Kürt iseniz, ister gazeteci, ister hukukçu, ister eğitimci, hele ki siyasetçi-politikacı, barışa dair, kanın akmamasına dair, demokrasiye dair bir söylem ve yahut bir davranışta bulunmuşsanız, gözaltına alınma listesinin içinde muhakkak isminiz kodlanmış bir şekildedir. Değilse de, gündemin gidişatı bir şekilde sizi liste içi etmeye zorlayacaktır. Bu demek oluyor ki, sıfat mıfat çok ta önemli değil yeter ki siz o meşru el hareketini yaptığınız bir karede görünün ya da iktidarın bu tasfi ve savaş kompleksine tezaten bir söylemde bulunun, gözaltına alınmanızın nedenleriyle karşılaşmanız dudağınızı uçuklatabilecek şekilde olacaktır.
Şu günler de ise durum daha çok vahim bir hal almaya başladı. Dinlenmeye geçilen telefon görüşmelerindeki en sıradan diyaloglardan tutun da henüz dile dahi getiremediğiniz fikir ve düşünceler bile suç sayılabilir. Dedim ya, ismen de var olunduğu düşünülen adalet terazisinin şimdilerde bir montaj vidasını dahi bulmak mümkün değil bu ülkede.
Öyle ki Kürt iseniz, tutuklanmak için ‘sebep-neden’ denilen olgu, kavramın içini doldurdukları KCK, BDP, DTK, STK’nun olması yeterli görülüyor hükümetin savcısının lûgatında. Söz konusu tutuklama ise geriye kalan her şey teferruat sayılıyor artık.
Git gide çirkefleşen bu vaziyet doğrultusunda siyasetçiler, belediye başkanları, hukukçu ve gazeteciler de hedeflerin başında. Velev ki son iki buçuk yıldır tutuklandılar ve hala tutuklanıyorlar da. Kürtler ne bitecek gözaltılar, tutuklanmalarla ne de cezaevleri kotası doldu diye kapatılacak. Hükümet yeni zindanlar inşa edecek ya da mevcut tutukluları batıdaki cezaevlerine sürgüne gönderecek. Bütün hünerini bu meyilde sergilemeye başlandı bile.
2009’un Nisan ayından bu yana 7 bin 748 kişi gözaltına alınırken, gözaltına alınanlardan 3 bin 895 kişi tutuklandı. Son altı ayın bilançosu ise 4 bin 148 gözaltının gerçekleştirildiği, bunlardan bin 548 kişinin de tutuklandığı bilinmekte. Aralarında İl Genel Meclis Başkanları ve Vekilleri, Belediye Başkanları, Belediye Başkan Yardımcıları, Belediye Meclis Üyeleri, BDP Meclis Üyeleri, İHD Savunucuları ve Sekreterleri, Eğitim-Sen üyeleri ve üniversite öğrencileri başlıca yer alanlardır. Bunun adı diktatörlük, bunun adı otoriter rejim değil de nedir peki? Bu bir soykırım resmi değil midir? Bu Temsili Demokratik görünen ülkenin BDP’nin siyaset alanını tıkatması, daraltması ve tasfiye etmesi için Kürt avı misali hareket ettiği bu vaziyet, Temsili Demo-kritik bile olamaz.
Kürtlere dönük mazereti hazır bir argüman haline gelen ve iktidar odaklarının elden bırakmadıkları KCK adı altındaki siyasi soykırım operasyonlarının günden güne daha vahim bir hal aldığı, çirkefleştiği, çirkinleştiği ve kan donduracak şekle geldiği çok bariz. Ve şu da bariz ki, tarihten bu yana gözaltı ve tutuklamalar çözüm olmadığı gibi bu ülkenin tarih sayfalarında bir leke olarak kalmıştır. Bu da böyle biline!