sağlık sorunları başladı. Yaklaşık 20 yıldır rahminde miyonlar vardı. Rahminin alınması gerekiyordu fakat cezaevi koşullarında dolayı kabul etmiyordu. Midesinde ülser, boğazında iç guatr, kalbinde sürekli çarpıntı olan Bakır, düşük tansiyon, migren ve sinüzitle de mücadele ediyordu.
İHD’nin listesindeydi
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, ”F Oturumu”nun 309’uncusunda Nurcan Bakır’ın durumuna dikkat çekip serbest bırakılmasını istemişti. İHD İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Gönül Sonbahar, Bakır tedavi hakkı için serbest bırakılmasını istemişti.
Sonbahar, Bakır’ın şu mektubunu paylaşmıştı:
- Her cezaevinin kendine göre bir uygulama sistemi mevcut. Doktorlar, cezaevinden gittiğimiz için bizi doğru dürüst muayene etmeden, sorunumuzu dinlemeden sanki hep psikolojik sorunla gidiyormuşuz gibi yaklaşıp ya anti depresan veriyorlar ya da ağrı kesici. Çoğunun yaklaşımı ideolojik ve ırkçı.
- Hastaneye eli kelepçeli götürülüyoruz. Bir de bizi bölmeli ring arabasıyla hastane vb yerlere götürüyorlar. Kelepçeli muayeneyi etik bulmadığımızı, psikolojik olarak etkilendiğimiz için kabul etmiyoruz. Asker çoğu zaman kelepçelerimizi açmak istemez ken doktorlar da ırkçı olduklarından askerlerin bu tavrını onaylayarak eli kelepçeli muayene etmeye çalışıyor. Reddedince de tekrar cezaevine getiriyorlar. Bir kere iç guatrdan dolayı hastaneye götürüldüm, muayene esnasında kelepçelerimin açılmasını istedim, kabul edilmedi. Doktora çıkartmaları için yardım istedim, bana cevabı “Senin elinden kelepçeleri çıkartmalarına gerek yok böyle de muayene ederim. Senin elinde kelepçeyi çıkarırsak taklamı atacaksın” şeklinde hakaret edici oldu. Ben bunu, onur kırıcı bir yaklaşım olarak gördüm. Daha sonra suç duyurusunda bulundum, ancak tek bir ifadeden sonra hiçbir şey olmamış gibi yaklaşıldı.
- Metris R Tipi Cezaevi’ni biliyoruz. Bir çok ağır hasta olan yoldaşlarımız sözde tedavi için götürülüyor. Oradaki insanlar hala can çekişiyor ve her an ölebilecek durumda olanlar var. Ağır bir hasta tutsak ne gibi bir tehlike oluşturabilir ki? Bu insanların son günlerini ailenin yanında geçirmesinin kime ne zararı olarki? R Tipi hapishane yerine o hasta mahkumların yeri tam teşekkülü bir hastane ve ailelerinin yanıdır. Hastane cezaevinde tedavi olmak istemem aksine öylesi bir ortam insanın psikolojisini daha kötü etkiler.
- Adli Tıp Kurumu’nun zamanı sayılı kalan insanlara istisnai bir şekilde rapor verdiğini biliyorum. İstisnai verilen raporlar da savcılığın keyfi ve şoven uygulamalarına takılıyor. Bu nedenle başvurmadım, başvurmayı da düşünmüyorum. Zira nasıl bir şeyle karşılaşacağımı biliyorum.
- Aslında şöylenecek çok şey var, ancak söylemenin çözüm getireceğine de inanmıyorum.
AMED