Aslında soru şudur? 

15 Temmuz olmasaydı; Kürt illerindeki 24 belediyeye hükümet kayyum atayabilir, çeşitli kurumlarda istihdam olmuş 11500 kamu emekçisini kolaylıkla işten atabilir miydi? Başbakan Binali Yıldırım müjde verir gibi, bizi izlemeye devam edin edalarında Kürt kurumlarını bu kadar kolay tehdit edebilir miydi?

Hiç sanmıyorum, bu kadar kolay olmazdı!

Türkiye’de çok şey değişiyor; kimi zaman Kemalistler iktidar oluyor, muhafazakarları, diğer muhalifleri ve Kürtleri toplumun dışına itiyor, cezaevlerine dolduruyor; kimi zaman muhafazakarlar tersini laiklere, kemalistlere, muhaliflere ve Kürtlere yapıyorlar.

Ancak burada değişmeyen tek şey; kim darbe veya benzeri bir metodla devleti ele geçirmiş olursa olsun; zulm edileceklerin başında Kürtler geliyor.

12 Eylül resmi ağızdan güya sağ/sol çatışmasını durdurmak için yapılmıştı. Doğrudur, her iki kesimden de insanlar cezaevlerine dolduruldular, işkence gördüler; fakat aradan bir kaç yıl geçtikten sonra ortaya çıktı ki, 12 Eylül Faşizmi en çok zulmü Diyarbakır’da Kürtlere yapmıştı.

Acıları yarıştırmak doğru bir şey değil; Mamak’ta, Metris’te insanlar büyük acılar yaşadılar, işkence gördüler, idam edildiler; ama hiç birisinde Diyarbakır Zindanlarında yaşanan kadar rezil, canice, insanlık dışı uygulamalar yaşanmadı.

Korkarım aynı şeyi 15 Temmuz sonrasında da yaşayacağız; uzun süre devlet “FETÖ’cülerin” yaptıkları kötülükleri anlatarak toplumu manipüle ederken; hem Rojava’da hem de Bakur’da Kürtlere saldırıyor, saldıracak.

Devlet aklı başına gelen her belagatı Kürtlerle ilişkilendirmeye çalışıyor; toplumu yarıyor, bölüyor, iktidarını sürdürebilmek için sürekli kaçak dövüşüyor.

DAİŞ Ankara’da alçakça; Kürtlere, demokratlara, barış aktivistlerine saldırıyor; 100’den fazla insanı öldürüyor, sonra hükümet ve onun medyası çıkıp utanmadan “bu eylemi her ne kadar DAİŞ yaptıysa da, PKK’den yardım almıştır!” gibi saçma sapan şeyler söylüyorlar. 

Daha düne kadar Fethullah Gülen’e methiyeler düzenler, hem yurt dışında hem de yurt içinde Gülen taraftarlarına her istediğini verecek kadar ileri gidenler; 15 Temmuz sonrası bir anda “PKK/FETÖ ilişkileri“ üzerine yazılar yazmaya; teoriler üretmeye başladılar. 

Toplumu sadece aptal yerine falan koymuyorlar; bu işlemi o kadar uzun bir süredir yapıyorlar ki; tam tersine, iktidarlarını kaybetmemek adına ısrarla toplumu aptallaştırmaya çalışıyorlar.

Yani burada bir tür toplum mühendisliği ile karşı karşıyayız. 

Kürt belediyelerine atanan kayyumların ilk işi; hemen belediye binalarını sanki düşmana ait bir yeri ele geçirmişcesine bayrakla donatmak ve belediyelerdeki Kürtçe tabelaları kaldırmak oldu. 

Hemen arkasından güya içişleri bakanının talimatı ile Kürtçe tabelalar yeniden yerine konudu. Kendilerince Kürtlerin aklıyla dalga geçiyorlar. Halbuki karşılarında neredeyse yarım yüzyıllık aktif bir mücadele geçmişi olan, oldukça politize bir halk ve o halkın örgütleri, kurumları var. 

15 Temmuz sonrası oluşan mağduriyetler kendilerine oy kaybı olarak dönmesin diye; kendi uygulamalarının muhalifi rolüne soyunup “Aman ha at izi, it izine karışmasın” diyorlar. Böyle yaparak karşı tarafı yarmaya çalışıyorlar.

Bütün bir ülkeyi bu tip manipülasyonlarla aptallaştırmaya; kafasını karıştırmaya çalışan AKP iktidarının kendisi aslında uzun bir süredir gerçeklikten kopmuş bir durumda. 

İktidarını sürdürebilmek için içerde ve dışarıda çatışma üreterek var olmaya çalışıyorlar; Rus uçağı düşürüp NATO kapısına koşarak, hemen sonra Rusya ile barışıp ertesi gün kayyumu eleştiren ABD Büyük Elçisine haddini bildirerek dış politika yapamazsınız.  

AKP Hükümeti kendiyle birlikte bütün bir toplumu uçuruma sürüklüyor...