Dünyada ulus devlet zihniyetinin neden olduğu derin bir siyasal, toplumsal ve ekolojik yıkım yaşanmaktadır. Katı merkeziyetçi, tekçi, militarist ulus devletinin tek adama dayalı faşist diktatörlüğünün yol açtığı siyasal, sosyal, ekolojik ve ekonomik sorunlar mevcut idari ve siyasi yapıyla çözüme kavuşturulamaz. Merkeziyetçi devlet yapısının daha da merkezileşmesi anlamına gelen Türk usulü başkanlık sisteminin mevcut sorunları çözebilmesi mümkün olmadığı gibi var olan sistemden de daha demokratik olamaz.
Haziran 2015 seçimlerinde anti-demokratik başkanlık rejimine ulaşma amaçlanmaktaydı. Tüm olanaksızlıklara rağmen HDP’nin yakaladığı nitelikli başarı ve halk iradesi tanınmadı, yok sayıldı. Bununla da kalınmadı, topluma savaş ilan edildi. Halk haksız, kirli ve vahşi savaşa karşı meşru savunma pozisyonundadır.
Sistem çözümsüzlük ısrarıyla toplumun biriken sorunlarını çözemediğinden savaşı tek çıkar yol olarak görüyor. Kürt özgürlük hareketinin çözüm perspektifini kabul etmiyor, görüşme masasını her seferinde nitelikli müzakereye erişmesine fırsat vermeden deviriyordu. Cumhurbaşkanı bir kez daha masayı devirmekle kalmamış, çözümü savunan, çözümü geliştiren Kürt siyasal hareketine bir bütün olarak savaş ilan etmiştir. Halk haksız, haksız olduğu kadar da soykırımcı bu savaşa ‘dur’ demiş, ‘madem ki sen beni ve irademi kabul etmiyor, haklarımı çok görüyor ve vermiyorsun, ben de öz yönetim organlarımla hem senin saldırılarına karşı kendimi korumak, hem de haklarımı elde etmek zorundayım’ demiş, öz yönetimlerini ilan etmiştir. Çünkü toplum statik değildir. Çözümsüzlüğü kabul etmez. Direnir, kendi çözüm alternatifini geliştirir.
Günün ve dönemin görevi Demokratik Ulusu İnşa, Demokratik Özerkliği geliştirme, ete kemiğe büründürme görevidir. Bunu başaramadığımızda devlet bilerek ve isteyerek bize özgürlüğümüzü vermeyecektir. Devletten beklemeden, toplumun öz gücüne dayanarak özgürlüğünü kazanması, yapılması gereken tek yoldur.
Toplumun kendi meşru demokratik örgütlülüğü ile geliştireceği öz yönetimler için herhangi bir devlet örgütlenmesine gerek yoktur. Demokratik özerklik devlete rağmen toplumun sivil demokratik örgütlülüğüne dayanır. Devlet+Demokrasi ilkesi temelinde, devlete rağmen devletin yanı başında toplumun köyde ve sokakta komün, mahalle ve kentte meclisleriyle kendi kendisini yönetmesi demektir. Bu öz yönetim organları ne denli güçlü olursa, devlet o denli müzakereye gelmiş olur.
Toplumun öz yönetimi ve öz savunması evrensel hukuk, AB hukuku ve ekolojik toplum ile demokratik toplum hukuku meşruiyetine dayanır.
Toplum hiyerarşi ve iktidara karşı dilini, kültürünü, kimliğini, statüsünü, siyasal ve sosyal varlığını koruma, halk olmaktan kaynaklı haklarını kullanma hakkına sahiptir.
Doğada kendisini savunmayan hiçbir canlı yoktur. Her canlı varlığını korumak kadar ihtiyaçlarını karşılamak ve varlığını sürdürmek için kendine özgü savunma mekanizmalarına sahiptir. Canlılar içinde öz savunmasını bilinçli yapan ve geliştiren tek varlık insandır. İnsanlık tarihi bir yönüyle öz savunmayı geliştirme tarihidir. İnsanlık tarih boyunca klandan kabileye, kavimden ulusa, köyden kente kadar her zaman ve her düzeyde bir öz savunma içinde olmuştur. Öz savunma hem varlığa dışarıdan gelecek saldırı ve yönelimlerde hem de ahlaki ve politik topluma ulaşmada ekmek, hava ve su kadar yaşamsal önemdedir.
Öz savunma; hiyerarşik toplumda, ahlaki ve politik topluma erişmenin güvenlik politikasıdır. Bu anlamda da sadece askeri ve güvenlik politikası olarak görülemez. Öz savunma; toplumun sivil demokratik örgütlülüğüne dayandığından toplumlaşmanın en temel olgusudur da.
Kürdistan halkı tarih boyunca ilk işgalciden günümüz işgalcisine kadar sürekli öz savunma içinde olmuştur. Tarihi isyanların tümü birer öz savunmadır. Kürdistan halkı üzerindeki inkar, imha ve soykırım politikaları devam ettiğinden öz savunma her zamankinden daha güçlü, sonuç alıcı nitelikte olmalıdır.
Kürtler genelde son kırk yıllık mücadelede, özelde de son yirmi yıllık devlet dışı halk olmanın örgütlü deneyimleriyle kendi demokratik özerk sistemini örgütlemenin ve inşa etmenin önemli olanaklarına sahiptirler.
Öz savunma tarihten gelen bir hak olduğu kadar uluslararası sözleşmeler ve BM’nin devletsiz halkların hakları bildirgesi ile evrensel hukuk tarafından da kabul edilen ve güvence altına alınan bir haktır. Devlet demokratik özerkliği tanıyıp, Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamını kabul edene kadar öz savunmayı etkin biçimde sürdürmek, Kürtlerin devletsiz halk olmaktan ileri gelen hakkıdır.
Dönemin öz savunma politikası; savaş ve imha politikalarına karşı varlığını koruma, asimilasyona karşı siyasal, sosyal, dilsel, kültürel ve inançsal değerlerini koruma, geliştirme ve toplumsallaşma politikasıdır. Bu politika aynı zamanda hiyerarşinin hukukuna karşı toplumu etik ve ahlaki değerlerle koruma temelli olmalıdır. Etik ve ahlaki değerler olmadan hiçbir hukuki kural gerçek manada adaleti ve özgürlüğü sağlayamaz. Toplum, mülk ve iktidarı koruyan hiyerarşinin hukuku yerine etik ve ahlaki değerlerle işleyen kendi doğal toplum hukukunu esas almalıdır.
Demokratik Özerkliğin öz savunması, salt silahlı yapılanma olarak ele alınamaz. Toplumun kendi kimliği, dili ve kültürü esaslı öz yaşam alanlarında örgütlenmesini ifade eder. Öz savunma silahlanma ya da silahlı yapıları kurmak ve geliştirmekle sınırlandırılamaz. İktidarcı ve devletçi sistemin askeri, siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik yönelim ve kuşatmalarına karşı, toplumun bir bütün olarak kendi güvenliğini sağlaması olarak anlaşılmalıdır.
Öz savunma, demokratik toplumun her alanda örgütlenmesi, kurumsallaşması, kendi güvenlik sistemini öz gücüne dayanarak gerçekleştirmesi olarak görülmelidir.
Öz savunmanın, toplumun örgütlü güce dayanarak sömürgeci güçlere karşı mücadele etmesi ve gasp edilen haklarını geri alması gibi önemli tarihi misyonu vardır.
Soykırım; bir halkı veya toplumu ortadan kaldırmaya yönelik organize güçlerin bilinçli, örgütlü ve planlı yürüttükleri fiziksel, siyasal, kültürel, sosyal ve ekolojik yıkımlar bütünüdür. Soykırım, sadece etnik temizlik olarak düşünülemez.
Fiziksel olduğu kadar dilsel, kültürel boyutta da soykırım yaşanmaktadır. Soykırım uluslararası hukukta insanlık suçudur. Bu insanlık suçuna karşı komün, mahalle ve kent meclisleri, akademiler, dayanışma evleri, kongreler, konseyler birer öz savunma organlarıdır.
Kültürel soykırıma karşı geliştirilen Kürt dil-kültür örgütlenmeleri öz savunma kapsamındadır. Siyasi soykırıma karşı geliştirilen örgütlü mücadele biçimleri (sivil cuma namazları, okulları boykot, seçimleri boykot vb.) öz savunmadır. Ekonomik kırıma karşı geliştirilen kolektif emeğe dayalı anti-tekel üretim-tüketim birimleri de öz savunmadır.
Toplumun soykırım ve yıkım politikalarına karşı kendisini koruyacak demokratik örgütlenmelere gitmesi, öz savunma temelli kendisini koruması halk olmasının en doğal hakkıdır. İktidarcı devletçi sistem bilerek ve isteyerek barışçıl demokratik çözümler geliştiremez. Özgürlük ve barış devlete bırakılamayacak kadar insani değerlerdir. Bu değerler tarih boyunca devlet tarafından el konularak toplum ve insanlık esaret altına alınmıştır. Devlet meşru olmadığından, hakların verilmesini ondan bekleyemeyiz. Aksine onun el koyduklarını ondan almak adına özgüce dayalı örgütlü mücadelenin meşruiyetini esas almalıyız.
Kültür merkezlerinde Kürt kültürünü koruma, yaşatma ve geliştirme çalışmaları, eğitim merkezlerinde ana dilde eğitimin verilmesi, kadın destek merkezlerinde kadın özgürlükçü zihniyetin kazandırılması bu temeldedir. Sağlık merkezlerinde anadilde parasız sağlık hizmeti verilmesi, halk evlerinde mahallelinin sivil demokratik örgütlülüğü, bu meşruiyet üzerinden yürütülmektedir.
İl genel meclislerinin yerleşim yerlerinin Kürtçe isimlerinin iadesi çalışmaları, dağ, ova, göl ve coğrafyamızın Kürtçe tanıtımını sağlayan tabela, broşür, afiş çalışmaları, devlete ve onun yasakçı zihniyetine rağmen örgütlü öz güce dayanarak yürütülen çalışmalar, öz savunmadır.
Şehir, kasaba, mahalle ve köyde halk faşist ve soykırımcı saldırılara karşı duyarlı, bilinçli ve örgütlü mücadelesi ile direnişi büyüttüğünde devlet geri adım atabilir.
Silopi, Gever, Cizre, Silvan, Sur, Hakkari, Lice ve Varto’ da yaşananlar bunun değerli örnekleriyle doludur. Halk faşist devlete ‘dur’ demiş, kendi öz yönetimlerinde siyasal, sosyal, kültürel ve hukuksal sorunlarına çözüm bulmanın meşruiyetini esas almıştır.
Askeri operasyonlara karşı canlı kalkan olmuş, gerillasını ve ekolojisini korumuş, yeri gelmiş sokağını, mahallesini ve kentini korumuştur. Aynı şekilde siyasi soykırım operasyonlarına karşı direnmiş, devletin yargısız infazlarına ve tutuklamalarına karşı toplumun sivil demokratik örgütlülüğünü geliştirmiştir. Sistemin çözümsüzlükte ısrarının yol açtığı sistem krizinde, kendi alternatif yaşam alanlarını geliştirmiştir. Halk, devletin yasama, yürütme ve yargı sisteminin kriz ve kaos üreten karakterine karşı toplumun etik ve ahlaki kurallarına dayanarak kendi meşru siyasal, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını öz yönetim organlarınca karşılanması meşruiyetini devreye koymuştur.
Sömürgeciliğin inkar ve imha siyasetinin yol açtığı uyuşturucu, kumar ve fuhuşla toplum kırım politikalarına karşı halk öz yönetimleriyle karşı durmuştur. Halk toplumu iyiye, doğruya, güzele, adalete eriştirmenin yanı sıra toplumsallaşma ve politikleşme örgütlülüğü içinde olmuştur.
Başta gençlik ve kadın olmak üzere toplum kesimleri kendilerine karşı ilan edilen kirli ve vahşi savaş karşısında serhıldanlarla karşı koyuş, direnme içinde olmuştur.
Demokratik Özerkliğin olduğu kadar Kürt halkının güvenliği de tehdit altındadır. Bu nedenle tüm yurttaşların tam bir seferberlik ruhuyla hareket etmesi, varlığını koruması, kendi siyasal sistemini ve toplumsallaşmasını geliştirmesi, en asli yurtseverlik görevidir.
Sömürgeci işgale karşı toprağını, suyunu ve enerjisini savunmak da öz savunmadır. İşgalin sürdürülmesinin aracısı Türk ordusu karşısında tutum belirlemek, askere gitmemek de öz savunmadır.
Hiçbir güç Kürdistan’ın demografisiyle oynama hakkına sahip değildir. Zoraki göç, sürgün ve asimilasyona karşı durulmalıdır. Askeri amaçlı yol ve baraj yapımlarına, nükleer enerji santrallerine karşı çıkmak, engelleme mücadelesi içinde olmak asgari yurtseverliğin olduğu kadar insan olmanın da gereğidir. Doğal çevrenin tahrip edilmesine, yerleşime açılmasına, yerleşim yerlerinin boşaltılması ya da ortadan kaldırılmasına izin verilmemelidir. Kürdistan coğrafyasının bitki ve hayvan çeşitliliğini koruma amaçlı öz savunma geliştirmek aynı zamanda ekosistemin sürdürülmesi için de tarihsel bir görevdir.