İki muhafazakar aday, bir yenilikçi, barışçı aday. Adı Selahattin Demirtaş. Ülkede yetişen en özgürlükçü, en demokrat, en karizmatik ve en temiz. Saz çalmaktan başka çalmayı bilmiyor. Aklını ve duygularını birleştirebilen ve onu halkların hizmetine sunan bir insan. Elli bin insanın canına mal olmuş bir kavganın ortasından geliyor, yüreğine taş basıp elini uzatıyor, “barış barış” diye. Siyasetçi olması için "çok fırın ekmek" yemesi gerektiğini söyleyenlere geldiği yeri anımsatarak, her türlü eşitsizliğin var olduğunu vurguluyor; anlayanlara tabii.
Bir söyleşisinde;"Gençlik yıllarımdan beri omuzlarımdaki yük sürekli arttı. Bazen taşıyabileceğimden çok daha fazla misyon yüklediler. 'Ben o kişi değilim' deme fırsatı bulamadan gereğini yapmak zorunda kaldım. Milletvekili seçildiğim günden bugüne vekil olduğum için mutlu olduğum tek bir saati hatırlamıyorum…" diyebilecek kadar gerçekçi ve içten.
Diğer iki aday, halkın hep geri yanlarını örgütleme çabası içindeler. Biri otoriter ve buyurgan, diğeri İslami vurgularla oy toplamaya çalışıyor. Niye bunlara oy versin ki insanlar, toplumu muhafazakarlaştırmaya çalışanlara? Hangisi kazanırsa kazansın diğeriyle ortaklaşacak ve bu ülkede bu kadar muhafazakar var diyerek, halkın daha da muhafazakarlaşması için elinden geleni yapacak. Demirtaş ise değişimi temsil ediyor. Aldığı oy ne olursa olsun, değişimi dönüşümü temsil ettiğinden yine de kazanmış sayılacak ve halkın değişim umudunu çoğaltacak.
Erdoğan ve İhsanoğlu, sistemin devamından yana olan adaydır. Eleştirilerde Demirtaş’ın her kesimden oy istemesini, değişime adalete vurgusunu, barış ve dostluk çağrısı yapmasını kınıyorlar. Ama unutuyorlar, maske takıp samimiyetten uzak, hiçbir zaman dostluk eli uzatmayacakları kesimlerden sırf oy alabilmek için dokuz takla attıklarını...
Demirtaş, değişimin, adaletin adıdır. Kendisine ‘nasıl bir cumhurbaşkanı olacaksın’ı sorduklarında;
"Her şeyden önce adil olacağım. Aktif olacağım ama Başbakan’ın kastettiği gibi hükümete müdahale eden bir aktiflikten söz etmiyorum. Ezilenlerin cumhurbaşkanı olacağım. Katledilen kadının, tecavüze uğrayan çocuğun, grev yapan işçinin yanında duracağım, seslerini hükümete duyuracağım” diyebiliyor açık yüreklilikle, hep ben diyen otoriter Erdoğan’a karşın.
İşi zor, biliyoruz. Demokratik kurumlara, değişimden yana olanlara ve adil bir dünya isteyenlere görev düşüyor. Demirtaş’ın yolunu açmanın ona destek vermenin vicdani, insani bir borç olduğunu unutmadan oy kullanmak gerekiyor. Yeni bir dünya için, adalet ve özgürlük için, her gün yılmadan halkların uyanması için uyarılarda ve açıklamalarda bulunan Demirtaş’a destek vermek gerekiyor. Çünkü bugün umudun adı; Demirtaş'tır. Başka umut yok .
Demirtaş: Umudun adı
Zor bir dönemden geçiyoruz. IŞİD başta olmak üzere, İslam adına savaştığını iddia eden terör örgütlerinin saldırıları aralıksız sürüyor. İnanç ayrılıkları çatışmalara dönüşmüş durumda ve bu yüzden her gün yeni kıyımlar yaşanıyor. Bu durumun gerçek yüzünün emekçi halkımız tarafından kavranmasının oldukça zor olduğu bir dönemde cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidiyoruz. Savaşın yoğun olduğu ülkelerden hemen her gün göç dalgası kesintisiz devam ederken, işsizlik, açlık sınırında olan insanlar, uyuşturucu, fuhuş kadın sorunu vb. gibi engellere karşın seçim maratonu sürüyor.