Türkler ve Kürtlerin, Anadolu coğrafyasında yaşayan diğer halkların sorunu savaş değil. Savaş bir yansıma.

Silahlı çatışmanın, can kayıpların ortadan kalkması sorunlarımızı, sorunlarımızdan en büyüğünü ya da en önemlisini çözmedi, çözmeyecek. Bizim demokrasi ve çağdaş değerlerin bir toplumsal gerçeklik olarak oturtulması sorunumuz var.
Çatışmasızlık, geri çekilme yarı-despot bir rejimin hakim olduğu bir ülkede demokratik gelişmeye ne kadar katkı sağlayacak? Şimdi sorulacak temel soru bu.
Yeni Anayasa’da bugün birçoğunun yazıp çizdiğinden çok daha önemli düzenlemelerin hayata geçmesi gerek. Cumhuriyetin tanımından, Kürtlere özerklikten, başkanlık sisteminden, yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden ya da federasyondan falan bahsetmiyoruz.
Herşeyden önce bireylerin, Türkiye vatandaşlarının ifade ve örgütlenme hürriyetlerinin güvence altına alınması önümüzdeki en büyük sorun. Türkiye’de insanların fikirlerini açık ve özgür bir şekilde beyan etmelerinin önünde hala bir dolu engel var.
Türkiye’de yeni demokratik dönüşüm tüm birey haklarının gelişmiş demokrasilerdeki örneklerinde olduğu gibi karşıtlarınca dahi savunulduğu bir düzene ulaşılmasını sağlayacak mı? Yoksa bireyin önüne sürekli milliyetçi hassasiyetler, dini hassasiyetler, toplumun değer yargılar vb. duvarlar örülmeye devam mı edilecek?
10 senedir yaşadığımız tecrübeler AKP’nin ileri bir demokrasi kurumlaşmasından ziyade gerici bir iktidarlaşmanın peşinde olduğunu bize gösterdi.
AKP’ye rağmen ve AKP’nin iktidarda olduğu bir ortamda demokrasi mücadelesi son derece zorlu olacak. Hiçkimse bunun aksini iddia edemez. En çok zorlanacak kesim de yine bu alanda en keskin mücadeleyi yürüten Kürtler olacak.
Yeri gelmişken şunu da belirtmek gerek bugün gelinen noktanın AKP iktidarının dünya görüşüyle alakası yok. Bugün CHP de, MHP de aynı güçle iktidarda olsa er ya da geç Kürt hareketiyle bir anlaşma zemini arayışına girecekti. Ortadoğu’daki konjonktürel durum, Kürt hareketinin geldiği noktayla birleştiğinde Türkiye’deki iktidar gücü kendi bekasını düşünerek bu masaya oturacaktı. Bu anlamda bugünkü barış süreci ne AKP’yi barışçı, ne de Tayyip Erdoğan’ı De Klerk yapar. Barışın gelmesi yönündeki adımlar AKP’nin Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen bir güç de yapmaz.
***
Kürtlerin farklı bir gündemi ve ajandası var. Kimlik sorunu, statü sorunu Kürtlerin bir halk olarak varlığını sürdürmesinin sağlanması için bu gündemde öncelikli. Kürt mücadelesinin ilerleyişi bu ana hatlar üzerinden yürüyor.
Kürt mücadelesinin bu dönemde Türkiye’deki her birey için en ileri, en geniş tarifli bireysel hakları, özgürlükleri radikal bir şekilde savunması da aynı şekilde bu gündemde öncelikli maddelerden biri olmalı. Türkiye’de demokratikleşme için bunların mücadelesini yürütecek başka hiçbir güç yok.
Kürt mücadelesi 30 senelik devrimci bir gelenekten geliyor. Başka hiçbir hareketin yapmayacağı şekilde iktidar paylaşımı falan istemiyor. Çünkü Kürtler şu tehlikenin çok ciddi bir şekilde farkında: Gerçek bir demokratik rejimin oturmadığı bir Türkiye’de her alt-üst oluşta ilk gözden çıkarılacak olan kesim Kürtlerdir.
İşte bu yüzden demokrasi mücadelesi, teker teker bireyler için verilecek mücadele önemlidir.