
Son on gündür HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş üzerinden bir fırtına kopartılmak isteniyor. Dolmabahçe'de HDP heyeti ve hükümetin ortak olarak açıkladığı 10 maddelik deklarasyonun ardından bu tartışma daha da yoğunlaştırılıyor. Bu tartışma iki ana eksen üzerinden yürütülüyor. Birincisi; açıklanan bu 10 maddelik deklarasyonunun kamuoyunda yeterli olarak tartıştırılmaması, ikincisi ise seçimlere kadar devam edecek yeni bir tartışma süreciyle Demirtaş üzerinden HDP'yi gündeme koyarak, gerilimler yaratmak ve HDP'yi sürekli olarak kendisini savunacak mekanizmalara hapsetmek.
AKP hükümetinin bu tarzı yeni değil. 12 yıllık iktidarları döneminde sürekli olarak uyguladıkları bir yöntem. Zaten AKP hükümeti, 2002 yılından bu yana gerilimler üzerinden iktidarını pekiştirmiştir. 2001 ekonomik krizinin ardından iktidar oldu, 2007 yılında hükümet ve asker gerilimi, 28 Şubat ve 367 krizi, 2009 ve 2011 seçimlerinde dönemin Kürt siyasal partileriyle gerilimler, 28 Mart 2014 seçimlerine ise 17 ve 25 Aralık operasyonları ve hükümete darbe gerilimi üzerinden prim yapmaya çalıştı.
Türkiye'nin gündeminin barış görüşmelerinin müzakare sürecine evrilmesine kilitlendiği bu dönemde, müzakare deyimini bile kullanmaktan imtina eden hükümetin yaklaşımlarını eleştiren Demirtaş ve Kürt siyasetçilere yönelik yeni bir şiddet dalgası gündemde. Şiddeti sadece fiziki müdahale olarak da değerlendirmemek gerekir. İktidarın uyguladığı psikolojik şiddet, fiziki şiddetten daha tehlikeli ve siyasal linçlere kadar uzanabilecek bir politikanın aracı haline gelebilir. Demirtaş üzerinden estirilen bu politikanın Karadeniz, Ege, İç Anadolu kentlerinde ya da metropollerde HDP'ye yönelik linçlerin de tetikleyicisi olmayacağının garantisini iktidar verebilir mi?
Hükümetin ve medyanın Kürt siyasetçilerine yönelik linç girişimleri yeni değil. 1990'lı yıllardan bu yana Kürt siyasetçilerine yönelik linç siyaseti izlendi. Geçmiş iktidarların izlediği psikolojik savaş yöntemlerini AKP dönem dönem dozajını daha da artırarak kullanıyor. DEP döneminde Leyla Zana, Hatip Dicle şahinleri temsil ederken, HADEP döneminde Murat Bozlak bir dönem şahin, bir dönem güvercin, DEHAP döneminde Tuncer Bakırhan, DTP sürecinde konjoktöre göre bazen Emine Ayna, bazen Aysel Tuğluk, bazen Ahmet Türk, şahin ya da güvercin siyasetçiler oldular. Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde alkışlanan, güvercin olarak görülen Demirtaş, bugün şahin kanadın temsilcisi olarak gösteriliyor.
Demirtaş üzerinden kopartılmak istenen fırtına AKP iktidarının seçim projesidir. Başbakan Davutoğlu'nun masasında bulunan kamuoyu anketlerinde HDP'nin ana muhalefet partisi rolünü üstlenecek bir sıçramayı yaratabileceği yönündeki işaretler hükümetten HDP'ye yönelik eleştirilerin ve psikoljik saldırıların dozunu da artırıyor. Yandaş medya her şeyde olduğu gibi bu süreçte de Demirtaş'ın bir proje olarak sunulduğunu iddia ediyor. "Demirtaş bir projedir" ama AKP'nin HDP'yi küçültme, seçim çalışmalarını engelleme projesidir.
Yandaş medyanın iki gündür hükümeti haklı gösterebilmek ve Demirtaş'a yönelik eleştirilerin dozunu artırmak için kırk takla attığına da tanıklık ediyoruz. Bir yandan Demirtaş'ı da bir proje olarak kamuoyuna kabul ettirmeye çalışıyor.
Bununla birlikte gazeteci kimliğiyle televizyon kanallarındaki tartışma programlarını dolduran bazı gazetecilerin söylem ve üsluplarının AKP yöneticilerinin söylem ve üsluplarıyla buluştuğuna da tanıklık ediyoruz. Demek ki bu projeyi medya ve hükümet birlikte planladı ve adım adım da uygulamaya koymaya çalışıyorlar. Bu projeler 1990'lı yıllardan bu yana uygulanıyor. Bugün barış görüşmelerinin devam ettiği süreçte daha da yoğunlaşacak. Çünkü hükümet Kürt sorununun çözümünde samimi adımlar atmadığı sürece, kendisine yöneltilecek olan her eleştiride birilerini hedef almaya devam edecek. Bugün Demirtaş, yarın başkaları.