"...delirmeye giden yol uzun

ve acılıdır

sancılıdır varlığın

sıyırırken akıl kılıfını

bozulmuştur ritmi içindeki sazların

dokunulmuştur bam teline 

çığlıkların

çıtır çıtır kırılır gürleyen dalları

diktiğiniz tüm dostluk ağaçlarının

tutunamayan kimsesizliğiniz

bir boşluk içinde döner hiçliğiniz

mânâsını yitirmiş kalabalıklar seline

karışıp akar gidersiniz...

bütün kavramlar kargaşadır artık

bütün nesneler eğlence

sonra bir sadelik başlar hayat 

görünüzde her şey sahte!..." 

Muazzez Uslu Avcı


Bu günlerde en çok "deliliğe heves ' ediliyor olduğununu hissettim, özellikle sosyal medya sayfalarında. Bu, belki de toplumsal birlikteliğin bozulması ile tek ve çaresiz kalan bireysel insan özlemiydi. Belki boşlukta savrulmuş , mücadelesiz, umutsuz insanların nihilizme doğru kayışlarıydı. Boşvermişlik, umutsuzluk, güvensizlik, yalnızlık insanın akıl sağlığına zarar.

Hayattan kaçışın bir yolu da deliliğe sığınmak mı acaba? Deliliğe sığınmak kolay tabi; her şeyden azade oluyoruz ve deliliğe övgüler diziyoruz. Delirmenin ağır bir maliyeti olmalı, öyle ya; çıldırmak, sessiz sedasız gelen bir durum değil, çok acılı bir süreçtir. Ve bu süreci yaşayan sessizce yaşamıyor, mutlaka fırtınaları şiddetli esiyordur...

Gerçek delirmenin merhalelerinden geçmeden, hazır tipolojiye sığınıyoruz 'deliyim, delisin" diyoruz. Çıkarcılığımız, hinliğimiz, duygu sömürümüz ve hasetliğimizden taviz vermeden delirmek, nasıl oluyorsa? Halbuki deli saftır, hesap kitap peşinde dolanmaz, dünya işlerine itibar etmez...

Delilik değil de, çoğumuzun travmaları olduğu aşikar. Çünkü, travmaya sebep olan her türlü çarpıklık, acımasızlık, şiddet, taciz, korku, dehşet fazlasıyla var dünyada. Hele ki bizim gibi otoriter ve totaliter sistemlerin eksik olmadığı ülkeler de insanların akıl sağlıkları bozulmaya müsait, insanın değersizleştirildiği, şiddetin, açlığın, ötekileştirmenin, ayrımcılığın olduğu toplumlarda fazlasıyla yaşanmakta. Halbu ki, bireysel savrulmaların dışında, baskılara ve kimliksizleştirilmeye birlikte göğüs germenin, teslimiyeti reddetmenin mücadele etmenin insanların yaşayacakları travmaları önleyebildiğine hayat içinde tanık olmuşuzdur 

Psikiyatri profesörü Judiht Herman'ın Travma ve İyileşme kitabında okumuştum: "aynı felaketleri yaşayan (afet, tecavüz, şiddet gibi) bazı insanların travma geçirmediği ve ya hafif atlattıkları gözlemlenmiş.Yapılan deneysel araştırmalarda travma geçirmeyen insanların, olay anında teslim olmayan ve daha çok direnenler olduğu gözlenmiş. Örneğin: bir deniz kazasında teknenin kenarına yapışıp donuk bir şekilde ölümü beklemek yerine, kurtulmak için örgütlenen, çabalayan, başkalarına yardım etmeye çalışan denizcilerde travma görülmemiş (bu deney savaş içinde geçerli)" Başka bir örnekte: "tecavüz mağdurlarının olay sırasında donmuş ve teslim olmuş birinin yaşadığı travmanın derinliği ile faile karşı direnen kişinin travmayı daha kolay atlattıklarını" söyler.

Travmalarımız çok olabilir, fakat delirmek öyle kolay olacak bir vaka değil, varsa eğer önce aklını kaybedeceksin ve çıkar ilişkilerinden arınmış saflığınla orta yerde kalacaksın.Yok öyle deliğe sığınıp kaytarmak, zırvalamak. Hele ki bu çağda, zor olan aklını kaybetmeden çürümüşlüğe karşı ayakta kalıp direnebilmektir.