
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş,
AKP içerisinde Ahmet Davutoğlu'nun Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan
tarafından tasfiye edilmesi, HDP'li milletvekillerinin
"dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla" demokratik siyasetin tasfiye
edilmesi ve yine geçtiğimiz hafta ABD'de gerçekleştirdiği temaslara
ilişkin DİHA'nın sorularını yanıtladı.
* İlk olarak Türkiye siyaset tarihindeki sıcak gündemle başlarsak,
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun tasfiye edileceğini en erken siz bildiniz.
Hatta birkaç kez kendisine bu konuda açık çağrıda da bulundunuz. Bu bir
öngörümüydü? Bugüne nasıl geldik?
Hatırlarsanız 7 Haziran seçimleri öncesinde, yine 1 Kasım seçimleri
öncesinde de Davutoğlu'nun başbakan olmayacağını, Erdoğan'a rağmen
başbakan olamayacağını, iradesizleştireceğini ve başbakanlık kurumun
tasfiye edileceğini söyledik. Çünkü Erdoğan'ın kafasındaki sistem tek
adam yönetimine dayalı bir diktatörlüktür. Onun yönetim anlayışında
ikinci bir adama yer yoktur. Buradan yola çıkarak kesinlikle en kısa
zamanda Davutoğlu'ndan kurtulmanın yolunu arıyordu. Bundan emindik ki
ortaya çıkan tabloda bizi yanıltmadı.
'Davutoğlu ödevlerini yapmadığı için bypass edildi'
Davutoğlu bazı konularda inisiyatif geliştirmeye başladı. Saray'a rağmen
bazı adımlar atmaya yeltendi. Saray bunu bir anda tehdit olarak
algıladı. Bir de Erdoğan'ın Başbakan'dan beklentisi icraat değil.
'İcraatı ben yapacağım' diyor. Başbakan'dan beklentisi bir an önce
başkanlık rejimine geçişinin alt yapısını hazırlamak. Erdoğan'a göre
dokunulmazlıkların şu ana kadar kaldırılması gerekiyordu. Yine
Davutoğlu'nun her yerde başkanlık sistemini savunması ve bunun
kampanyasını yürütmesi gerekiyordu. Anayasa değişikliğinin hazırlığının
şimdiye kadar tamamlanması ve parlamentoya getirilmesi gerekiyordu. Bu
konularda verdiği ödevleri ve görevleri hızlı bir şekilde yapamadığı
için Davutoğlu'nu bir an önce bypass edip sıfır iradeye sahip bir
kuklayı kongrede genel başkan seçtirecekler.
* Erdoğan "Kendi kararıdır. Hayırlı olsun" dedi. Davutoğlu'nun yanıtı
ise "Benim tercihim değil zaruret" oldu. AKP, 22 Mayıs'ta kongreye
gidecek. Bundan sonraki süreçte AKP'de nasıl bir tablo karşımıza çıkar?
Erdoğan artık dikta hevesini; parti, devlet ve hükümet içinde tek adam
olma; parlamentoyu tek adam olarak yönetme isteğini saklamıyor. Bunu
açık aleni bir şekilde yapıyor. Bu AKP içerisinde kimi çevrelerin de
işine geliyor. Çünkü Erdoğan aynı zamanda elde ettiği gücü rantta
dönüştürmeyi ve bu ranttı dağıtmayı başarabilen bir lider; bu şekilde
ayakta kalabiliyor. Erdoğan'ın güçlenmesi parti içerisindeki rantçıları
sevindirecektir. Fakat parti içerisinden bundan rahatsız olacak
çevrelerde az değildir. O nedenle bu aleni bir yarılmadır. Erdoğan'ın
tasfiye ettiği Abdullah Gül'den Bülent Arınç'a, Hüseyin Çelik'ten
Sadullah Ergin'e kadar bütün bu kesimler belli bir arayış içerisine
girmişlerdi. Davutoğlu'nun tasfiyesi ile birlikte Erdoğan tehdidi ve
tehlikesi çok daha görünür hale geldi. Artık AKP içerisindeki tek adam
yönetimine ve sistemine karşı olanların sesinin daha yüksek çıkma
ihtimali vardır.
'Dikiş tutmaz, AKP artık çözülmeye başlamıştır'
*Size göre bu kriz nasıl ortaya çıktı?
Fakat bütün bunları ortaya çıkaran şey direniştir. Kürt özgürlük
hareketi, HDP, sivil toplum örgütleri, Alevi örgütleri, sol ve sosyalist
kesimler uzun süredir Erdoğan darbesine karşı bir direniş
geliştiriyorlar. Bu direnişin giderek ayrılığı, ayrışmayı ve kendi
içlerindeki çelişkiyi derinleştirmesi beklenen bir durumdu. Bir müddet
kongreden sonra toparlanma yoluna gideceklerdir ama uzun sürmez. Fakat
dikiş tutmaz, AKP'de bu haliyle çözülme başlamıştır. Zamanı kestirmek
kolay değil fakat zorbaya güce dayanarak ayakta kalan Erdoğan iktidarı
şu andan itibaren tümüyle tasfiye sürecine girmiştir. Bu kriz de bunu
göstermiştir.
'Erdoğan gidişini hızlandırmıştır'
* Olup bitenler karşısındaki AKP'deki bu durumun Erdoğan'a yaradığını söylemek mümkün müdür?
Diktatör heveslileri belli aşamalardan geçerler ve her seferinde gücünü
biraz daha artırmak isterler. Çünkü bunu yapmazlarsa tasfiye
olacaklarını bilirler. Fakat güçlenmekte diktatörler açısından bir
tehdittir. Çünkü güçlenmeye devam ederken, haksızlık ve zorbalığın dozu
artar. Bu durum da onların sonunu yaklaştırır. Diktatörler açısında
kaçınılmaz durumdur. Bisiklet sürmek gibidir; dursalar düşerler, sürmeye
devam ederlerse önünde uçurum vardır, düşerler. O yüzden Erdoğan'ın
ısrarla dikta rejimini inşa etmeye çalışması ve sürekli haksızlık,
hukuksuzluk ve kanun dışılığa başvurması sonunu hızlandıracak
gelişmelerdir. Erdoğan, şu anda Cumhurbaşkanı olarak eski partisi de
olsa bir partinin kongresine, genel başkanına müdahale etmek; bunların
hiçbiri Cumhurbaşkanı'nın yetkisinde olan şeyler değil. Bunları açık bir
şekilde yaptığına göre, demek ki çok sıkışmış durumda.
'Erken seçim olsa dahi HDP baraj üstündedir'
* Bu krizin erken seçime dönüşme ihtimali var mıdır? Erdoğan'ın erken
seçim hesapları, HDP'yi baraj altı bırakmak, kamuoyu yoklamaları ne
gösteriyor, HDP baraj altı mıdır?
Erken seçim de gündeme gelebilir. Son derece olasıdır. Zaten Erdoğan'ın
Davutoğlu'nu kullanıp bir kenara atması, biraz arzu ettiği şekilde
süreci yürütememesinden kaynaklıdır. Şimdi muhtemelen başkanlık
oylamasına kendisini taşıyabilecek bir iradesiz başbakan atayacaktır.
Bütün süreci de kontrol altına alarak, MHP'deki süreci de bir yandan
izleyip, hızlı bir şekilde erken seçime gidebilir. Oradan 330
milletvekilini bulup, arzu ettiği Anayasa değişikliğini referandum da
yapabilir. 367'yi bulabilmesi için hem HDP'nin hem de MHP'nin baraj altı
kalması lazım. CHP iki partili bir Meclis'i uygun görüyor. O yüzden
AKP'ye karşı büyük bir direniş ortaya koymuyor. İlkesiz bir siyasetle
aslında AKP'yi besliyor. MHP zaten AKP'nin yedeği haline getirilmiş
durumda. Mümkünse partisini bilerek baraj altında bırakmaya razı olmuş
durumda. Burada direnen bir tek HDP kalıyor. Araştırmalar gösteriyor ki
biz halen barajın üzerindeyiz. Oylarımız da giderek artıyor. Biz erken
seçimi de göğüsleyebilecek, barajı aşacak bir iradeye ve güce de
sahibiyiz. Zaten dokunulmazlıklarımızı erken bir şekilde kaldırmalarının
nedeni de erken seçim ihtimalidir. Kampanya yürütemez bir duruma
getirip HDP'yi baraj altında bırakmaya çalışacaklar. Fakat biz her türlü
olasılığa karşı tedbirimizi alacağız.
'Davutoğlu'na yapılmış bir darbe değil'
* Davutoğlu'na dönük geliştirilen bu durumu darbe olarak
değerlendirenler var. Bu sizce de bir darbe midir? Yine dokunulmazlıklar
da gündemde, siz bunu darbe olarak değerlendiriyorsunuz, ikisi arasında
bir bağlantı var mıdır?
Bu Davutoğlu'na yapılmış bir darbe değil. Davutoğlu kukladır. Biz, 8
Haziran'la birlikte başlayan bir darbe sürecinden bahsediyoruz.
Davutoğlu bu darbe sürecini desteklemiştir. Bunun destekçisi olmuştur,
şu anda hükümete yapılmış bir darbe yoktur. Erdoğan darbesi 8 Haziran'da
aleni bir şekilde başladı ve halen devam ediyor. Bunun sadece
aşamalarını izliyoruz. Darbe süreci henüz tamamlanmış değil. Zaten
Davutoğlu hükümeti Erdoğan'a rağmen göreve gelmiş bir hükümet değildir.
Erdoğan'ın kuklası olarak atanmıştır. Neredeyse seçilmiş bile değildir.
Erdoğan kimi istediyse milletvekili yaptı. Kimi istediyse onu genel
başkan yaptı. Kimi istediyse onu seçime soktu. Nihayetinde de böyle bir
hükümet ortaya çıktı. Seçildiğinden beri de Erdoğan'ın iradesinin dışına
çıkamıyorlar. Erdoğan atadığı bir başbakanı değiştirme kararı aldı.
Aslında bu hükümete karşı bir saray darbesi değil ama halka karşı bir
saray darbesi 8 Haziran'da yapıldı ve bu devam ediyor. Dokunulmazlıklar
işte bu darbe sürecinin bir parçasıdır.
'Özür dilemesi gerekenler destan saçmalığından bahsediyor'
* Dokunulmazlıklardan konu açılmışken, geçtiğimiz günlerde Anayasa
Komisyonu'nda AKP'nin getirmiş olduğu teklife dair görüşmelerde HDP'li
milletvekillerine dönük saldırılar devreye konuldu. AKP'liler sizleri
suçladı. Komisyonda yaşanılan sizce neydi?
Komisyonda AKP'nin gerçekten tavrı büyük bir panik yaşadıklarının
göstergesiydi. Tam bir suçlu psikolojisi içerisindeydiler. HDP'ye karşı
söyleyebilecekleri argümanları yok, arkadaşlarımızın orada yaptıkları
konuşmalara dair verebilecekleri bir cevapları yoktu. Zaten entelektüel
hiçbir birikimi olmayan vekiller grubu oraya gönderilmişti. Daha çok
kavga ve şiddet için tetikçiler oraya gönderilmiş bir güruh vardı.
Kavgayı çıkaranlar da bunlardır. AKP'nin Anayasa Komisyonu üyeleri kavga
çıkarmamıştır. Bize saldıranlar konuyla hiç alakası olmayan ve
özellikle komisyona gönderilmiş yüz civarında vekildir. Orada HDP'li
vekillerimiz sürekli fikirlerini söylemeye çalışmışlardır. Onlar sürekli
bir baskı uygulama gayreti içerisinde oldular. Bununla ilgili
Davutoğlu, utanmadan, sıkılmadan "destan" olarak ifade etti. Bu ayıp
tutumu, yaşanılanlardan dolayı halkta özür dilemesi gerekirken, bunu bir
"destan yazmak" gibi abuk sabuk bir noktaya çekmeye çalıştı.
'Boykotu tartışıyoruz'
* Değişiklik teklifi komisyondan geçti ve önümüzdeki günlerde Meclis
Genel Kurulu'na getirip, oylanması söz konusu olacak. Genel Kurul
aşamasında tavrınız ne olacak? O görüşmeye katılacak mısınız? Ya da
gündeminizde boykot etme var mı?
Bu konudaki tartışmalarımızı sürdürüyoruz. Genel Kurul'da oylama
konusunda tutumumuz ne olur bunu da tartışacağız. "Hayır" oyumu verelim
ya da boykot mu edelim. Bunları önümüzdeki günlerde değerlendireceğiz.
Tabi ki evet oyunun az çıkması için biz Genel Kurul'a sesleneceğiz.
Çünkü milletvekilleri kendi vicdani kanaatlerine göre oy kullanacaklar.
Partiler bu konuda karar almıyor. Birçoğu genel başkanını da
dinlemeyecektir.
* Oylamada diğer partilerden bu anlamda fire çıkma durumu olabilir mi?
CHP, MHP ve AKP'den de bu konuda çok sayıda fire çıkacaktır.
* Nasıl bir tablonun çıkacağına dair bir öngörünüz var mı?
Kestirmek zor ama iki turlu seçim olacak. İlk tur herkes taktiğini
yapacak. İkinci tur belirleyici olacak. İkinci tur seçimde herkes esas
tavrını ortaya koyacak. Nasıl bir tablo çıkacağını kestirmek zor ama
milletvekilleri olup bitenden çok rahatsız. Bunun Anayasa'ya aykırı
olduğunu, HDP'yi tasfiye edip durumu içinden çıkılmaz hale getireceğini
bilerek bir Saray darbesinin pekiştireceğini gören çok sayıda
milletvekili var. Hem iktidar grubunda hem muhalefet içinde böylesi
vekiller var.
'Tasfiye karşısında alternatif meclislerin tartışılması doğal bir haktır'
* Salı günkü grup toplantısında "Halk isterse birden çok Meclis
kurabilir" ifadesini kullandınız. Bu AKP'nin getirmiş olduğu teklife
karşılık bir rest miydi? Halkın kuracağı Meclis'ten kastınız halka
dönmek miydi?
Parlamento seçimle geldiğimiz meşru temsilliyet yürüttüğümüz bir
parlamentodur. Meclis'in meşru bir parlamento olarak gördüğümüz için
oradayız. Fakat HDP'nin özgün bir durumu var. HDP, Türkiye'de
ötekileştirilen kesimleri temsil ediyor. Tekçi ve ırkçı anlayışı temsil
eden partiler 1924'ten bu yana zaten parlamentoda mevcut. Ama ilk defa
kendi kimliğiyle HDP Meclis'e girdi. Kürtler, Araplar, Süryaniler,
Ermeniler kendi kimliğiyle onu inkâr etmeden ve saklamadan diğer
kimliklerle de eşit tutarak Meclis'e girmeyi başardı. Birçok kimlik ilk
defa Meclis'e girmeyi başardı. Şimdi bu demokratik ulusu tarifleyen bu
yapıyı parlamentodan atmayı eğer denerlerse ve parmak sayılarına,
çoğunluklarına güvenip bunu yaparlarsa tabi ki halkın başka
alternatifler tartışması ve bunu düşünmesi en doğal hakkıdır. Bunu
alternatif bir Kürt parlamentosu olarak tanımlamak yanlış olur. Bizim
İstanbul'da da İzmir'de de milletvekillerimiz var; özellikle 7
Haziran'da Antalya'dan, Bursa'dan da milletvekillerimiz vardı.
Dolayısıyla birçok yerden temsiliyet ortaya çıkardık. Böyle bir durumda
bileşenlerimizi bulan bütün halklar ve kimlikler alternatif Meclis
çatısı altında çalışma yürütmeyi tartışabilirler. Hali hazırda çok
sayıda sivil halk meclisleri var.
* Bahsettiğiniz TBMM'yi yok sayan bir alternatif mi olacak?
Bunların TBMM'ye alternatif, onu yok sayan bir Meclis formatından çok
aslında olması gerektiği şekilde bölge meclisleri ve kent parlamentoları
şeklinde örgütlenmesinin önünde hiçbir engel yok. Aslında TBMM'de HDP
olsa olmasa bu tür meclislerin örgütlenmesi lazım. Ama HDP'nin
Meclis'ten tümden tasfiye edilmesi gerçekleşirse bu tür parlamentoların
daha güçlü bir şekilde uluslararası desteği de alacak şekilde
örgütlenmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu bir tehditten çok aslında
demokrasiyi güçlendirecek bir yoldur. Biz kimseyi tehdit etmiyoruz. Bu
tür meclislerin zaten bölgesel ve yerel parlamento diyebileceğimiz
meclislerin örgütlenmesinde geç kalınmış bir durum. Biz kimseye boyun
eğmeyiz, halkımızla tartışır kararlarımızı alır ve çalışmalarımızı bir
meclis çatısı altında yürütürüz.
* Dokunulmazlıkların kaldırılması aşamasında HDP'nin masasında hangi seçenek ya da seçenekler var?
Her adımda yeniden tartışacağız. Bize yaklaşımı görmek istiyoruz.
Dokunulmazlığın kalkması vekilliğin düşmesi demek değil. Yargılamak
isteyeceklerdir, biz tabi ki kendi ayağımızla gidip yargılanmayız. Bizi
zorla götürmeye kalkarlarsa da tutumu tavrı görmek isteriz. Bir
tutuklama olacak mı olmayacak mı bütün bunları gördükten sonra bazı
kararlar alabiliriz. Son alacağımız kararı en baştan alarak bir hataya
düşmek istemiyoruz. Bize karşı atılan her adımda biz de yeni adımlarla
ve planlamalarla adımlar atacağız.
ABD ziyareti
*ABD'den yeni döndünüz. Bu ziyaret Türkiye'de de çok tartışıldı. Üst
düzey temaslarda bulundunuz. Tam da Türkiye'nin içerisinden geçtiği
böylesi bir süreçteki bu temaslarınızdan yola çıkarak, Türkiye'deki bu
süreci nasıl okuyorlar?
Çözüm önerilerimiz gerçekten çok makul görülüyor. Özellikle Kürt
sorununda müzakereye dönüş, karşılıklı ateşkes ilan edilmesi, mümkünse
bunun uluslar arası gözlemciler ve arabulucular nezaretinde yapılması
bütün bunlar Avrupa ve Amerika'da da makul görülüyor. Fakat AKP
hükümetinin bunlar yanaşmadı ve reddettiği algı da var. Erdoğan'ın bu
konudaki katı tutumu biliniyor. Özellikle Rojava'ya yaklaşımı son derece
düşmanca bir yaklaşım. Bu da Amerika hükümetini zorlayan bir durum
yaratıyor. PYD'ye en büyük desteği uluslararası koalisyon ve Amerika
sağlıyor. Dolayısıyla ABD, PYD ile ilişkisini kesmek istemiyor. Bu da
Erdoğan ve AKP hükümetini çıldırtıyor. Sürekli bu hükümetlere baskı
uyguluyor bu da bazı zorlamalar yaratıyor. Bunu görüşmelerimiz de
gördük. Fakat şu konuda netler; DAİŞ'e karşı etkili mücadele eden PYD
ile işbirliği yapmaya devam edecekler. Suriye'deki çözümün modelini
yaratmaya çalışan PYD'yi herkes gün geçtikçe daha iyi anlıyor. Anlamayan
ve buna saygı duymayan AKP hükümeti dışında hiçbir hükümet neredeyse
yok.
'Bazı uluslararası güçler ilkesiz bir yaklaşım sergiliyorlar'
* Özellikle Kürdistan'daki savaşa dair Türkiye'ye dönük ciddi
eleştirilerin olduğunu biliyoruz. Buna rağmen Türkiye istediğini yapıyor
ve savaşı derinleştiriyor. Bu çelişkiyi nasıl yorumlamalıyız?
Uluslararası kamuoyu Kürdistan'da olup bitenler konusunda yeterince
hâkim değil. Partimiz, sivil toplum örgütleri bu konuda diplomatik
çalışma yürüttükçe görünür kılınıyor. Çünkü medya ciddi bir baskı
altında olduğu için tam anlamıyla yansımıyor. Yansıyanlar da halkta
büyük şok etkisi yaratıyor. Fakat hükümet bazı kaygıları nedeniyle
Erdoğan'ı kızdırmamak, Erdoğan'la ilişkiyi sürdürebilmek açısında ona
duydukları ihtiyaç nedeniyle Kürdistan'daki katliamları, insan hakları
ihlalleri konjektörel olarak görmezden gelebiliyorlar. Bazı Avrupa
ülkeler ve bazı güçler bu şekilde ilkesiz bir yaklaşım
sergileyebiliyorlar.
'PYD'nin saf dışı bırakılacağı bir Mınbiç operasyonu planlanıyor'
* Rojava'da yine sıcak günler yaşanıyor diyebiliriz. Mınbiç operasyonu
bir süredir gündemde, temaslarınızda bu konu konuşuldu mu? Böyle bir
operasyon bu süreçte başlayabilir mi?
Görünen o ki Amerikalılar, oradaki bazı Arap unsurlar ve Türk özel
kuvvetlerinden bazı ortak birliklerle birlikte ortak Mınbiç operasyon
yapılabilir. Bunun hazırlıkları yapılıyor gibi görünüyor. PYD'yi dışta
tutan bir Mınbiç operasyonu hazırlıkları… Bazı Arap grupların bu
çerçevede Türkiye'ye davet edildiği ve toplantılar yapıldığı, yine
bunların MİT koordinesinde Türk özel birlikleri ile birlikte operasyona
hazırlandığı ve tekrar sahaya gönderileceği Amerika'nın da bunun onayını
verdiği şeklinde bir durum söz konusu. Tabi ki biz Türkiye'nin
özellikle Rojava'ya karadan müdahale isteğini uzun süredir biliyorduk.
Bunun tehlikeli olduğunu hep söylüyorduk. Umuyorum ki böyle tehlikeli
bir yaklaşım içerisine girmezler. Bunu yapmak yerine PYD'yi, QSD'yi
desteklemek daha akılcıyken, bazı sözde ılımlı gruplarla işbirliği
yaparak, Türk özel birliklerini oraya göndermek Türkiye'nin fiili olarak
Suriye savaşına dâhil olması demektir. AKP ve Erdoğan bu çılgınlığı
yapmaktan çekinmiyorlar. Sonuçları kendileri açısında hayırlı olacağını
düşünüyorlar.
* Peki, Kilis'e dönük roketli saldırılar ve yine Antep'teki bombalı saldırılar bunun bir hazırlığı mı?
DAİŞ'in Kilis'i vurması danışıklı olabilir. Hatırlarsanız geçmiş dönemde
bir toplantının ses kayıtları sızmıştı. Şunu söylüyorlardı: "Birkaç
füzeyi Türkiye'ye atıp Suriye'ye girebiliriz." Bunu yapmalarının önünde
hiçbir engel yok. DAİŞ ile danışıklı bir şekilde bu provokasyonu yapıyor
olabilirler. Ya da DAİŞ Türkiye'yi son dönemlerde yeterince destek
alamadığı için uyarmak açısından da bunu yapıyor olabilir.