***
Seçim dönemleri, doğal olarak büyük gerginlikler üretir ve kışkırtmalara zemin hazırlayabilirler.
Ne yazık ki son zamanlarda sadece faşist politik güçler değil, ama halk güçleri kapsamında ele alınan bazı devrimci akımlar da HDP’ye, PKK’ye ya da adayımız Demirtaş’a yönelik fiili saldırılardan kaçınmadılar. Faşist güçlerin saldırganlığını anlamak elbette zor değildir. Ama komünist ya da sosyalist olup olmadıklarını kendimce tartışsam ve bu tanımlara çok yakın görmesem de, genel anlamda "devrimci" olduklarını düşündüğüm bir takım siyasal hareketlerin haberlere yansıyan saldırganlığını kabul etmek mümkün değildir.
***
Tarihimizde çok fazla örnek ile sergilenebilecek bir hastalık olarak "sol güçler arasında şiddet kullanımı" eğilimi, iç sorunlarımızın çözümüne ilişkin yöntemlerimizi sisteme yönelttiğimiz mücadele biçimlerinden ayrıştıramamak yeteneksizliğinin ürünüdür. Bu yeteneksizlik, sınıfsal duruşu burjuvazi ile proletarya arasında "iki arada bir derede" pozisyonu sergileyen küçük-burjuva sınıflara özgüdür.
Ve ne yazık ki hepsi de "işçi sınıfı" üzerine bolca edebiyat yapsa da, solumuzun bütününün fiziksel varlığı küçük-burjuva sınıfsal temellere, orta sınıflara dayanır. Ve bu temel onu, sol içi sorunların çözümünde, proletaryanın halk demokrasisi yöntemlerini değil, burjuvazinin "iktidar" anlayışının türevi olan egemenlik yöntemleriyle çözmeye yöneltir. Bu yöneliş kendini, burjuvazinin zorba egemenliğinin bütün özelliklerini taşıyan: kararların alımında (tekçiliğin bir başka ifadesi olarak) merkeziyetçi; halk sınıflarından olmasına rağmen iç muhalefette tahammülsüz; burjuva iktidarlar gibi cezaya dayalı, burjuva iktidarlar gibi bürokratik olan yöntemleriyle sergiler.
Bu türden sol sekter gruplar kendilerini komünist kimlikle tanımlamaktan ürktükleri için, kendinden menkul tanımlar üreterek ve bunların içine girerek kendilerini tanımlarlar: Her zaman ulusalcıdırlar (milliyetçi). Bu nedenle Kemalizm’den kopamamışlardır ve öteki halklara yönelik içselleşmiş bir öfkeyi yüreklerinde her zaman taşırlar. İktidar kavramıyla toplu ve köklü bir hesaplaşma yapmayıp kavgasını sadece kendi üzerindeki iktidara karşı yöneltebilen bir anlayışla hastalıklı oldukları için, günümüzde erkek egemen anlayışa dokunmadan ve kadın sorununun çözümünü devrime havale ederek her zaman eril sistem kalıntısı yani cins ayrımcısıdırlar. Marksist olamadıkları için her zaman işçi sınıfı yerine "halk" kavramını ikame ederler; yani egemen sınıftan olmalarına karşın tam da Marksın eleştirdiği türden halkçıdırlar. Ve ortaya, kötü devleti yıkmakla görevli iyi devlet kurucuları olarak çıktıkları için sonuç olarak her zaman devletçidirler.
Çünkü küçük-burjuvazi rahatsız olduğu bugünün sistemi ile rahatsız olacağını düşündüğü yarının sosyalist sistemi arasında sürekli gelgitler yaşayan kararsız (tutarsız) bir sınıftır.
***
HDP’ye yönelik saldırıların arttığı günümüzde, Türkiye gibi bir ülkede HDP’nin nasıl önemli bir misyona sahip olduğunu kanıtlarıyla gördük.
HDP öncelikle sol muhalefetin zihniyet devrimi yapabilmesi için bir gereklilik hatta bir zorunluluktur. Bunca yıldır sömürgeci sisteme karşı büyük bedeller vererek ve genellikle yalnız bırakılmış bir mücadeleyi başarıyla sürdüren Kürt halkını, bugün seçimdeki tutumuyla AKP Devletine hizmetle suçlayabilmek, politik gerekçelerle değil ancak Kürt halkına karşı direnen milliyetçi tepkilerle açıklanabilir bir psikolojik vaka olabilir.
HDP gibi bir ‘yasal’ bir parti içinde bir araya gelen bir ittifak cephesi elbette sistem dışı bir kuruluş değildir. Böyle bir iddiası yoktur ve olamaz da. Ama biliyoruz ki HDP’nin "sistem içi" her adımı, sistemi sarsan, sorgulatan, tartıştıran, gerileten bir niteliğe sahiptir. Kürt Özgürlük Hareketinin yani Kürt halkının büyük desteğini de alarak ilerleyen HDP, Türkiye solunun önemli bir kısmının devrim programlarının ön adımını oluşturan Demokratik Devrim sürecinin en önemli hedeflerine vura vura ilerleyecek, Fırat’ın doğusunda yanan ateşi batısına da taşıyarak Murat’ı fitilleyecektir.
Demirtaş kültürünü iktidara taşıyalım
Şimdi var gücümüzle yapmaya çalışacağımız şey, Cumhurbaşkanlığı seçiminde oy kullanma koşullarına sahip olan herkesi sandık başına yönlendirmek olmalıdır. Ortamı bulandırmaya ve bulanık suda balık avlamaya çalışan politika ustalarının provokasyonlarını sonuçsuz bırakacak bir sağduyu ile, süreci başarıya taşımak zorundayız. Ve farklı düşünenlere ilişkin dilimizin de duruşumuzun da saygınlığında taviz vermeden, onları da anlamaya çalışarak; kendileri konumlarının farkında olmasalar bile ezilenlerin, sömürülenlerin, dıştalananların, zulme uğrayanların bütününü kucaklayan politikalarımızı uygulamaya devam etmeliyiz. Böylece, henüz oy sandıkları açılmadan, "Demirtaş" farkını yani çoğulcu demokrasinin özgürlük sevdasıyla içselleşmiş varlığını sergileyerek, insanı güzelleştiren, doğayı güzelleştiren, ahlakı güzelleştiren ve ancak barış sevdalısı bir kadında bu kadar güzel durabilen o güçlü kahkahalarla sandıktan çıkmamız gerekir.