BDP Eş Başkanı Demirtaş, Başbakan Erdoğan’a haklı olarak soruyor:
“Uludere’de ‘vurun’ talimatını verdin mi, vermedin mi?”
Cevap yok…
Günler geçti karşılığı yok.
Ya “evet” ya da “hayır” diyecek.
Demiyor…
Ancak Uludere basit bir olay değil.
“Operasyon hatası” denilse de son otuz yılın en önemli olaylarından biri. Niteliği itibariyle belki de Ortadoğu’nun…
Demirtaş’ın dediği gibi:
“19’u çocuk, 34 sivil cenaze var!”
***
AKP Şırnak milletvekili Mehmet Emin Dindar’ın insansız araç Heron’un dört saatlik video kaydını izledikten sonra Taraf Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, “Gördüğüm kadarıyla orada terör örgütünün olmadığı, oradaki insanların kaçakçı oldukları her halükarda belli oluyordu” demesi; Demirtaş’ın sorusunu ve Başbakan Erdoğan’ın vereceği yanıtı daha da önemli kılıyor.
Erdoğan’ın bir yanıtı olmalı; Bekliyoruz.
Video görüntülerde PKK’liler yok!
AKP milletvekili Dindar’ın dediği gibi “kaçakçı oldukları her halükarda belli olan” köylüler var…
İnsansız araçtan bu bilgiler alınıyor ve Başbakan’a iletiliyor. Asker kadar Başbakan da konuya vakıf.
 Yani ortada öyle söylendiği gibi bir “operasyon hatası” yok.
Ne düşünülmüşse, ne yapılmışsa bilerek yapılmış.
Eylem tesadüfen değil, tahammüden…
Anlaşılan o ki uzun yıllar sonra yeni bir Muğlalı olayı ile karşı karşıyayız.
1943 yılında Van-Özalp ilçesinde 33 Kürt köylüsü hayvan kaçakçılığı iddiası ile 3. Ordu komutanı Mustafa Muğlalı’nın emriyle kurşuna dizildiği hatırlardadır. O yıllarda olayın üzerine gidilmemiş  -ki bunun politik, toplumsal koşulları da pek yoktu-, Muğlalı adı kışlalara verilerek ödüllendirilmiş böylece devletin Muğlalı eyleminden hiç de uzakta bir yerde durmadığı anlaşılmıştı.
***
Durum şu ki, egemen-ulus milliyetçiliğinin kredisini yüksek tutarak tolare ettiği ötekini ezme, yok etme edimi kökleşerek kültürleşti. Ve ara örnekleri çok olan bugünkü sonuçlara ulaştı.
Buradan balkıdığında Demirtaş’ın sorduğu soru karşısında Erdoğan’ın vereceği yanıt ya da Uludere olayında alacağı tutum iktidarın, Kürtler ve Kürt sorunu karşısında nerede durduğu ve ne yapacağı hakkında vereceği fikir bakımından önemlidir.
O çokça düşlerini kurduğumuz arzu ettiğimiz demokratikleşme de bununla bağlantılı…
İktidarın Uludere yaklaşımı sadece Kürt sorunu açısından değil, demokrasi meselesi açısından da tayin edicidir.
Dolayısıyla iktidar etkili çevrelerin, “Kürtleri bastırarak Türkiye ‘de demokratikleşmeyi sağlamak” fikrinin ve bu fikre uygun geliştirilen politik-askeri eylemlerin doğru olmadığını/olmayacağını dile getirmeleri gerekir.
“İktidarı koruyalım” derken, toplumlar arası ilişkiler dağılıyor. Kim ne derse desin, Kürtleri yitirmiş bir toplum yarı bir toplumdur.
Kimi aydınlar ve iktidar ilişkili çevreler; Uludere ve sonrasında, uzak/ ilgisiz bir soğuklukla kalmaları ruhumuzu incitse de; Demirtaş’ın habire tekrarladığı ancak yanıtını alamadığı şu soruyu sorabilmelidir:
“Emir verdin mi, vermedin mi?”
Yanıtı ne olursa olsun çoğullar “sorma yoluyla” kendi eylemi haline getireceği bu soru her biri trajik öykülerin ilgisizlik ve kırılmışlığın kahramanı olan toplumda bir silkinişe, sorgulamaya yol açacak; bu da hem demokrasi açısında umut verecek hem de Muğlalıların çoğalmasını engelleyecektir.

delil-karakocan@hotmail.com